Can Atalay gezi davasından dolayı Ağır ceza mahkemesinde yargılanarak hüküm giydi. Cezası İstinaf mahkemesi ve Yargıtay tarafından onandı. Bu arada milletvekilliği genel seçimlerinde TİP partisi tarafından Hatay'dan milletvekili adayı gösterildi ve milletvekili seçildi. Meclise kaydı milletvekili olarak yapılmasına rağmen yemin edip cezaevinde olduğu için görevine başlayamadı.
Can Atalay avukatları Anayasa mahkemesine bireysel hak ihlali başvurusu yaptı. Anayasa mahkemeside oy çokluğu ile hak ihlali kararı verdi. Kararı ilk ceza veren ağır ceza mahkemesi uygulaması gerekirken mahkeme Yargıtay 3. Ceza dairesinin yetkili olduğunu belirterek dosyayı Yargıtay a gönderdi. 3.ceza dairesi Anayasa mahkemesinin kararını yerinde bulmayarak uygulamadı bir adım daha giderek Anayasa mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu. İkinci hak ihlali davasında da aynı süreç işledi.
Bu işlemler yargısal süreç olarak tartışılıyor. Kim haklı kim haksız mahkemelerin bileceği hukuksal bir iş. Ancak bu süreç hakkında mahkemelerden çok ilgisiz kişilerin hukukçu adı altında konuşmaları tam bir ikilem oluşturuyor ki, kendi taraftarları için kullandıkları çözüm yollarını bu dava için kullanmaktan imtina ediyorlardı. Bunu da hukukçu kimlik ve eğitimleri ile yapıyorlar.
Herkese eşit adalet anlayışı ne yazık ki işlemez hale getirildi. Kendini milliyetçi olarak tanımlayan ve iktidar ortağı bir partinin savunucusu kişiliğini ön plana çıkaran avukat bir şahıs bu dava ile ilgili " Ağır ceza mahkemesi karar vermiş, mesleğinde daha tecrübeli İstinaf hâkimleri kararı yerinde bulmuş, bir üst mahkeme ve daha tecrübeli Yargıtay hakimler heyeti kararı onaylamışken çoğu hukukçu olmayan Anayasa mahkemesi üyeleri bu davayı nasıl bozar" diye görüş belirtiyor.
Bu görüş tek taraflı ve ideolojik bir yaklaşım olduğu aşikardır. Çünkü Türkiye de bütün mahkemelerce suçlu bulunmuş bir kişi ya da kişiler her ülkenin Kendi belirlediği hukukçulardan oluşan Avrupa İnsan hakları mahkemesinin hak ihlali kararları ile ilgili tek kelime etmiyor yada edemiyor. Bu ikircikli durum ülkenin adalet sistemine güvenin seviyesini belirlemede bir ölçü olarak bir kenara atılıp bekletiliyor. Kendilerine göre bekletme, üstü örtülme olarak bu durum uluslararası Adalet divanı tarafından dikkatle takip edildiğinin farkında olmamaları deve kuşu misali kafalarını kuma gömüyorlar kendilerini görünmez sanmalarından başka bir şey değildir herhalde.
Bir ülkede hukuk farklı ülke güvenliği farklı işlemesi gerekirken bir birini tamamlar nitelikte uygulamalara imza atmaktan imtina edilmiyor. Güvenlik kaygısı çekiyorsa kanunları güvenliği tamamlar nitelikte yapılması en doğru iş olması gerekirken, tamamlayıcı uygulamalar kendilerine zarar verme ihtimalinden dolayı bundan kaçınarak kanunları kendilerine göre yorumlamak daha çok işlerini yürütmede kolaycı olması en doğru hareket olarak gelmektedir. Kendilerini en zor zamanlarda kurtarma yöntemi bu olsa gerek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder