İçki haramdır. Sadece içene değil, satan, yapan,baynı mekânda bulunan, meze hazırlayan, meze taşıyan vb. Hepsine günahtan bir pay vardır denir. Bu kesin bir bilgi midir, içen için evet, ya diğerleri orasını Allah bilir. İçkinin insana bedenen ve ruhen faydasından çok zararı vardır bu kesin doğru bilgidir. Üçüncü bir kişiye zararının dokunduğu anlar vardır, bazende yoktur. Şahıs evinin bir köşesine oturmuş içiyor ve sızıyor, sonra ayıkınca normal hayatına dönüyor. Burada etkilenen sadece kendisi. Bu büyük günahlardan mıdır? Etkileme gücüne bakmak lazım. Kendinde olmayan bir durumda yaptığı hareketler toplumu zarara sokan davranışlar sergiliyorsa günah büyüktür. Sadece içkiden sorumlu tutulmaz topluma verdiği zararlardan da sorumlu tutulur. Mesela iftira, yalan, taciz gibi hareketler ayrı değerlendirilir. Ben kendimde değildim, yaptıklarımı hatırlamıyorum diyemez. Sebep-sonuç ilişkisi devreye girer. İçmeseydi yanlış davranışlarda bulunmazdı.
Zulüm 'ü ele alalım. Pek dillendirilenmeyen büyük günahlardan birisidir. Zulmü kim yapar, zalim idareci, yönetici, yetki makamında olan herkes. Bunlar oraya nasıl geldi? Getirenin sorumluluğu yokmudur? O günah payından hiç hisse düşmez mi? Ayette " Zalime meyletmeyin ateş dokunur" diyor. İçki mi daha günah, zulüm mü? Haccac bir alime sorar. "Uyku mu hayırlıdır, uyanık olmak mı?" Alim der ki normalinde uyanık olmak hayırlıdır, yalnız senin için uyku hayırlıdır " der. Haccac şaşırır. " Benim diğer insanlardan ne farkın var" âlim der ki: "Sen zalimsin, sen uykuda olursan, zulüm az olur " der. Uykunun, uyanıklıktan hayırlı olduğu durumlarda varmış. Böyle büyük bir vebalin altına insan niye girer? Kendine göre haklı sebepleri vardır. Mesela zalimin yaptıklarının mutlak doğru olduğuna inanır. Belki de rızkını onun verdiğine inanıyordur. Bunun için haklının bir önemi olmasa gerek. Hani Firavun halkı demiş ya "Ey Musa sen haklısın da, rızkımızı Firevun veriyor." Bilinçli, sorgulamacı, akleden dindarlık olmadıktan sonra ne Firevunlar biter, ne de ona uyan Halk. Bu döngü ilelebet devam eder.
Mutlak doğru varmıdır? Sadece Allah'ın bildirdikleri mutlak doğrudur. Kul mutlak doğruyu dillendirmesi, kendini Allah'ın yerine koymak değilde de nedir! Bugün mutlak doğru bildiklerimiz, yarın yanlış çıkıyorsa kul olarak hiç bir şey bilmediğimizdendir. Bunun telafisi olmayan sorumluluğu var. İlginç olan bu nedenle cezalandırılan hiç kimse yoktur. Doğru sabittir, insan düşüncesi hareketlidir. Doğruyu bulmak için sürekli hareket eder. İnsan karanlık bir odada eli ile bir şeyler arar. Dokunduğu şeyi tahmin eder. Bazen bu tahminde yanılır. Az ışıkda uzaktaki bir nesne hakkında tahminde bulunur. Bu duvardır der, fakat yaklaşınca bunun bir perde olduğu anlaşılır. Işık ne kadar çoksa doğruya ulaşma o kadar hızlı ve kolay olur. Karanlıklar insanı boğar, doğruyu yanlış bilir. Yanlış olan şey onun için mutlak doğrudur. Görmeyen bir insana dünya üzerindekileri tarif etmek ne kadar zorsa, karanlıkta yürüyenleride aydınlığa çıkarmak o kadar zordur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder