AKILDA KALMAYANLAR

24 Mart 2024 Pazar

UYUM

      Başarının sırrı barışık olmaktır. Eğer hiç kimse ile barışık değilseniz başarının ölçüsü düşük yoğunlukta, çoğunlukla da hiç olmaz. 

       Toplumda, bölgede, daha ilerisi ülkede başarının sırrı da budur. Yanlız bunun da bir antikabı vardır ki buna da ya tahammül edecek ya da kabul edeceksiniz. Ülkenin bütün değerlerini inkâr ederek başarı olmaz. Kabul görülmeyen bir toplumda nasıl yaşar insan? Nasıl başarılı olur. 

       Ülkenin herşeyini kabul ederek, kabul görür insan. Bu bazen yönetim olarak, bazen yolsuzluklara rıza göstererek, bazen hukuksuzluğu, bazen de zulme. Bunları kabul etmeyen insan o ülke tarafından kabul görmez. Her nerede yaşıyorsan, oraya aitsin. Orada olanlardan musul sayilabilirsin. Elbette eliyle, diliyle defetmeye çalışanlar, buna gücü yetmeyip, buğz edenler müstesnadır. Bunlardan olmaya bak. Başarıda bir yere kadar, sonra ne olacağını bilemediğin bir hayat. 

       Bir ülkeyi seviyorsan onun her şeyini kabul etmiş, onlar ile bütünleşmişin demektir. Bütünleşme olmadan kabul olmaz. Bunun aksi durumu ayrılıkçı olmanızdır. Dünyada terör örgütü olarak kabul edilen yapılara bakın, bağlı bulunduğu ülke ile aynı düşünmeyen bütünleşmemiş yapılardır. Ne onu kabul eder ne de onu. Çatışma işte burada başlar. İstekler de belli bir noktada kadar sonrası çatışma. Kim haklı?  Demokrasi işte burada devreye sokulsa da çare olmuyor. Sorunların derinleştiği bir ortamda hiç bir demokrasi çare olmaz, çatışma kaçınılmazdır.

       Zorlama isyanın sebebi. İnsana istemediği hiç bir şey yaptıramazsın. Sadece kabul etmiş gibi gözükür. İlk fırsatta isyan eder. Korkulması gereken işte bu tiplerdir. Bir yerde bir huzursuzluk varsa, mutlak zorlanan bir şey vardır. İnsana zorla yaptırdığın her şey sana olumsuzluk olarak dönecektir. Bu belki şimdi balki de yıllar sonra, ama mutlaka dönecek. 

         Sevgi bazen çaresizliktendir. Meksika sınırından ABD nın duvar ve dikenli tellerini geçmeye çalışan insanlar ABD yi çok sevdiklerinden mi o zorluğa, tehlikeye katlanıyor, yoksa mecburiyetten mi? İnsan yıllarca yaşadığı, anne ve babasının topraklarını neden terk etmek istesin? Mecburiyetten, açlıktan, yoksulluktan terk ediyor. Bilmiyormu gittiği toprakların ülkenin acımasız, zalim olduğunu. Açlık, yoksulluk ikincisi plana itiliyor. Daha iyi bir gelecek umudu geçmişe bir anda set çekiyor. Unutturuyor anıları, kadim toprakları. 

       Hiç kimse yaşadığı topraklardan memnun değil. İnsanın yapısı ile ilgili herhalde. Hep daha iyisini istiyor, gözü hep yukarılarda. Aşağıya bakan hiç yok. Zengini, fakiri, darda olan, bolluk içinde yaşayan hep aynı. İlginç olan dünyayı geçici bir metea olarak gören, dünya boş diyen de memnun değil. Misafirlikte olan insan, niye memnun olmaz bunu anlamak mümkün değil. Zorunluluklar insana her şeyi yaptırıyor. Daha iyi olma ümidi, kötüyü düşünen yok. Ölüm uğruna düşülen yollar, bazen hayalleri yıkıyor. 

       İnsanı sadece şekilden, suretten ibaret görmek yanılgıdır. İçinde ki hazinelerin dışa vurması çok nadir görülse de toplumu, ülkeyi şekillendirebilir. İnsanları aldatarak siyaset yapanlar yanında bir doğrunun olması elbette dikkat çeker. İnsan yığınlarının ne tarafa kanalize olacağını insanın içindeki suretten ibaret olmayan hazinesi belirler. Dünyanın acımasızlığı, insan üzerinde ki travma iyi insanların faal olarak toplum içerisinde bulunması, yön verici olarak liderlik etmesi ile olur. Diğer türlü zulümler, haksızlıklar, adaletsizlikler bitmez bilakis şekil değiştirerek insan üzerindeki etkisini arttırarak devam ederler. 

       Mevcut durumu kabullenmek insanı başkalaşıma uğratması kaçınılmazdır. Yıllarca sürdürdüğünün hayatı bir anda silip atmak insana neler kaybettirmez ki?  Her şey sil baştan. Hayattayken yeniden doğum bu olsa gerek. Yılların birikimini ortama adapte olma uğruna yok etmek ne kadar doğru burası da ayrı bir tartışma konusu olsa gerek. Son yıllarda Suriye, Irak gibi ülkelerden gelenlerin yaşadıkları hayat bu değil mi? Yeni bir ortam, toplum ile geldikleri yer ile toplum çok farklı kültürleri ihtiva ettiğinden uyum sorunu olmaz mı? Geldikleri yerden ki hayatı yeni yerde yaşama çabası, geri dönülmez yaralara sebep olamaz mı? Ülkede ki istememezliğin sebebi de bu değilmidir? Gelen insanların değişime direnmeleri nereye kadar gider bilinmez ama iyiye evrilmeyeceği kesin gibi gözüküyor. Sosyal patlama ne zamana kadar tutulacak. Patlamanın önüne geçilebilecek mi? Ne kadar kontrollü olacak? Hasarın boyutunu tahmin edilebilecek mi? Kimsenin bilmediği konular ancak yıkımın ağır olacağını herkes tahmin ediyordur herhalde. 

       Dünyadaki göç ve buna bağlı uyum öyle kopacak ki aşılamaz duruma gelecek. Artık insanlar kapılarını koruyamayacak hale gelip, güvenli yerlerde kolonileşecek. Refah ve milli gelirden alınan paylar arasında uçurumlar olmaya başladı. Küreselleşen dünyada savaşlar arttı, kaynaklar eşitsiz şekilde dağıtılıyor. Bunun elbette bir sonucu olacak. Ama iyi yönde olmayacağı kesin. Paydan fazla nasiplenenleri, sadece sınırlar değil, evlerine çevirdikleri yüksek devarlarda koruyamayacak. Dediğim gibi güvenli yerlerde kolonileşme kaçınılmaz.

      

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...