İnsan bir fikir'e, eyleme karşı çıkarken, mutlaka alternatif üreterek yola çıkması gerekir. Diğer türlü her eylemi havada kalır, inandırıcılığı olmaz. Türkiye'de ki muhalif yazar, çizerlerin sorunu tam da bu. Hükümet bir eylem yapıyor, karşı çıkanların alternatif bir söylemi yok. Var gibi bir kaç söz söyleseler de, uygulanabilirliği yok. Hedef saptırma tek bildikleri. Karşı bir eylem veya söylem geliştiremiyorlarsa mutlaka işin içine gündemde ki konudan alakasız bir konuyu tartışmaya açıyorlar. Onun üzerinden iktidar sahiplerini eleştirseler de alakasız söylemlerinden dolayı toplum tarafından kabul görmüyor.
İktidar sahiplerinin taraftarları, yazar ve çizerleri daha vahim durumda. İktidar Erkin'in söylediği bir konu hakkında savunma adına bir şeyler söylese de, kısa süre sonra boşluğa düşmekten geri kalmıyorlar. Toparlanma desen hiç yok. Algılar ile bir şeyler yapsalar da kısa süre sonra havada kalmadan ileri gitmiyor. Halk nazarında bu söylem ve savunmaların bir değeri varmı? desek her taraftar grubu farklı bir söylem geliştiremediğinden olumlu veya olumsuz her söylem ve eylem geçerliliğini koruyor. Sakıncası nedir? Dersek uzun vadede geçerliliği olmayan bir düşünce olarak orada kalıyor. Heba olan nesiller kar olarak bize kalıyor.
Miras sadece kendinden sonra kuşaklara aktarılan mal, mülk ile olmuyor. Birde itibar mirası var ki, mal, mülk gibi zamanla kaybolup gitmeyen. Bunu sadece bilenler bilir. Fevri hareketlerde ilk akla gelen insanın malı, mülkü değil, kendinden önceki kuşakların aktardıkları akla gelir, dikkate alınır. Dede, ata bir itibar bırakmamışsa ne yaparsa yapsın, kelimelerin, sözlerin bir önemi olmaz. İnsanın en Ufak bir yanlışında, söyleyen den önce ataları yargılanır. Onun için itibarımıza iyi bakmamız lazım, çünkü bizden daha çok yaşayacağı kesin.
İnsanın geçmişi ile yüzleşmesi, bir başarı, bir insani davranış olsa da yapabilen kişi sayısı o kadar da fazla değildir. Pişmanlıklar insanı rahatsız eder bu nedenle insan bu rahatsızlıkla yüzleşmek istemez. Yaptığı yanlışlık ve hatalara hep bir bahane bulma arayışındadır. Bu davranış onu rahatlatsa da, gerçeği yok edemez. Yaşadıklarımız biz öldükten sonra da bizi takip ader. Ne zamana kadar? Açtığımız yol yok olana kadar. Bazen bu bir yıl sürer, bazen yüz, bazen de belki binlerce yıl. O yolların elbette hesabı sorulacak, bu bazen olumlu bazen de olumsuz olarak bize dönecek.
Bazen bir insan çok acı bir olay ile karşılaştığında, ya da kendisi o acı ile muhatap olduğunda ağlamaz güler. Çevredeki insanların tuhafına gider bu durum. Aslında şaşılacak bir şey yoktur. İnsan doğasının gereğidir bu. İnsan küçük acılar karşısında ağlar, büyük acilarda ağlamak insanı kesmez, onun için güler. Gülmek sadece komik bir olgunun karşılığı değildir. Acilarda insanı güldürür. Onun için insan karakteri ayırmaksızın her insanın İnce bir noktası vardır, oraya ne olursa olsun dokunmamak lazım. İnsan yarayı, büyük acıyı işte oradan, o İnce noktadan alıyor.
İnsanların kişilikleri, karakterleri ve davranışlarında bir tutarlılık olmadıktan sonra hangi ülkede, hangi toplumda yaşamış olmanın bir önemi yoktur. Davranışlar ve insan ilişkileri hayatın akışına yön verdiği sürece, insanın iyi olup olmadığının bir önemi yoktur. İyilik gelenekten, kültürden gelir. Bu da bazen kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Benim iyi bildiğim bir davranış, başkası için kötü olabilir. Önemli olan davranışların evrensel olmasıdır. İkinci dünya savaşında Alman halkının davranışları evrenselliği en iyi örnektir. Hitler rejiminin yaşaması için her türlü değeri bir kenara bırakarak, rejime karşı olanları ihbar ederek binlerce insanın yok olmasına sebep olanlar iyi midir? Kötü müdür? O zaman iyi bir davranış olarak kabul edilen bu hareket şimdi hiç de hoş karşılanmıyor. Bu davranış biçimi Sovyet komünizm döneminde ve Çin kültür devriminde de görülmüştür. Bununla sınırlı mı? Kesinlikle hayır. Bu Her dönem kendini güvene alma peşinde olan insanların tipik bir davranışıdır. Ve bunun kültür ile gelenek ile bir ilgisi olmasa gerek. Ya da yaşadığı toplumun gelenek ve kültürünü özümsemiş insanların bir davranışıdır. Hiç de azımsanamayacak bir kitle tarafından yapılan bu hareket sadece insanların değil ülkenin kaderiyle uyanıyor ki acısını çoğu zaman dünya insanları çekiyor.
Herkesin ettiğinin karşılığını bulduğu bir dönem mutlaka oluyor. Bu bazen bir günde bazen yıllar sonra karşısına çıkıyor. Çıkıyor da insan bunun bilincinde mı? İşte orası muamma. Kendine göre bir savunma mekanizması oluşturarak ettiklerini başka mecralara kaydırma yoluna gidiyor. Kabul eden varsa da kendine dokunan bir şey olmadığı zaman yapıyor. Karakter oluşturma da önemli olan bu olgu, kimse tarafından kabul edilmediğinden, insan karakteri de git geller ile belli bir kalıba oturtulamıyor. İnsanlığın sorunu bir noktada burada sıkışıp kalıyor. Binyıllardır çözülemeyen bu problem daha da çözülecek gibi gözükmüyor.