Hesap birey olarak mı olacak? Yoksa toplum olarak mı? Herkesin malümü dür. İlk Müslümanlığı kabul eden Türk devleti Karahanlılar olarak bilinir. Karahanlılar Müslümanlığı birey olarak mı yoksa halk olarak mı kabul etti acaba ? İslam da birey, fert olarak eğitim vardır. Birey İslam olarak eğitimsiz ondan hiçbir şey almamışsa Müslüman olmanın o birey için bir anlamı yoktur herhalde? Diğer taraf dan Devlet başkanı İslami eğitimi alıp içtenlikle onu içine sindirip kabul ederek Müslüman olmuşsa Müslümanlığının halk nazarında ne değeri var? Sadece kendini kurtarır. Halkına bir etkisi olmaz.
Demokratik olmayan yollarla yönetimi elinde bulun duran Bir ülke yöneticisinin Müslümanlığı kabul edip halkın buna uymaması İslam-i açıdan telafisi olmayan zararlar doğuracağı aşikardır. Devlet yöneticisi halkını birey olarak kontrol etmesi mümkün değildir. Halkındaki her bireyin İslam’ın kabul etmediği her yanlış Müslüman olarak bilinen devlet başkanı yapmış gözükeceğinden buda İslam’a mal edilecektir. Burada İslam’ın ne ne suçu var ki suçlanıyor. İslam’ın ilk yıllarında bu gibi olaylar çok olmuş ki günümüze kadar gelen bazı yanlış uygulamalar İslam’a mal edilmiş ve halen edilmekte.
Peygamberimiz İslam’a davet için elçi göndermiş. Bazı Bedevi kabileler reisi olarak kabul etmiş, ancak reis tebası eğitilmeden, İslam’ı tam yaşayamadığı için akabinde gelen savaşlarda İslam’i savaş kurallarını bırakarak vahşice kadın kız çocuk demeden katl edilme yoluna gitmişler bu da İslam’a mal edilmiş. Geçmiş bazı savaşlarda bunları görmek mümkün. İslam öyle bir din ki savaş kurallarını bile koymuş, ama cahil eğitimsiz insanlar tarafından ihlal edildiğinden telafisi mümkün olmayan olaylara neden olmuşlar. Halen bazı belgeler bunlarla dolu. Onun için Demokratik yollarla gelmeyen idarecilerin yapmış oldukları yanlış muameleleri İslam’a mal etmemek gerek. İslam da istişare vardır. Devlet başkanı da bu yolla seçilir. Dört halifeden sonra Emevi devleti ile başlayan babadan oğla geçen idarelerde yapılan İslam’a aykırı yanlışlar hiçbir zaman İslam’ mal edilmemelidir.
Hesap günü yargılama bireysel olacaktır. Demokrasi veya istişare ile gelen devlet yöneticisin yapacağı İslam’a aykırı her hareket tebanın da aynı suçtan yargılanması yada dahil edilmesi hak olabilir. Çünkü kendi idarecisini kendi seçmiştir. İdarecinin yapmış olduğu hareket ve eylemleri kendi bilgisi dahilindedir. Kendi özgür iradesi ile seçmemiş olsa o idareci oraya gelemez ve hareket ve eylemlerde elbette bulunamaz.
Demokratik olmayan yollarla gelen yöneticilerin yapmış olduğu eylemler hakkında bunları söylemek doğru olmasa gerek. Birey azınlıktadır ve eylem ve davranışları değiştirmeye gücü yetmeyebilir. Bundan da sorumlu tutulamaz herhalde?
Bir ülke de bir toplumda bekaa dan bahsediliyorsa mutlaka yaşadığı zaman diliminde birileri mutlaka mağdur yada yok edilecektir.
Daha önce Osmanlı İmparatorluğu döneminde gördük. Padişahlar kardeşlerini bir yolunu bulup katl etme yoluna gittiler doğru yada yanlış. O dönemin yöneticileri yada din adamları devletin bekası için yapıldığını söyleseler de günümüzde bunun dışında canilik olarak söyleyenler de az değil. Çünkü İslam dininde bir yeri yok. Bekaa olarak değerlendirildiğinde küfre bile girebilir. Çünkü Allah gaybi sadece ben bilirim diyor.
Herhalde bu söylenenler birilerini mağdur etmek için uydurulan bir söz gibi geliyor. İlerisini kimse bilemez. Önemli olan yaşandığı andır.
Şöyle düşünelim İslam’ın bekası için bütün ateistleri,deisleri öldürmek mi gerek? BEKAA Dini alt yapısı olmayan bir söz. İnsanın kendini haklı çıkarmak için diğer insanlar üzerinde baskıya yol açacak algı gibi geliyor. Bundan kim çıkar sağlayacak belli değil.
Hayatta hiçbir şeyin olmazsa kaygında olmaz. Koruman gereken, yada düşünmeyi gerektirecek hiçbir şey olmaz. Dünya malı böyle. İnsana bir ömür boyu bir çok şeyden fedakarlık ettirerek mal biriktirtir daha sonrada onu korumak için düşünceler icat ettirir. İnsanın ömrü mal biriktirme ve onu koruma ile geçer. Ne kadar ilginç. Bir ömür boyu biriktir ve senin olmasın. İnsan biraz değil bayağı bir aptal galiba.
İnsan hayatta ya cahildir ya da alimdir bunun ortası yok. Aynen deli ile veli gibi. Derler ya deli ile veli arasında ince bir çizgi var diye. Cahil ile alim arasın da da sadece kelime dağarcığı farkı vardır. Birinin 200 kileme diğerinin 2000 kelime ,sadece fark bir sıfırdan ibaret. Cahile göre küçük, alime göre büyük bir fark. Çünkü bir sıfırın ne getireceğini cahil pek idrak edemez ama alim bunun farkındadır.
Cahil konuşurken kesin ve keskin konuşur. Bir olay anlatırken kesindir mutlaka budur der. Çünkü olayları sadece 200 kelime ile yorumlayabilir. Olmayan bir olaya çok çabuk inanır ve kesinliğini ifade eder. Araştırma, muhasebe etme yoluna hiç gitmez çünkü yeterliliği odur. Fikirleri sabittir. Kendini geliştirme ihtiyacını duymaz. Bugün ki kelime dağarcığı neyse yarinde odur. Çoğaltmaz . Korkar ki fikirlerinde değişiklik olur. Eğer inançlı ise dinden çıkacağını zanneder.
Alim böyle değildir kesin ve keskin konuşmaz sanırım böyledir der umarım böyle olabilir diye konuşur. 2000 kelimelik dağarcığını iyi kullanır. Bilmediği şeyleri olabileceğini kabul eder. Eğer inançlı ise yeni fikirlerin inancına inanç kattığına inanır.
Meshep imamı Ebu Hanife de konuşurken kesin konuşmaz. Bilmediği konular hakkında yorum yapmaz bilmiyorum der miş. Bir konu da fetva verirken şu zamanda konunun doğrusu budur buna uyun eğer benim söylediğimin aksini ispat ederseniz bana değil ona uyun dermiş. Der ya bugüne kadar yüzlerce kez cahiller ile münakaşa ettim daha hiç kazanamadım.
Etrafınıza bakalım , yada kendimize soralım ALİM miyiz CAHİL mi?
Beşerin yaptıkları İlahi olanlara etki etmemesi gerekirken tamamen onunla birlikte anılıyor. Devletlerin din işlerine karışması işi dünya tarihinde hep olagelmiş bir olgudur. Din kendini devlet olmadan idame ettirebilir ancak devlet dinsiz yapamaz herhalde. Bunun örnekleri pek çok.
Devlet ilahi olan din’e karıştığı , müdahale ettiği yada onunla birlikte anıldığı zaman beşerin yaptıkları hatalar dini mal edilmekte ki zararını yüzyıllar boyu din çekmektedir. Beşer hata yapar ancak yapılan her hata savunmuş olduğu yada mensubu bulunduğu zararla beraber anılır. Dinin burda bir suçu yoktur. Ancak din düşmanları bunu çok iyi kullanır. Beşerin yaptıklarını din yapmış gibi yada emri gibi algılatırlar. Dini duyguları zayıf olan birini de buna inandırmak hiç de zor olmaz.
Beşerin kanunları,kuralları zamana göre yapılsa da hata yapma olasılığı yüksektir. Bir sonra ki nesle hitap etmeyebilir. Eski yapılan hatalar yeni gibi gösterilerek her türlü tahribat yapılabilir. Devlet yönetenlerin dini söylemlerden uzak durması en doğru olanıdır.
Din söylemlerini ehline bırakmak en doğru olanı olması gerek herhalde. Din adamının söylemiş oldukları kendini bağlayabilir ama devlet yöneticilerinin söylemleri hem kendini hem de temsil ettiği dini bağlama pozisyonuna getirirler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder