İnsan herşeyi merak eder de yaratılışını hiç merak etmez. Bu merak ve şüphesi balçıktan yaratıldığı dan olabilir mi? Acaba. Güzel şeylere ilgi duyması Berzah dan bir şeyler hatırlıyor olmasındanmıdır acaba? Allah her şey ile güzeldir, kötülük yoktur onda, Allah insanı balçıktan yarattıktan sonra üfledik ve hayat buldu diyor. Peki bu çirkinlik ve kötülüğü insan nereden aldı. Mayası olan balçıktan mı? Toprak insana şüpheyi verirken, kötülüğü de beraberinde mi getirdi? Sadece gördükleri ile yaşayan insan, hislerine güveni ne zaman öğrenecek? Görülen her şey doğrumudur? Bu soruların hiç birine cevap veremeyen, acizliğini kabul etmeyen insan başkalarının hayatları üzerine plan kurmaktan geri durmuyor. Önce kendi hayatının planını yap diyeceğim ama o planda onun tarafından yapılıyor.
Hep deriz ya insan dünyaya garip gelir garip gider diye. Ama yaşantımız hiç de öyle değil. Dünya bizim etrafımızda dönüyor sanarak yaşarız. Sözler hep havada, ama gerçekler çok farklı. Gerçeği göremeyen insan, kendine göre gerçekler yaratmaktan da geri durmaz. Hep hayal kurar, kendini vazgeçilmez sanır, öylede yaşar, ama mezarlıklar bu kişilerle doludur. Onlarında hayalleri vardı, vazgeçilmezlerdi, ne oldu hepsi bitti. Sadece anılarda yaşıyorlar, onun da iyi mi? Kötü mü? Olduğunu kimse bilemez. O anılarda bir gün bitecek.
Millet seni beğense ne olacak, beğenmese ne olacak? Sokacak cennetleri mi var? Yoksa rızık mı? veriyorlar? Kendi dertleri oldu mu? Etraf fırtına, sana gelince bin bir çeşit bahane. İnsanı yok eden Nobran tavırlardır. Dün vardı, bugün var, yarında olacak. Hak ile batılın mücadelesi gibi hiç bitmeyecek. Elbet birileri kaybedecek. Ama kim olacağını kim bilir!
Kaybetme demişken, kaybedenler gerçekte haksızmıdır, yoksa kendini yeterince Anlatamamış, ispat edemediği için haksız olarak mı gözükmektedir. Tarih kaybettiği halde kendinden sonra haklı olanlarla doludur.
İnsan kendini tanımak, başkalarına kendinin nasıl biri olduğunu anlatmak, kanıtlamak için bin bir türlü yollara başvurur. Kendi olmaktan çıkar, hayallerinde ki insan kılığına girer, öyle yaşar ancak aslında bu kendi değildir. Sadece olmak istediği kişidir. Kişilik değiştirir. Bir kendi vardır, bir de olmak istediği kişi. İkisi arasında gidip gelmeler insanların kafalarını karıştırdığı gibi, kendi kişilik bozukluğuna da sebep olur. Aslında kendi olmaktan çıkıp hayallerindeki kişi rolünü oynasa her şey düzelecek ancak bir türlü o kalıba giremez. Bu durum insanların genelinde vardır. Düzelme kişiden başlar diyoruz ama kişiyi bir türlü istediği kişi olarak kalıba sokamıyoruz. Başladığı yerde biten bir sürü hayatlar bu şekilde heba olup gidiyor. Kişiyi düzeltemeyince, toplum düzelmiyor, ülke düzelmiyor. Sonuç da elimizde ucube bir insan topluluğu kalıyor.
İnsan kendini bilirse Allah'ı da bilir, kâinatı da bilir. İşe imkansızlardan, acılardan başlaması gerekirken insan işin kolayına kaçıyor. Kolay ile başladığı işi aynı şekilde devam ettirmek, tembel, hiç bir şey üretemeyen, pısırık insan haline geliyor. Uzakları yakın etmek varken, yakınları uzak etme peşinde koşuyor. Acı insanı geliştirir, olgunlaştırır. Gençlik yıllarını, olgunlaşma dönemi gibi yaşar. Derler ya " yaşlı insanların düşüncelerini, genç insanlara versen dünya daha yaşanabilir bir yer olur" sözünün gerçeklik payı yabana atılamaz.
Hani Nasreddin Hoca ya atf edilen bir fıkra var. " Yoldan geçen bir şahıs Hoca dışarıda bir şey arar halde görünce sorar Hocam ne arıyorsun. Hoca içeride bir şey kaybettim onu arıyorum. Aman hocam kaybettiğin şeyi neden burada arıyorsun, içeride arasına, Hoca orası karanlık onun için burada arıyorum der." İnsanda aslında aynen böyle. Bir şeyler kaybettiğinin farkında ve arıyor da yanlız galiba yanlış yerde arıyor. Ovada kaybettiğini dağda, dağda kaybettiğini ovada arıyor, onun için hem aradığını bulamıyor. Daha da ilginci kesin bulamayacağı şeyi aramaktan hiç vazgeçmiyor. Umut fakirin ekmeği hesabı. Doğru zamanda, doğru yerde olmak varken, yanlışların peşine düşmüş insandan umut bekler hale geldik. Ama aradığınızı hiç bir zaman bulamayacağız. Cennet umut ederken, cehennem kapılarına dayanmak var işin sonunda. Ama bunu da bilmiyoruz.
Ortada kaybolan bir şey var. Bunun farkındayız ancak Kaybettiklerimizi doğru yerde aramıyoruz. İşin kolayına kaçıp bir şeyler arıyoruz, ne aradığınızı da bilmiyoruz. Zamanla aradığımız şey içinde biz de kayboluyoruz. Bizi bulacak biri var mı? Onu da bilmiyoruz. Kayıp olarak geldik, hiç bir şey yapmadan, kayıp olarak gidiyoruz. Hiç kimse de demiyor ki, İnsan kaybolmuş ama farkında değil.
Dünya da, ülkede, şehir de, köyde, mahallede, kaybolduk. İşin ilginç yanı, evde kaybolduk. Hiç kimse sen neredeydin diyede sormuyor. Çünkü herkes kaybolmuş. Ne olduğu bilinmeyen, nereye çıkacağını bilmediğimiz bir yolda ilerleyip duruyoruz. Ya gittiğimiz yol çıkmaz sokaksa? Onu da bilmiyoruz. Böyle bir hayattan başarı beklemek ahmaklık değil de nedir?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder