Bizim çiftçimiz kapitalizmin acı, insafsız, acımasız yüzü ile daha tanışmadı. Yıllardır sürdürdükleri üretimden gelen gücün zayıflamaya başladığında yüzleşecek ler ama geç kalmış olarak. Emareler ortaya çıkmaya başladı. Çiftçi derken hayvancıda buna dahil. Tarım ürünleri üretenler ile hayvancılık işinde uğraşanlar birbirine bağlantılı durumdalar. Hayvanın besin maddesini, ekip biçen çiftçi üretiyor. Birinde ki sorun doğal olarak diğerini etkiliyor.
Acılar kısa sürede gelmez. Yavaş yavaş, hissedilmez. Bir gül gibidir. Bir insan sürekli güle bakarsa Gül'ün açtığının farkına dahi varmaz. Çiftçinin, hayvancılık ile uğraşanında durumu böyle olacak. Hep güle bakacaklar. Ben bakmam diyen sistemin dışına itilir. Şu anda gülü diktiler ve seyirciler etrafa toplandı. Bakmaktan başka bir işle meşgul olmayacaklar.
Üretilen ürün maliyet ile baş başa gidecek, bazen kar edecek. Verdiği emeği hiç olarak görecek. Her yıl belirsiz bahaneler üretilecek. Kâr marjı zamanla yok olacak ama yine de yaptıkları işten vazgeçmeyecekler, nereye, ne zamana kadar. Gül tamamen açmayı tamamladığı zaman. Baktılar daha da büyümüyor bakmaktan vazgeçecekler. Bu arada çalışmalarının bir karşılığı olmadığını anlayıp, kesin çözüm olsun diye ektikleri arazileri gülü dikene soracaklar. Güç gülcünün eline geçecek. Bulundukları yerleri terk edenler olduğu gibi gülcünün marabası olanlarda çıkacak. Başlangıçta yüksek ücret alacaklar ama bu alıştırma dönemi. Bu bittiğinde gülcüye tamamen bağlı olduklarında sınıf değiştirecekler. Marabalıktan köleliğe terfi edecekler. Ne için bir gül yüzünden. Gül'ün dikeni batınca acıtır ama zamanla acı geçer. Yalnız o gülü kendine rehber edip sürekli bir nur'a bakar gibi bakarsan onun kokusu seni senden eder. Bey iken köle olursun.
İdareci normal bir toplumu hayvan gibi gütmemeli, yol gösterici olmalı. Zarar bana, kar onlara, kötülük bana, iyilik onlara, ölüm bana, yaşamak onlara, siyah bana, beyaz onlara düsturu ile hareket ederse idareci olur. Diğer türlü yapılan idarecilik değil, modern yamyamlıktır.
Dünya yamyamlar ile bu hale geldiğini kimse inkâr edemez. Benlik sarmışsa bedeni, zehir olarak döner herkese. Zehrin faydası ne ise insan hayatıda aynı yönde gelişme gösterir. Bu dünyada kimler yaşamadı Firevunlar, Memrutlar, Cengizler, İskenderker, Haniballar, Hitler, Stalinler hepside yamyamdı. Zehir saçtılar etrafına. İnsan hayatını haksız neden ile bitirerek kutsadılar. Geriye bıraktıkları sadece anı idi. Eserleri olmadı bazılarının, olanlar da sadece turist ağırlama yeri oldu. Bıraktıkları biriktirdikleri bizim, yaptıkları kötülükler kendilerinin oldu.
Kolaycılık çiftçinin başına bir derttir. Hep kendinden daha gelişmiş tarım toplumları önüne konur. Kıyaslama yapılır. Hâlbuki elinde bulundurulan şartlar ile en iyisini yapan çiftçi bu kıyaslamada kazanma şansı yoktur. Gelişmiş tarım toplumlarına verilen imkân kıyaslamada yer almaz. Olmayan imkânlar ile üretim istenir. Bu kolaycılık, sorumluluktan kaçmaktır. Her dönem yaşanan bu problemi çözme adına hiç bir şey yapılmaz.
Eğitim burada devreye girmesi gerekirken giremez. Ortada eğitim yoktur. Eğitimin ne gibi önemi var? Mesela sürekli ağlayan çocuğu susturmayan ebeveyn çocuğu büyücüye götürür. Büyücüde onun susması için tavuk kümesine kapatır. Sonuç da değişen bir şey olmaz. Bu kapatma işinde eğitim devreye girer, rasyonel çözüm üretir. Ya tutarsa mantığını bilim kabul etmez. Ama büyücü kabul eder.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder