İnsan bu işte ya neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemiyor. Toplum olarak yaşasa da önemli olan sadece kendisi. Başkasına zarar vermenin hükmü nedir bir bilse, ama bilse ne olacak ki kendine göre bir din oluşturmuş ve onunla yaşamaktan da mutlu. Değiştirmek zor. Çocuğun elinden en sevdiği oyuncağı alabilirmisin buda onun gibi; hayatı onun en sevdiği oyuncağı. Çocukların en çok şikayet ettiği şey “kimse benimle oynamıyor.” Merak etme çocuk büyü hele seninle ne oyunlar oynayacaklar. Hayatına girecekler, aydıtlama uğruna , hayatını karartacaklar. kendi çocukları sadece bir gün mutlu olsun diye seni acımadan öldürecekler. Bir lokma ekmek verecekler, gururunu, şerefini yere serecekler. Lüks yaşam yerleri kuracaklar, oradaki, çimleri, ağaçları senin alın terin ile sulayacaklar. Bırak kimse seninle oynamasın, oynanmadan yaşamayı öğren. Onlar kendilerini yenilmez dev görse de sen olmadan onlar cüce. Sen olmadan yaşamayamaz onlar. Onlara her zaman için oyuncak lazım. Sen o oyuncakları olma. Bırak kendi kendilerine oynasınlar. Kendi terlerini, kendi kanlarını döksünler. Anlasınlar terin ve kanın kıymetini.
Müslüman olmak teslim olmak ne anlam ifade eder ki. Yaşadığın hayat dün, bugün, yarın başka var mı! Bir bilebilsek. Toplum olarak bir arada yaşıyoruz sadece kendimiz için değil biraz da çevremiz için yaşayabilsek keşke. Bu insanı başlangıçta yada başka birinden zarar gördüğünde mutsuz edebilir ama unutmayalım ki etrafımızada iyilerde var. Elbette birey olarak önce kendimiz için yaşayalım ancak birazda Onlar için yaşamak gerekmez mi? Bir arada yaşadığımız için başkasının hayatında ki iyiler ve kötüler elbette bir gün bizimde etkileyebiliyor. Bunu bir türlü bilemiyoruz.
Şeytan nedir? nasıl çalışır, ne yer? Ne içer? Kur’an-ı Kerimde Allah Şeytanı tarif etmiş. Acaba diyorum, gerçekten ayrı bir varlık mı! yoksa, Allah’ın tarif ettiği şeytan tiplemelerine haiz insanları mı kast ediyor. Olamaz mı? etrafınıza bakın, öyle insanlar var ki şeytan bunları görse, “ İnsan yaratılırken ben hayattaydım, halende hayattayım ama senin yaptıklarına bakıyorumda, bunları ben hiç düşünmemiştim.” Denecek davranış sergiliyorlar. O zaman bu insanlar şeytandan daha aşağı değilmidir?
İnsan hayattan ne ister. Mutluluk ve huzur. Her şeyin bir karşılığı var. Sen ona ne vereceksin. Onunla anlaşmak, iyi geçinmek istiyorsan benliğini bırak, yoksa anlaşamazsın. O sende sürekli bir kusur bulur. Huzur vermez sana. Suçlu hayat değil, sensin. Onun istediğini vermiyorsun. Ver istediğini huzurlu ol.
Cahil İnsanı değiştirmek o kadar zor ki kendi doğruları dışında bir doğru yoktur onun için. Etrafımızda o kadar çok örnek var ki. Hangi birine yanlışın doğru olduğunu anlatalım. Ömründe hiç bir şey okumamıştır. İnandığı dinin kitabını dahi okumamıştır. Ancak her şeyi kendi bilir. İlginç olan bu yanlış bildiklerini diğer insanlara doğru gibi anlatır. Bundan da rahatsızlık duymaz. Çünkü anlattıkları kendine göre mutlak doğrulardır. Hayatında öyle şeylerle karşılaşır ki yanlış olanları hayatına tatbik eder, bundan zarar da görür ama bu zarar onun için kendinden kaynaklanmamaktadır, başkasının suçudur bu. İnsan buna aptallık diyor.
Din bunun için sadece bir araçtır. Sıkıştığı yerde bunu kullanmaktanda kaçınmaz. Yaşamış olduğu hayat inandığı din ile bir ilgisi yoktur, ancak dinin yapma dediğini bu yapar bunu yapmaktanda kendine göre bir sakınca görmez. Onun için dinde belirtilen bir emirin yeri ayrı bunun yaptığının yeri ayrıdır. Buna inandırılmıştır. Mesela Namaz kılar ancak hırsızlık yapar, başkasının hakkına girer, yalan söyler, kul hakkı yer. Kurtuluş için ona göre namaz yeterlidir. neden yaptığı sorulduğunda cevabı her zaman hazırdır “onun yeri ayrı, bunun yeri ayrı” bilemez ki Alllah kitabında “ vay o namaz kılanların haline” dediğini bilmez yada okumadığı için bilmesinin imkanı yoktur. Allah’a sonsuz bir inancı vardır ama ne yazık ki güvenmez; kafasında hep acabalar vardır. Ya Kitap’ın anlattıkları, cezalar ya yoksa. Kafası hep varlardan çok yoklara takılır. Allah’ın affediciliği onun için geçerlidir, cezalandırması hakkında hep kafasında soru işaretleri vardır.
Başkasını din hususunda eleştirmekten çekinmez. “Bektaşinin Kur’an okuması gibi der. Bektaşi Namaza yaklaşmayın ayetinin devamını okumazmış, devamında Sarhoşken namaza yaklaşmayın.” Halbuki Bektaşilikte böyle bir şey yoktur. Onu küçümsemek ya da cahil sınıfına koymak için bunu tekrar eder. Kendinde olmayanı kamufle etmek için başkasına yükleyerek kurtulmaya çalışan insan tipi. Sanki kendisi çok okuyor ve uyguluyor. Bazen okur ama tatbik etmez. Çünkü işine öyle gelir. Din onun için bir amaç değil, araçtır. Kendisinde olmayanı başkasını suçlama ile kapatma yoluna gitmek en iyi bildiği şeydir.
İnsanlar ne garip, inandıkları yollarda uzun süre yürüme becerisinden neden yoksunlar. Bu unutkanlıklarından mı ileri geliyor. Balıkların hafızasının kısa olduğunu, kelebeklerin ömürlerinin bir gün olduğunu söyler ve garipser. Kendini hiç düşünmez halbuki kendi hafızasıda pek istikrarlı değil ve ömürleri tahmin ettikleri yada umdukları gibi uzunda değil ama yaptıkları ve alışkanlıkları hiç ölmeyecek gibi. Din anlayışlarıda bunun gibi garip, önce inanır, inandıklarını hayatına tatbik eder buda bildiğimiz gibi uzun sürmez. Hıristiyanlığın ilk çıkış tarihlerinde Romada bu dine inananları Hapseder, ya da Arenalarda hayvanlara yem ederek öldürürlerdi. Yıllar geçti Roma dini Hıristiyan oldu değişen hiç bir şey yok. Bir bahane bularak sapkın ilan edip yine hapsederek yada yakarak öldürdüler. Din bunlara hiç bir şey katamadı. Dinin ilk yıllarında çıkan emirlerinden “öldürme yaşat” emri “yaşatma öldür” şekline döndü. Bu sadece Hıristiyan dini ile ilgili değil aynı şey Musevilerde de Müslümanlarda da uygulandı. İlk yıllarında Allah’ın peygamberi Hz Muhammet’e indirilen kitaba bakalım., adaletli ol, adalet ile hükmet, faizden uzak dur, zina yapma, başka insanların hakkını yeme, kul hakkından uzak dur, zulmetme, haksız yere cana kıyma der. İlk dört halife döneminde uygulanan bu emirler daha sonra ki kendilerini Müslüman olarak lanse eden devlet yöneticileri eliyle halka zulmedilmiş, haksız yere cana kıyılmış, faiz mübah hale gelmiş vb emirler İslamdan önceki cahiliye toplumunun yaptıkları ile eş hale gelmiş. Din insanlar arasında ve özellikle yöneticiler nezdinde yok hükmü haline getirilmiş. Her din emir ve yasakları ile sadece dil ile söylenmiş uygulama halinden çıkarılmış. Sorsan herkes cennete gidecek nasıl dendiğinde cevap yok. Cevabını bilmediğin bir yol.
Allah Hz. İsa’ya bir mucize olarak ölüleri diriltme gücü vermiş. Firevun koltuğunun selameti için erkek çocuklarını öldürürken Hz Musa’ya onları kurtarması için bir yol göstermiş. O günün şartlarında esirler öldürülürken Hz Muhammed’e öldürmeme emri verilmiş. Ancak bu emirler sadece peygamberlerin yaşadığı müddetçe uygulanmış. İnsanlar peygamberlerden sonra eski hallerine dönmüşler. Yaşatmayıp öldürmeye başlamışlar. Günümüzdeki filmlere, dizilere bir bakın hangisinde ölüm yok. Her olayı ölüme çıkarmışlar. Allah kitabında “Bir insanı haksız yere öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir, bir insanı yaşatmaksa insanlığı yaşatmakla eş değer” tutmasına rağmen insan tercihini yine öldürmekte kullanmış.
Aile yapısını Türk ve Müslüman kültürüne göre şekillendirmek amacıyla, aile yapısını korumak için kanuni düzenlemeler yapılmak isteniyor ki, aile yapılarında bir bozulmanın işaretidir bu. Kanunlar ile aile yapısının korunamayacağını elbette biliyorlar ama yapacakları bir şey yok. Kendi ihtirasları için halkı televizyondaki ucube dizilere mahkum etmenin sonucudur bu. Kanun aile yapısını koruyabilir mi? mümkün değil. Zinayı, hırsızlığı kanun ile yasaklıyorsun, bunlar olmuyor mu! Vicdanlarda çözmen gereken konuyu kanunana taşıyamazsın.
Ekonomik sıkıntıların yozlaştırmadığı hiç bir şey yoktur. Aç insan her şeyi yapar. Bunu din ile kanun ile önleyemezsin. Gelişmiş toplumlara bakacak olursan kanun yoluna başvurmazlar, ekonomiye odaklanırlar. Gelişmiş toplumlarda hırsızlık, aldatma, yalan, hak kavramları ayıp sayılır. Bu ataist toplumda da böyledir, belirli bir dine bağlı toplumdada, din ile bir ilgisi yoktur. Bütün dinler yalanı, hırsızlığı, kul hakkını haram sayar, ancak ekonimik olarak sorun yaşamayan toplumlarda bunları hiç biri olmaz; diğer taraftan dine çok bağlı toplumlarda ekonomi iyi değilse bunlar sıkça görülür. Dünyada bunun örnekleri fazlaca vardır.
Son dönem tarihi dizi ve filmlere bir bakın. Koltuğunu sağlam tutmak isteyen yöneticilerin sosyal mesajlarının sonunda mutlaka öldürme ya da katliama rastlarsınız. İnsanlar sosyal mesajın sonucu olarak görürler. mesaja bakarlar, öldürme sıradandır. Her gün yaşanan kadın cinayetlerinin sebebini başka yerde aramayın işte birilerinin makam güvenliği için verilen sosyal mesajların sonucudur bu ölümler. Bu yöneticilerin, makam hırsı olduğu sürece düzelme beklemeyin. Artarak devam edecek. Biz de sebeplerini tartışmaya.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder