Bütün dinlerin Peygamberlerin dünyadan ayrılışından bir nesil sonra asli hüviyetlerini, gönderiliş amaçlarını kaybetmeye başladıkları bir gerçektir. Dinlerin gönderiliş amacı insanlara Yaratıcıyı tanıtmaktır. Peygamberler aracılığı ile gönderilen kitaplar Yaratıcıda bulunan özellikleri insanların hayatına uygulamalarını istemekte iken, insanlar zaman geçtikçe bu isteklerden uzaklaşmışlar. Kendilerine yaratıcıyı değil kendi yaptıkları tağutların izinden gitmeyi tercih etmişlerdir. Yaratıcı insana iyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı, güzeli ve çirkini vermişse de tercihi yarattığına bırakmıştır. Yaratılan tercihlerini her zaman doğru kullanamamıştır. Yaratıcıyı aklından çıkarmama adına dini ritüeller zorunlu kılmış buna da ölçü getirmiştir. Dini ritüeller ile birlikte iyi olan erdem,edep,haya gibi insanın hayatını düzene sokabilecek, kaliteli bir hayat sürdürebilecek hasletler de vermiştir. Her ikisini bir arada sürdürebilecekse hayatın kaliteli, yaşanabilir olacağını bildirmiştir. İnsanın unutkan olmasından dolayı emrettiği her iki özelliğini bir arada götürmesi gerektiğini defalarca tekrar etmiştir. Hiçbir dinin erdemsiz, hayasız vb hasletlerden arınmış olarak sürürülmesi mümkün değildir. Bunlar, insanları bir arada güvenlikli ve huzur içerisinde yaşamayı sağlayan hasletlerdir. Bir toplum, dini ritüeller olmadan güvenlikli ve kaliteli bir yaşam sürebilir ancak edep,haya,erdem, ahlak olmadan devamlılığını sağlayamaz. Dini ritüelleri emretmesinin sebebi diğerlerinin sürdürülebilirliğini sağlamak içindir.
Peygamberlerden sonra takipçileri kendilerini dini kuralların tümüne uydurup, onunla yaşasalar da kendinden sonra gelen kuşaklara bunu aktaramamışlardır. Önlerinde inşaa ettikleri yapı kendilerinden uzaklaştırdıkça küçülmüş, kaybolmuştur. Kendinden sonra gelen kuşaklara sadece belli belirsiz bir gölge siliüeti kalmıştır. Bunun tek sebebi de ana kaynaktan (kitaptan) uzaklaşmakla olmuştur. Bazıları kaynaktan uzaklaşmasalar da kaynağı değiştirmeye çalışmışlardır. Gelecek kuşaklar, değiştirilen kaynaklara itibar etmiş, onunla yaşamaya çalışmışlardır. Bunun sonucunda edep,haya ve erdemin olmadığı, sadece dini ritüellerin olduğu bir din, ya da bunun tam tersi.
Yaratıcı her ikisini bir arada götürmeleri gerektiğini söylese de insanlar bunu yapmamışlardır. Sonuçta ortaya içi tamamen boşaltılmış erdemsiz,hayasız, edepsiz, namaz kılan, camilerden çıkmayan Müslüman; kiliselerden çıkmayan Hıristiyan; havralardan çıkmayan Yahudiler ortaya çıkmıştır. İnsan güvenliği toplum güvenliği, ülke güvenliği, dünya güvenliği yok olup gitmiştir.
Yahudilerin peygamberlerini öldürmeleri bir gerçektir. Ancak peygamberlerini neden öldürdüler? Bu sadece Yahudilere özgü bir hareket miydi? Önce nedenine bakmak lazım. Peygamberler Yahudi toplumunun azması, değerlerinden uzaklaşması, birbirlerine zulm etmesi, güçlünün zayıfı ezmesi, gücü elinde bulunduranların halkın malını gasp etmesi sonucu Allah tarafından uyarıcı olarak gönderildiler. Gönderilen uyarıcılar görevini yaptı ancak azı hariç getirilen emirlere karşı çıktılar. Toplum nezdinde itibarlarını kaybetmemek için gönderilen peygamberleri öldürdüler. Öldürülen peygamberin toplumundan herhangi bir tepki de olmadı. Her dönem bu devam etti gitti. İlginç olan sebepler hep aynıydı. Güçlünün tahakkümü. Hiçbir din tahakkümü kabul etmez. Tahakküm, malın belirli ellerde toplanmasına sebep olduğu gibi toplum barışını bozar.
Dinler tarihinde Yahudilerin peygamberlerini öldürdüğünden bahsedilir. Müslümanlar gururla kendilerinde böyle bir şeyin olmadığını söylerler. İşte yanılgı burada başlar. Öldürülme sebepleri ortadan kaldırılmadıktan sonra öldürülenin kim olduğunun bir önemi yoktur. Bu bir peygamber de olabilir, zulme maruz kalmış bir insan da. Yahudilerin peygamberilerini öldürme sebepleri ile Müslümanların iktidarda bulunan devlet ideolojisine muhalefet eden alimlerin öldürülme sebepleri arasından da bir fark yoktur. Peygamberin torunu Hz Hüseyin’in ve ailesinin öldürülmesi Peygamberin ölümünden sadece yarım asır bile geçmeden meydana geldi. Öldürülme sebebi neydi? Mezhep imamları Ebu Hanife, İmam Şafi, İmam Malik, İmam Hanbel'in zindanlarda kırbaçlanma sebebi ne idi? Birileri tarafından kendi şahsi menfaatleri için oluşturulan devlet ideolojisine muhalefet eden kişiler neden öldürüldüler? Aslında Yahudi peygamberlerin öldürülmesine neden olan sebepler dolayısıyla öldürüldüler. Şimdi diyebilir miyiz Müslümanlar peygamberlerini öldürmedi? Doğrudur öldürmedi, her dönem sebeplerini gelenek haline gertirdiler.
Hz İsa’nın çarmıha gerilerek Yahudilerce öldürülmesi (Kur’an-ı Kerim de farklıdır) o dönemin ve daha sonraki dönemlerde taasupçu din adamlarının davranış ve fikirlerinde herhangi bir değişiklik olmadığının en bariz göstergesidir. Hz İsa Allah tarafından görevlendirildikten sonra yoldan çıkmış olan Yahudi toplumunu tekrar bir araya getirmek için mücadele vermeya başlar. Hastaları iyileştirir, fakirlere yardım eder, Allah’ın verdiği mucizeleri halka gösterir. Yahudi halkındaki itibarının artmaya başlaması Yahudi Hahamların dikkatini çeker. Halkın kendilerinden uzaklaştıklarını görünce komplo kurarak Hz İsa’yı öldürmeye karar verirler. Hz İsa’ nın bir öğrencisini menfaat karşılığı yanlarına alarak dönemin Roma valisine şikayet ederler. Hz İsa yakalanır ve valinin karşısına çıkarılır. Vali, Hz İsa’ya "Sen Yahudilerin kralı mısın?" diye sorar o da doğrular bunu. Vali bunun bir suç olmadığını söylese de Hahamlar itiraz eder. Vali, her iki tarafın da memnun olacağı bir karar vermesi gerektiğini anlayarak daha önce zindanda bulunan suçu tecavüz,gasp, cinayet olan birini getirir. Hahamlara ve orada bulunan Yahudilere sorar:" Bunun ikisinden birini öldüreceğim, kim olacağına siz karar verin." der. Vali diğer şahsı tercih edeceklerini düşünmüştür ama yanılır. Hahamlar, Hz İsa’nın öldürülmesi gerektiğini söylerler. Ve Hz İsa bu şekilde çarmıha gerilir.
Hahamlar ve Yahudi halkı için bir suçlunun öldürülmesinin bir önemi yoktur. Önemli olan menfaat ve iktidarlarına zarar veren birinin öldürülmesi daha yerindedir. Hz İsa’nın suçlu olup olmadığının bir önemi yoktur. Bu olayın üzerinden iki bin yıl geçti. Değişen ne var? İktidarların, güçlülerin menfaatleri için birileri cezalandırlırken suçlu olup olmadığına hale bakılmıyor. Zamanın, mekanın bir önemi yok. O dönemde olduğu gibi yine, bu adaletsizlikler ve haksızlılar din adına yapılıyor. Hangi din olduğu da önemli değil. O gün Yahudilik adına, bugün Müslümanlık adına, belki yarın da Hıristiyanlık adına yapılacak.
İşte bu bilgiler ışığında okuma yazma oranının Anadoluda yüzde beş bile değilken insanlar hangi kaynaktan din bilgisine sahip olacaklar? Anadolu insanını din bilgisizliği husunda suçlamak ne kadar doğru? O dönemin Osmanlı saltanatında kim oturuyorsa ancak onun verdikleri ile yetinen bir Anadolu halkı var ortada. İnsanlar dinlerini yanlış yaşamanın ceremesini hayatlarının her safhasında yaşadılar; bazen mallarıyla, bazen de canlarıyla. “Yarım imam dinden, yarım hekim candan eder.” diye boşuna dememişler.
İnsanların yaşadıkları din aslında İslammıydı? Sadece vicdanlarını rahatlatmak için yaptıkları ve ne olduğu bilinmeyen ritüellerden ötesi değildi. Bu yüzden Topal hocalar yıllarca Anadolu halkına din öğretti ve sonuç ortada; namaz kılan zalimler, hacca giden hırsızlar, oruç tutan ve kul hakkı yiyiciler türedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder