İnsan sona gelince her şeyi anlayabiliyor. Ama faydasız. Önemli olan elinde imkan varken yapabilmek. İnsan en güçlü döneminde güçsüz bir insanı hatalarından dolayı affedebiliyorsa bir anlamı vardır. Diğer türlü bir anlamı yok.
Şeytanın ve onun havarileri hiç boş durmuyor. Bu yapılanlar onlar için bir ganimet. Arasalar da, çalışsalar da bulamayacakları bir şey. Çok iyi kullanıyorlar. Her taraftan insafsızca saldırıyorlar. Savunacak bir kişi bile bulamıyorsun. Buğuz etmek ne kadar faydalı bilmiyorum. Onlar bir hesap içerisinde ama unutmasınlar ki Allah’ında bir hesabı vardır elbet.
İnsanı hemcinsi olduğu için insan olarak sevmek lazım herhalde; inançlı isen Allah yarattı diye. Ama bir türlü sevemiyoruz ne hemcinsimiz olduğu için ne de Allah’ın yarattığı bir beşer olduğu için.
Allah insana akıl vermiş. Akletsin düşünsün, yargılasın, doğruyu ya da yanlışı birbirinden ayırsın diye. Ne yazık ki biz bunu işimize geldiği gibi kullanıyoruz. Arkadaşımıza şu insanı neden sevmiyorsun desek hemen o insanın kötü ve yanlış yönlerini anlatmaya başlar. O İçinde bir düşman yaratmış. O düşmanla barışmaz artık. Düşman yaratmış olduğu o şahıs ile ilgili iyi yönlerini beyninin kullanmadığı tarafına atmış artık öne çekemiyorsun. Desen o şahsın şu şu yönleri de var ona göre muamele et desen. Beyninin arka tarafından öne çekemiyor ne yazık ki.
İçimizde ki düşmanı öldüremiyoruz ya da onunla barışamıyoruz. Allah’ın bize bahşetmiş olduğu akıl ile düşünceyi kullanamıyoruz. O düşman o hale geliyor ki bizi diktatör yapıyor. İnsan içinde bir diktatör.
Dünya tarihinde diktatörlerin halini ya ada sonunu görüyoruz Mussosolini, Hitler, , Saddam, Kaddafi ya kendilerini öldürdüler ya da kendi halkı tarafından sokaklarda öldürüldüler. İşin ilginç yanı kendi taraftarları tarafından. İçimiz deki o düşman bizi diktatör haline getirdikten sonra bizi kullanır. Bedensel olarak olmasa da ruhen kendi kendimizi imha ederiz.
Bundan nasıl kurtuluruz. İnsanı hatalarıyla İnsan olarak kabul ederek herhalde. Bunu yapabilen insandır.
Günümüze bakıyorsun Hıristiyan Hıristiyanı, Musevi Museviyi, Müslüman Müslüman’ı bir türlü sevemedi. Allah sev diyor bunlar inat ediyor. Geri geliyor ben Cennete giderim. Ben Müslüman’ım ben Hıristiyan’ım, ben Museviy’im. Allah demiyor mu birbirinizi sevmedikçe salih anlamda iman etmiş olmazsınız diye. Demek ki bizler için İmanın bir önemi yok. Halbuki İman olmadıktan sonra İslam’ın beş şartının bir öneminin olmadığını hiç aklımıza getirmiyoruz. İman olmadıktan sonra Namaz’ın, Oruç’un, Hac’cın ne önemi var. Bizim ibadet olarak yapmış olduğumuz namaz’a hacca’ Oruç’a Allah’ın ihtiyacı mı var! Bu dünya da ne yapıyorsak kendimize yapıyoruz. İnsan Cehenneme ateşini bu dünyadan kendi götürürmüş ne kadar doğru.
Ne olursan ol. Hikayen ölümle bitecek. Cehennemde ki yakıt nedir diye meraklanmayın. Orada yakıt yoktur. İnsan kendi yakıtını kendisi götürür.
Bir din adamına rastladım dünya işleri ile uğraşmayan rızkı için çalışmayan birisi, sanılmasın ki Müslüman ve Hiristiyan ya da yahudi, kendini hangi dinden olduğunu tanımlamayan bir din adamı işte. Yaşadığı toplumda saygı gören biri, halkın dertleriyle dertlenen onlara manevi açıdan her türlü desteği veren biri. Yaşadığı toplumda ki insanlara hep iyiliği tevsiye eder insanlar ile Şeytan arasına nasıl mesafe konacağını, şeytandan nasıl uzak durulacağını anlatır. Halkta bunu sevdiklerinden bu yardım sever din adamına hayatını devam ettirebilmesi için her yıl ürünlerinden çıkan en iyi mahsuli ona verirler. Karşılık beklemeden.
Kendisi anlatıyor 'o gün halkıma nasihatlerde bulundum. Şeytanın tuzaklarından ve hilelerinden bahsettim. Güzel nasihatlerdi, can kulağı ile dinlediklerini gözlerinden okudum. Bugünde başarmıştım şeytandan nasıl uzak kalınacağını öğretmiştim halkıma."
Ordan ayrıldım kendim ile biraz başbaşa kalayım diyerek köyün dışına çıktım. Bir dere kenarında yardım isteyen bir iniltiyle karşılaştım. Baktım şahıs yaralı yardım istiyor. Sevgili din adamı dedi beni kurtar sen bir din adamısın yardım edersin. Ama ben pek de yardım etmek istemedim. Bu şahıs ben yardım ederken ölür ölümü benden bilinir diye. Şahıs yalvarmaya başladı ama ben yine oralı olmadım yoluma devam etmek isterken beni yanına çağırdı. Neden yardım etmek istemiyorsun diye sordu bende düşüncelerimi söyledim. Güldü. Sen dedi benim sayemde çalışmadan karnını doyuruyorsun, benim sayemde halkın içerisinde iyi bir konumadasın ben olmasam ne karnını doyurabilirsin ne de halk seni dikkate alır. Neden diye sordum çünkü ben şeytanım dedi. Yıllarca halkın benden uzak durmasını nasihat ettiğin şeytan. Ben olmasam sen bir hiçsin. Ben olmasam halk sana ihtiyaç duymaz. Aç kalırsın. Çalışmadan halkın sırtınadan geçimini sağlıyorsun. Halk sana ben olmasam ne diye yardım etsin dedi. Haklı olduğunu söyledim. Sırtıma alıp evime götürdüm diye anlattı.
Düz mantıkla bakıldığı zaman şeytan haklı gibi gözüküyor. Şeytan olmasa din adamları olmaz, polis olmaz, asker olmaz, öğretmen olmaz. Ama öyle değil. Allah kitabında “ insanlar başıboş bırakıldığınımı sanıyor” denildiğine bakılırsa hiç bir şey boş değil. Her şey birbirleriyle bağlantılı. Şeytan olmasa insanlar nasıl yaşar. Kural koyabilir mi? Kendilerine bir doğru yol çizebilirler mi? Neyin doğru neyin yanlış olduğunu nasıl bilecekler? Din bunun için.
Bir toplumda mutlu, huzurlu yaşanabilmesi için her toplum bireyinin uyması gereken kurallar olması gerekir. Her gün değişen dünayamızda Bunu yasa ile yapmak zordur. Evrensel kurallar olması gerekir. Vijdan, merhamet, kolay kazanılan şeyler değil. Her insanda da var olan bir şey değil. Bunun sınırını kanunlar ile belirlemek imkansızdır. Bir mükafat veya ceza vereceksin ki buna herkez rıza göstersin. Kanun ile mükafat veya cezanın miktarını ölçemessin. Onun için din kuralları gerekir.
Kibir abidesi şeytan sanıyor ki, insanı bıraksam iyilik meleği kesilecek. Kibir işte! Her şeyi kendinden biliyor.
Eleştirilerimiz hep başkasına, aynı şeyi kendimiz yaptığımız zaman doğru gibi algılıyoruz. İnsan kendi kendini aslında yavaş yavaş yok ediyor ancak bunun farkında değil. Dünyada üretilen nükleer silahların boyutuna bir bakın hepsinin aynı anda kullanıldığını bir düşünüm dünyayı birden fazla yok edecek güçte. İnsan kendini yok edecek bir nesne üretiyor ve bunu da hazır bekletiyor. İnsan nesli nasıl yok olacak? Hep bunun düşüncesinde insanlar. Halbuki nasıl yok edeceği elinin altında ama farkın da değil. Eski toplumlar nasıl yok olup gittiyse insanlık bu sefer toptan yok olup gidecek. Her şey hazır sadece herhangi birinin bir hareket etmesene bağlı.
İnsan nesli dünya üzerinde Homo Speans olarak altmış bin yıldır var. Şanlıurfa Göbeklitepede yapılan kazılarda on iki bin yıllık bir yapı bulundu bundan geriye doğru henüz bir belgeye rastlanmadı. Bu kazılarda sütunlar, sütunlar üzerinde çeşitli hayvan figürleri, ve taş bir yapı ancak ne için kullanıldığı tam olarak çözülmüş değil. Ancak insanlığın en kapsamlı olarak günümüze kadar gelen belge olarak M.Ö. dört bin yıl öceye ait belgeler mevcut. Bu da yazının icat edilmesinden dolayıdır herhalde. Sümerler, Mısırlılar gibi medeniyetler. Bunlarında geçmişi M.Ö dört bin yılına ait. O dönemde ki savaşlara bakıyorsun ok, yay, mızrak gibi savaş aletleri kullanılmış. Bu ne zaman kadar barutun icatına kadar. Buda ikibin yıl önce. Günümüzde savaşlar çok fazla evrildi ki nükleer’e döndü binlerce hatta milyonlarca insanı bir anda yok edebiliyorsun. Ok, yayla başlayan savaş aletleri ile nükleer silahlar arasında ki zaman farkı altı bin yıl. Merak ya geriye kalan elli dört bin yılda aynı beyin yapısına sahip insanlar ne yaptılar. Elli dört bin yıl mızraklarla avlanıp mağaralar da yattılar mı? her şeye merakı olan insandan bu beklenmez. Kendinden önceki daha küçük beyne sahip insan türünü yok eden Homo Spean mutlaka bu arada bir şey yapmış olması gerekmez mi?
Ünlü fizikçi hawking ölmeden önce bir iddiada bulunmuştu. “Üçüncü dünya savaşı nükleer olacak ancak, insan nesli hayatta kalırsa dödüncü dünya savaşı taş ve sopa ile olacak” demişti. İnsan nesli olarak bir döngünün içine mi girdik?
Eski Maya toplumu ileri derecede yapılar inşaa ederdi. Öyle ki günümüz teknolojisi bile o yapıları yapmakta zorlanır. Piramitler inşaa etemek için bulundukları yerde ki bütün kaya ve tepeleri kullandılar, zamanla kullanabilecekleri bir meteryal kalmayınca bilge kişisine danışma ihtiyacı doğdu. Bilge kişi toplumun kurtuluşunun tek çaresinin daha fazla yapı ve piramit yapılması gerektiğini söyledi. Bunlarda sınırlarını zorladılar daha geniş alandan kayalar ve taşlar getirerek piramitler inşaa ettiler. Ama unuttukları şey yaşam alanlarının daraltılmasına ve besin zincirinin kırılmasına sebep oldular. Zamanla açlık çektiler, bulundukları toprakları terk etmeyenler açlıktan, terk edenler başka kabileler tarafından yok edildi. Şimdi soruyorlar devasa teknolojiye sahip Mayalar nerede nasıl yok oldular diye. Aslında kendilerine fazla güvenmeleri ve teknolojiyi sınırsız kullanmaları sonucu kendi kendilerini yok ettiler.
Günümüzde sınırsız teknolojiye sahip insanda aynı hatayı tekrarlamıyormu? Mayalar dünya üzerinde yaşayan bir gruptu kendilerini yok etti. Ancak günümüz insanı küreselleşti, sadece kendi toplumunu değil insanlığı yok etme çabasında.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder