Günümüz teknolojisi ile doğru bilgiye ulaşmak kolaydır. Yalnız edindiğin doğru bilgiyi sunmak kişilik, ahlak gerektirir. Zordur ama imkansız değildir. Kişinin Doğru yerden alınan güvenli bilgiyide içselleştirmesi gerekir. Başkasına satarken yanına bir şeyler katmadan, değiştirmeden, algı yapmadan doğru yerde, doğru zamanda kullanması gerekir. Ahlaklı bir toplumda doğru bilginin albenisi vardır. Yalnız ahlaksız bir toplumda doğru bilgi itibar görmez. Kişinin düşüncelerine ters olan doğru bilginin o kişi için bir anlamı yoktur. O sadece kendini tatmin eden bilgiye bakar. Bilginin doğru olup olmaması onın için bir önemi yoktur. Hayatını böyle devam ettirir. Kendinden sonrakilere vereceği bir şey yoktur, elbette bunu da bilir. Önemli olan kendisidir, birreysel düşünme hayatı olmuştur onun. İşte böyle insanlarla toplumu kalkındırmaya çalışıyoruz. Boşa kürek çelmedir bu ama yapabilecekte bir şey yok. Atsan atılmaz, satsan asatılmaz posizyonuna geldik, bir türlü de çıkamıyoruz.
Öyle sözde akademik insanlar var ki, adlarının önlerinde bir sürü san. Ancak aktardıkları bilgi sadece belli bir çerçeve içerisinde, belli bir daire içerisinde dolanır durur. Toplumda bununla bir sonraki aşamaya geçeceği ümidi ile yaşar. Ama gerçekte sadece rüyalarında gerçekleşir ilerleme. Bir çok yerde görüyoruz Cumhuriyetin ilk yıllarını anlatırlar, Atatürk devrimlerinin yanlışlıklarını, elbette yeni bir devlet savaştan çıkmış yanlışlar olmuştur. Ama öyle şeyler anlatılıyor ki ilerleme ile ilgisi olmayan konular ilerlemenin engeli gibi anlatılıyor. Mesela Fes’in kaldırılması. Çok büyük bir olay gibi, kaldırılsa ne olur kaldırılmasa ne olur. Köyde biri söylemişti;
-Atatürk Fes’i bile kaldırdı. Ne istedi?
Bende
-Dedenin resmi varmı?
-Var;
-Deden orada Feslimi, ya da babandan duydun mu hiç babası Fes takarmıydı?
-Yok takmaz mış.
O zaman seni neden rahatsız etti, seninle ne alakası var. Dedim yanımdan kalkıp gitti.
Bunun gibi örnekler çok fazla. O dönem ülkenin yüzde doksanı kırsal kesim. Kırsal kesim ömürlerinde hiç Fes takmadılar zaten. Onlar için kaldırılsa ne olur, kaldırılmasa ne olur.
Diğer tarafdan Atatürk bir gecede insanı cahil yaptı diyorlar. Bunun da gerçeklikle bir alakası yok. Osmanlı dönemi 1890 yılları ülkede okuma yazma oranı yüzde sekiz. Harf inkialabı olduğunda ise sadeve yüzde on. Okuma yazma bilenler zaten savaşda yok olmuşlar. Ülke nufusunun yüzde doksanı kırsal kesim. Kırsal kesim 18 ile 50 ayaş arası savaşta gelmemiş, kadınlarda okuma yazma oranı yüzde bir. savaşdan kalan insanların okuma yazması yok. Bu insanların harflerini değiştirsen ne olacak. Zaten okuma yazma bilmiyorlar. Bırakın latin harflerini Çin harfinide getirseniz değişen bir şey olmayacak. Ama ne yazık ki belli ideolojiler için bunu ısıtıp ısıtıp her dönem anlatmanın bir anlamı yok. Sadece belli kesime verilen bir propaganda aracı olmadan öteye gitmiyor.
Elbette yanlışlar yapılmıştır. Ama süreci etkilemeyen konular hakkında bir şeyler söylemek acizlikten başka bir şey değildir. Belli çevrelerden alkış alacağım diye ahlaksızlık yapmanında bir anlamı yok herhalde.
Onun için ekenomik olsun, bilimsel olsun kendinize bir hedef koyarken. Sizden daha iyi olanları örnek alarak sizin hedefiniz olmasın. Ekonomik olarak çok iyi durumda olarak gözükebilir, daha iyi ve kaliteli yaşam sürebilir. Bunu belki de borçlanarak yapıyordur. Bilemezssiniz. Bilimsel yönden de öyle. Sizin hiç duymadığınız, sizin bilginiz olamayan bir konu hakkında bilgi sahibi gibi gözükebilir. Ancak bilgi sahibi olduğuna inandığınız bilgi doğru değildir. Yanılırsınız. Bilgi değerlidir ve en büyük servettir. Tabi kullanmasını bilene.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder