Ey dünya ne garip bir yersin ki dünya da insan arar olduk. Bazen insanın içinden etrafına sormak geliyor ben bu dünyanın yolcumuyum diye. menfaatleri için insanları öyle bir hale getiriyorlar ki insan kendini bunlarla aynı kefeye koymaya utanır hale geliyor. Üç günlük dünyada sadece üç gün, bugün ve yarın için her şeyini ayaklar altına alan insanlarla aynı gök kubbe altında yaşamak zull oluyor.
Hayat bu ya belki bir anda son bulur. Bu sonmudur! Belki de başlangıç. Başlangıç olan şey insana son gibi gelir. İnsan akıbetini bilemeyince böyle oluyor.
Kabe ye ya da Efes’e gitmek için bin bir türlü zahmet çekiyor insan halbu ki hergün kabeler Efesler yıkılıyor. İnsan yapmak için geldi bu dünyaya yıkmak için değil. Yıkılan Kabelerin ve Efeslerin yerine yenileri yapılır ya yıkılan, yakılan, kırılan kalpler nasıl yapılacak. Kağıdı ortadan yırt, eski haline getirebilirmisin. Kabenin, efesin daha iyisini ve güzelini yaparsın da kalbi eski haline getiremezsin, orada biz iz kalır, o izi silemezsin.
Dış görünüş ile Peşmurda gezen birine soruyoruz bazen neden böyle geziyorsun diye, hiç içini soran varmı! İçin peşmurdamı diye. Demek ki adam içini düzeltmekten dışına vakit bulamıyor. Hep görünüşe bakıyoruz. Cevherler dışarıada değil. Hiç elmasın, altın’ın toprak üzerinde olduğunu gördünüzmü? Değerli olan şey saklıdır. Aramak gerek.
Perdeler açılıyır, perdeler kapanıyor ama oyunlar hep aynı. İnsan kendini kurtarmak için oyunlarda figüranlı yapıyor. Oyunu yazan kendisi değil, kendisi oynayan. Yazılmışın dışına çıkan kaybeder. Oyundayken yazılmışın dışına çıkarak kendine göre bir oyun kurmaya çalışıyor. Oynatmazlar, sahnenin dışına atarlar. Sahne senin değil, oyun senin değil. Sen sana verilen görevi yap. Kuralı bozamazsın, bozdurmazlar. Patron sen değilsin, patrona itaat et. Hayatta böyle değil mi? Patronu olmadığın iş yerinde istediğini yapamazsın. İşlerin düzgün yürümesi için kurallar vardır. Herkes o kurala uyarsa uyumluluk olur, verimlilik olur. Kurallara uymayan dışarı atılır. Sen sadece verilen görevi yap, hiç bir zaman patron olamayacaksın.
Kimse kendini bir şay zannetmesin. Gerçek kahramanlık son nefeste belli olur. Ya kazanırsın ya da kaybedersin.
Cesaret sevdiklerini menfaat uğruna harcamak değildir. Zalimin karşısına geçip sen zalimsiz, haksızsın diyebilmektir. Bu Müslümanın bir hasletidir. Var mı böyle bir Müslüman.
Benim halkım ne kadar şanslı, zalime sen zalimsin dediğim için benimle ilişkiyi kestiler. Sen zalime nasıl karşı çıkarsın dediler. Düşünüyorumda Bunlar Hz İbrahim zamanında olsaydı, Nemrut’un yanında. Hz.Musa zamanında olsaydı, Nemrutun yanında olurlardı. İşin ilginç yanı Müslümanım demelerine rağmen iyi ki Hz Muhammed zamanında yaşamadılar. Ebu Cehil’in en iyi savunucusu olurlardı belki de. Dedim ya şanslı bunlar.
Dünyaya gelmişis herkes görevini yapacak. İnsana hayvanın yaptığı bir görev verilmemiş. Ama hayvanlaşmadan geri de durmamış. Adaleti düşünen insan sağlar. İnsan düşünmemiş, akl etmemiş. Onun için adalet sadece düşüncelerde, sözlerde ve yazılarda kalmış. Uyugulama aklına gelmemiş.
İnsanlığın ilk doğuşuyla aklını kiraya verenler var olmuş. Aklını vermiş kirasını almış. Hayvanda ile insan arasında tek fark vardır. İnsanın “b” planı vardır hayvanın yoktur. Aradaki fark sadece planlama. Aklını kiraya verenlerin “b” planı varmıdır! İnsan evini kiraya verirse kullanma hakkı kiracıya aittir, ev sahibinin kullanmadan doğan bir tasarrufu yoktur elbet. Akıl da böyle. bir de satanlar var. Acısı da bu. Ne yaparsan yap aklını kullanmaktan yoksun olanlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder