Coğrafya kader mi? diye sonu gelmez bir
tartışma vardır. Coğrafyanın kader olup olmadığını bilmem ama beraber yaşadığın
insanlar herhalde kader. İnsan geleceğinin coğrafyanın etkileme gücü olsa da
zayıftır. Gerekirse coğrafya mücadele edebilirsin. Olumsuzlukları olumluya
çevirmek imkansız değildir. Yalnız beraber yaşadığın insanlarla mücadele bazen
öyle hale gelir ki varolma mücadelesi ile karşı karşıya kalırsın. Ya var
olacaksın ya da yok edeceksin. İşte varolma mücadelesi burada kader’e dönüşüyor.
Bu topraklarda var olma mücadelesi
verdik. Öldük öldürdük. Ama sonuçda kazandık. Yalnız başımıza değil
yüzyıllardır aynı topraklarda yaşayan insanlarla birlikte yaptık bunu. Ne onlar
bize ne de biz onlara düşman gözü ile bakmadık. Dostlarımız çoğaldı,
düşmanlarımız azaldı. Aynı coğrafyada kader birlikteliği etmişcesine mücadele
ettik ama bir yere geldi tıkandı. Birileri daha çok kazanma hevesiyle hareket
etmeye başladı. Dostluğumuzu çekemediler. Bir ondan öldürdüler biz bizden
düşman etmeye çalıştılar. Kısmende başarılı oldular. Bizi birbirimize
düşürenler bizden gibi gözüken bizden olmayanlardı. Kandık onlara, kandırıldık.
En zayıf yerlerimizden vurdular bizi. Sizdeniz dediler inandık, bize
dediklerini dostlarımıza da dediler onlarda inandı. Bir araya gelip birbirimize
sormadık bunlar kim diye? Kim olduklarını bilemedik. Kim zannettik. Sonunda
kaybettik.
Hep dost kazanmak için yola çıktık.
Düşmanlarla geri döndük. Bu coğrafyada hayatta kalabilmek için dost kazanmanın
önemini kavrayamadık. Bir dost kazanmak uğruna yüzlerce düşman edindik. Sonunun
ne olacağını hesap etmekten uzak fikirlerle kendimizi kandırmaya çalıştık.
Kandırıldık. Sırtımızı dayayacak dostlarımızı ufak menfaatler karşılığı
birilerine peşkef çektik. Bunlarada dost dedik. Sırtımızı dayadık arkamızdan
vurulduk. Biz onları vurduk, onlar bizi bunları hep dostluk uğruna yapıldığını
zannettik, gerçeği göremedik. Kaderimizi coğrafyanın çizmesine rıza
göstermedik. Her şeyi zorladık olmadı.
Komşularımız en iyiye ulaşırken biz
yerimizde saydık. Birbirimizi
öldürmekten düşmanımızı göremedik vurduk vurulduk bugüne bu şekilde geldik. Ya
bundan sonra?
Küçük azınlık dediğimiz birilerinin
hayat standartlarını yükseltmek için çoğunluğun hayat standartları düşürülmesi
lazım. Küçük ve alakasız gündemlerle kamuoyu meşgul edilecek ki asıl konular
konuşulmayacak, servet transferleri sessizce el değiştirecek. Kimin için?
Bizden olmayan küçük bir azınlık için.
Göremedik dedik? Gördük, görerek yapıldı
her şey. Parmaklarıyla düşmanı gösterdiler, biz parmak uçlarına baktık,
parmadığın sahibine bakmadık. Bize gösterdikleri düşman değildi, sadece hedef
gösterdiler. Hedefi yok ederken bizde yok olduk.
Yok olma kaygısı taşımayanlar yok mu?
Elbette var. Bunlar kendi etraflarında dönmekten, çıkar çevrelerine, güç odaklarına
kendilerini pazarlamaktan yok olmayı düşünemeyen kişiler. Bir zamanlar bunlar
toplum içerisinde sessiz hareket ederdi. Toplum tarafından ayıplı mal sınıfına
girerdi. Artık öyle mi? Bu işler artık gözümüzün içine bakarak, alenen
yapılıyor. Toplumsal bozulma da burada başlıyor herhalde. Hep toplumsal
bozulmalardan dem vururuz ya artık vuramaz hale geldik. Onlar güçlendi biz
güçsüzleştik.
Herkesi düşman edindik de, bu dönenleri
bir türlü DÜŞMAN edinemedik. Her şeyi dert ediniyoruz ya Bu da bize katmerli dert olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder