AKILDA KALMAYANLAR

27 Mart 2024 Çarşamba

NEYİ TUTSAK ELİMİZDE KALIYOR

      Eğitimsiz, slogancı, söz var icraatí olmayan, geçmişi ile oynanmış, oynanan geçmişi sloganlar ile inşaa etmeye çalışılan bir halk ile oynamanın bu kadar kolay olduğunu tahmin edemezdim. Bu halk karma bir kültür ile beslenerek, kendine göre kendini korumacı bir kültür den gelsin ve biri çıksın kendini dindar ilan ederek bu halkı kendine sonsuz itiat ettirsin. 

        Doğru bildiklerimizin aslında bir illüzyondan farklı olmadığını anlatmak bu kadar zamana mal olmaması gerekirken bir anda karşımıza çıkıp, gerçeklerle yüzleşmemiz bu kadar ağır olmamalıydı, ne yazık ki bir anda oldu. Ne yapacağımızı bilemez hale geldik ki, bu kadar zaman geçmesine rağmen halende bilmiyoruz. Bizi kim kurtarır? kültürümüzü tekrar nasıl inşaa ederiz bilmiyoruz. Diğer önemli bir konu da bu insanlarla olur mu? İkna edilmiş kitleleri uzun süre nasıl yanımızda tutarız bunu da bilmiyoruz.  Bugün ikna ettiklerimizi yarın başkalarını ikna etmeyeceği de kesin değil. Ya yarı yolda bırakılırsak. Dün başkalarını satanlar bugün bizi, yarın başka birini satmayacağının garantisi var mı? Bu ikilemler içerisinde sağlam bir toplum oluşturmak ne kadar mümkün o da belli değil. 

       İslamcılar iman'ı, solcular ideolojilerini, ülkücüler kimliklerini kaybetmişler. Bu kaybetmeyin farkındalar mı bilemem ama halinden memnun köleler haline gelmişlerdir. Ülkede sağcılık ve solculuk birbirinin içine girmiş. Yıllarca birbirlerini yedikleri bir  saplantıdan kurtulmuşlar. Ancak başka bir saplantının içine düşmüşler. Menfaat. Düşmanlıkları ideoloji için değil menfaat için. 

          Siyasal İslamcılar gücü ellerine geçirince Şah idiler, şimdi Şahbaz oldular. Kendilerine olağanüstü payeler verdiler. Kullar edindiler. Kendilerini Allah'ın yeryüzünde ki halifesi haline soktular. Haksız da değiller bu kadar kul edinmenin elbette bir mükafatı olacaktır. Hak ettiler. 

        Bu kadar yozlaşmış bir halk kitlesinden Anka kuşu çıkarmak mucize den öte bir şey değil. Mucize olmayacak, bu yozlaşma derinlemesine devam edecek. Kurtuluşu kişilere havale ederek mucize beklemek aptal toplumların işi. Bunu anlamak kısa vadede ne kadar mümkün olur, elbette zaman gösterecek. Kurbağa misali, dereye su gelene kadar kurbağa dayanabilirse ne ala. Diğer türlü göz patladıktan sonra, körün düzelmeden ne gibi çıkarı olur orasıda ayrı bir mesele .

      İnsanlar söyledikleri ile yaşamıyorlar.  Söz başka hayat başka. Yozlaşmanın temelini oluşturan bu yaşam tarzları ileri toplum hayallerini gerçekleştirmede ne kadar yapıcı olur bilinmez. Ama hayatın gerçekleri hayalleri başka baharlara ötelemeden başka bir yol bırakmıyor. 

        Söylemlerin, yaşanılan hayatların arkasında hangi niyetler var bilinmez olarak gözükse de herkes kendi dünyasının çıkarlarının peşinde olduğunu bir gerçek. Bunun bilen bir hak varmı? Kesinlikle yok. Belli bir kesim var ki birilerinin hayallerini gerçekleştirmesi için ne gerekiyorsa yapıyor. Çoğu zaman kendi hayallerini bile feda etmekten çekinmiyor. Yaşanılan bunca badirelerin tek bir amacı, küçük bir azınlığın daha iyi bir hayat sürmesi için. Bu kölelik değilde nedir? 

       Birilerinin dindarlığı, birilerinin milliyetçiliği, öyle hale geldiki halkın fakirliğine sebep oldu. Her şeyimiz yük oldu, yok oldu. Bunlarda bize yük oldu ama yok olmadılar. İnsana yaşam yük olmaması gerekirken, yaşam yük oldu. İbadet yük olur mu? Elbette olmaz ama onu yük haline sokup insanların sırtına yüklediler. Sevmeyi unuttu, nefreti hatırladı. İlk defa görülen, söylenen sözlere rastlamak da acı veriyor. İnsan kendine, dindaşına lanet eder mi? Bunu da gördük. Çaresizliğin ifadelerdir bunlar. 

       Menfaatler uğruna yıkılan hayaller, hayatlar. Ya onlara yardım eden ön ayak olanlar. Onların hiç suçu yokmu? Kendilerini sütten çıkmış ak kaşık sananlar. Hesabı sadece kendi elleriyle yaptığında vereceğini zannedenler. Dünyayı sadece kendi etrafında döndüğünü zannedenler yok mu? Bunlar suçsuz olacak ama hiç bir şeyden habersiz, hiç bir şey yapmamış kişiler suçlu. Onlara güzel dünya.  O güzellik gerçek mi? Hayal mi? İllüzyon mu? Belli değil.

      Bir ülkede geçmişten gelen değişik franksyonlara sahip fikir akımlarını orta bir noktada ya da ortak bir değerde buluşturamazsanız kalıcı barışı sağlayamazsınız. Her daim oynak ve oynamaya müsait olan bu akımları kutuplaştırarak ve biri tarafında saf tutmak kısa süreli fayda sağlasa da uzun dönemde çatışma kaçınılmaz olur. Bunlar hesap işleridir ve devlet yönetme geleneğine sahip kesimler tarafından yapılır. Menfaat için bu işlere girenler ya yok olur ya da yok eder. 

       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...