Çobanlar yaylada koyun ağıllarının sınırlarını belirlemek için yüksek yerlere taştan insan boyuna kadar olabilen yapı yaparlar. "Burası benim ağılımın sınırı" demek ister. Herkesde bunu bilir. ( Şimdi böyle bir şey kalmadı ayrı mesele)
Bu yapı sistemine bazı yörelerde çoban oyuncağı denir. Bize özgü olmayan bir çok mediniyette de görülen bu uygulama bize Orta Asya dan gelmiştir. Yaklaşık bin yıldır sürdürdüğümüz bu gelenek nedense son yirmi, yirmi beş yıl önce yok oldu. Bin yıllık bir kültürü bu kadar kısa bir sürede yok etmek de bize nasip oldu. Altmış yaş üzeri bazı kişiler bu kültürü devam ettirme çabasında olsa da ülkeyi Afgan çobanların istilasından dolayı en geç yirmi yıl içinde yeni nesil bu ne saçma şey diyerek geçmişini eleştirecektir.
-------------------------------------------------------------------
İnsan beyni üç kısımdır. Başka bir varlıkta olmayan bu yaratılış doğru kullanıldığında insanı melek yapar, kullanılmadığı takdir de rezil eder.
Birinci bölüm sürüngen bölümüdür. Sürüngenler gibi hareket eder. Sadece tehditlere karşı kendini savunmak için saldırır. Önemli olan kendi hayatıdır. Kendi hayatına vücut bütünlüğüne verilecek en ufak bir saldırıyı tehdit olarak algılar ölümüne saldırır. Hayat felsefesi bunun ötesine geçmez.
İkinci bölüm yürüyebilen hayvan beynidir. Kendini savunmada, ve tehditte daha hızlı hareket eder. Evcilleştirilebilir. Yakınlık duyduğu sahibine neden yakın olduğunu idrak edemez. Önemli olan sahibinden gelecek sevgi değil menfaattır. Ölçüsü değişken olur. Bir kaç yerden menfaat gelirse her birine ayrı ayrı sadakat gösterir. Menfaatin bittiği yerde dostlukta, sadakat da biter. Kısacası değişkenlik üzerine kurulu bir düşünce, hareket sistemi.
Üçüncüsü, ise hepsini kapsayan beyin sistemidir. Doğruyu yanlışı ayırabilen, menfaati için yanlışı savunmayan, hayatta kalmak için hak hukuk gözeterek yaşamıyı bir erdem olarak gören beyne sahip olan insan beynidir.
Doğumdan itibaren safha safha beyin gelişir. Önce sürüngen beyin, sonra hayvan beyni tam kemale erince de insan beynine sahip olur. Ama problem şudur: her insan üçüncü safhaya geçemeyebilir. Bazısı sürüngen beyinde kalır, bazısıda hayvan beyninde. Hayatta kalma da bir problem olmaz. Çünkü üçüncü safhada ki kişiler diğerlerini tolere eder.
Her insan hangi safhada olduğunu bilemeyebilir. Ancak İnsan kendisine bazı sorular sorar, verdiği samimi cevaplar hangi safhada nolduğunu bilmesine yardımcı olur. Önemli olan samimiyettir.
--------------------------------------------------------------------
Kırsala gelen birisi ilk defa görmüş gibi Hayvan gübresinin (teslik) denen yere atılmasını hayretler içinde ifade eder. Hele kokusuna hiç dayanamaz. Burnunu kapatır, ne iğrenç koku der. İlginç olan aynı kişi şehirde evinde kedi köpek besler. Evindeki kokudan rahatsız olmaz. Hele beslediği hayvanı parka çıkarıp gezdirirken hayvan doğal olarak dişkılar onu peçeteyle alır çantasına ya da cebine koyar. Bundan rahatsızlık duymaz. Kendi hayvanının kokusu onu rahatsız etmez. Siz hiç köyde hayvanının dışkısını cebine, çantasına koyanı gördünüz mü? Olmaz çünkü. Dışkının yeri bellidir teslik denen yer.
Burası dünya işte böyle terslikler olağan olarak görülüyor. Bu alışılmışlıktır. Alışkanlıkların doğrusu yanlışı olmaz. Sadece sık tekrarları olur. Kötü bir davranış da olsa sık tekrarlanan bir alışkanlıksa bu davranış bir zaman gelir sıradan hale gelir. Ne yapanı ne de toplumu rahatsız etmez. Konuşulacak bir mevzu olarak da görülmez.
---------------------------------------------------------------------
İnsan kendine şunu sormalı "araçla gidiyorum kavşakta bana kırmızı ışık yandı durdum. Ancak çoğunluk geçti. Ben burda enayimiyim, ahlaklımıyım? Yada güvenlik şeridini kullanmamak ahlakla ilgili mı? Yoksa enayilik mı? Kamu yada özelde sıra alıp beklerken sıra almadan işini yaptıran ahlaksız mı? Yoksa uyanık mı?" İnsan kendine bu soruları sorup cevabına göre ne olduğu ortaya çıkar. Din eşittir ahlaktır. İslam'ın şartı beş miş, imanın şartı altıymış hepsi hikaye İslam'ın tek bir şartı var AHLAK ve EDEP bunlar olursa gerisi gelir. Geriye de sadece kelime-i şehadet kalıyor. İbadetler mi? O ikincisi bir şahsı ilgilendirmez. O Allah ile kişi arasında bir konu. Ben şahsın ibadetine değil ahlâk ve edebine bakarım. Bunlar kişi de yoksa gerisi de hikâye. Ben hikâyeleri sevmem. Hikayede okumam zaten.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder