İslamda örtünme diye bir şey var. Bu ayet ile de sabittir. Ha keza bu Hristiyanlıkta da vardır ama onlar pek üzerlerine uğratmazlar. Mahalle baskısı diye bir şey baskın olmasada olduğu bir gerçektir. Kırsal kesimde şehirde ki gibi “özgürce” istediğin gibi giyinemezsin, toplum ayıplama müessesini hemen devreye koyar. Bana ne, bana kimse karışamaz diyemezsin. Karışırlar.
Şehirde olsun, kırsal kesimde olsun bazen olur ki kimsenin karışamadığı kişiler çıkar. Söz geçiremezler, kendine göre isyankardır o, ama ona da Allah öyle bir karışır ki inanmasa da emirlerine zoraki uyduğu olur. İklimi öyle bir hale getirir ki kendini özgür olarak tanımlayan kişi iğne deliği kadar bir açık yer olsa da kapatmak zorunda kalır. Kutuplarda hiç açık gezen bir insan gördünüz mü? Afrikanın balta girmemiş ormanlarında da kapalı giyinen yok? İşte imtahan burada.
İnsanlık var olduğundan itibaren Peygamberler dönemi hariç olmak üzere insanların din diye gerçek anlamda bir derdi olmadı. Din sadece insanların hedeflerine ulaşmak için bir araçtı. Geriye doğru bir bakın hangi dönemde İlahi kelimatullah için bir savaş olmuştur. İnsanlar Dini menfaatlerini perdelemek için kullandılar bu bir gerçektir. Semavi veya pagan din farketmiyor. Semavi din olarak adlandırdığımız Hıristiyanlıki Musevilik ya da Muslümanlık için hangi savaş olmuştur. Haçlı orduları diye adlandırılan sözde Kudusü kurtarma idealinde olan Avrupa Hıristiyanları gerçekte din için mi Kudus’e geldiler. Yoksa menfaat ve koltuklar için mi? olayın, işin sonuna bakmak lazım. Haçlı seferleri sırasında yada sonunda ne oldu, Şovelyeler zenginleşti. Öyleki Avrupa devletlerinin bir çoklarına borç vermeye başladı. Krallar öyle bir hata yaptı ki, zenginleşme umuduyla ordularını arkalarına takıp Kudus’e geldiler ya orada öldüler ya da aç ve sefil olarak ülkelerine döndüler. Krallar kendileri için değil, haçlı şovelyeleri için savaştılar. Kazançlı çıkan din olmadı, insanlar oldu. Kudusü Müslümanlardan kurtarsalar ne olacaktı? Daha çok servetten başka bir şey olmayacaktı.
Ya Müslümanlar dört halifeden sonra hangi iktidar Din için bir savaşa girdi. Emeviler mi? Abbasiler mi? Memluklular mı? Selçuklular mı? ve özellikle Osmanlı mı? hiç birinin ana hedefe din değildi. Emeviler ve Abbasiler Milliyetçilik peşinden gittiler, Milliyetçilik sonlarını getirdi. Kendilerini halife olarak tanıttılar, saraylar içerisinde debdebe içerisinde yaşadılar, bu debdebe bu saraylar Müslümanlığın neresinde var, kendilerine sormuşlarmıdır acaba. Daha çok servet, daha güvenli tahtlar için savaştılar, masumların kanlarını döktüler, bunun adına da cihat dediler. Cihatın nasıl ve ne için yapıldığını sorgulamadılar hiç. Çünkü bundan Sultanından en alt kademedeki askerre kadar hepsi memnundu. Birilerinin refahı için insan katl etmek dinin neresinde vardı.
Osmanlı da aynısı yaptı, hedef ulaşabildiği her yere Allah’ın adını duyurmak ise İran Şah İsmail ile niye savaştı, Memluklular ile neden savaştı, karşısında kiler Müslüman değilmiydi. Daha çok toprak ve mal, servet hırsı.
Hangi savaş barış getirmiştir, hangi savaş ile din değiştirilmiştir. Tarihte örneği yoktur, olamazda. Başka dine mensup bir devlet, din adına benim ülkemi işgal edecek, benim insanlarımı katl edecek, yakacak, yıkacak, belki annemi, babamı, kardeşimi, eşimi, çocuğumu öldürecek ve bende o dini benimseyeceğim, böyle bir insan tipi varmı sormak lazım.
Gerçek anlamda amacın dini yaymak, insanlığın olduğu her yere İlahi Kelimatullah’ı duyurmaksa amacın bu savaşla, şiddetle olmaz. Hoçgörüyle, tavizle olur. Hedeflediğin insana zulm ederek düşüncelerini kabül ettiremezsin. Gel gör ki anlatılanlar, yazılanlar,çizilenler hiç de gerçek gibi gözükmüyor. Herkes iktidarını sağlamlaştırmak ve devam ettirmek için uğraşıyır. Önce menfaat sonra din geliyor.
Allah diyor ya “Cehennemi insanlarla ve Cinlerle dolduracağım diye dünyaya gelen her bir fert cehennemin büyük bir olasılıkla adayı. Eğer dünyadaki varoluş amacımız din olsaydı, bu kadar savaş, zulüm olurmuydu. Dünyanın her bir coğtafyasında özellikler bütün dinlerin çıktığı nokta olan Ortadoğuda savaşlar hiçbir dönem eksik olmadı, insanlarda ki bu aç gözlülük, servet edinme çabası oldukçada bu devam edecek.
İnsanlar barışı, insan haklarını sadece kendisi için istiyor. Başkalarına gelen barış ve insan hakları kendi servet ve rahatlıklarından olması demektir. Birileri ölürken, diğer birileri o ölüm üzerine yapılan servetlerle rahat bir hayat sürecek. bu yapılanlarada din adına yapılıyor denecek. Gelecek kuşaklara din adına yapılan savaşlar anlatılacak, gösterilen fedakarlıklardan bahsedilecek, ölüm üzerine kurulan hayatlardan bahsedilmeyecek. Ellerini semaya açacak “Allah’ım beni cennetine” koy diye dua edecek. Gariplik işte burada. Öldürmek üzerinden cennet. İnsanın sahtekarca işetttiği tüccar kafası bile Allah’ı aldatma peşinde.
Camii avlusunda ezanın okunmasını bekleyen, yoldan geçen kadınlar, kızlar hakkında yorum yapan ihtiyarın derdi namaz mıdir?
Vatan Millet Sakarya deyip, bir trafik cezası için devlete küfreden kişinin derdi vatan mıdır?
Bu bendendir deyip yaptığı her halta ses çıkarmayan Hacı amcanın derdi İlahi Kelimatullahmıdır?
Yapılan hırsızlıkları, yolsuzlukları, zulümleri görmezden gelen Müslümanın derdi, Dinmidir?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder