Kendi yarattıkları problemin mağdurunu oynama işi yeni değil. Yaratılan problem bilerek ve isteyerek yapılıyor. Karşılığı mutlaka şahsi menfaat oluyor. Bu kişilerin hiç bir problemden haberi yokmuş gibi davranmaları, hele hele problemin mağdurunun kendilerinin olduğunu yüksek perdeden söylemeleri akla ziyan şeyler olsa da alıcı bir kitle bulmakta da zorluk çekmiyorlar.
Kendilerini doğrulayacak bir kitlenin olmaması bunlar için bir avantaj. Çünkü bunu biliyorlar. Kölenin bir düşüncesi, itiraz hakkı olmadığı gibi, bunların da yok. Adı değiştirilmiş bir köle pazarı, istediğini al istediğini sat. Karşılığı para olmasa da, elbette bir karşılık var. Benlik. Bu aralar ucuza gidiyor. Piyasayı düşürdüler. Çünkü ortalıkta mal çok. Malın fazla olduğu yerde fiat düşer. İktisat'ın kuralı bu. Devirler, insanlar değişse de kural değişmiyor.
Eğer bir toplumda ki fertler kötülüğü sıradan hale getirmişse, o toplumdan hiç bir şey beklemeyin. Kendileri için yaşar, kendileri için ölürler. Hiç kimse kötülüğü bilerek ve isteyerek yapmaz. Kötülüğü kötülük olduğu için değil, menfaati o yönde olduğu için yapar. Bir hırsız ben hırsızım demez, zalım zalım olduğunu kabul etmez. Her kötülüğün mutlaka bir mazereti vardır. Çocuğuna, etrafına kötülüğün zararlarını anlatır ama döner söylediklerini kendi yapar. Bu sadece insan hastalığı değil toplum hastalığıdır. Tedavisi de yoktur.
Geri kalmış toplumlar ötekileştirme ile ayakta durur. Yöneticiler toplumu hasta eder, kimse bunun farkına varmasın diye toplum içerisinde bir grup bulur bunları ötekileştirerek yaptıkları yanlışları bunların üzerine yıkar. İlginç olan bu duruma inanan milyonlarca insan olur. Hiç kimse sorunun kaynağının yönetim erkinde olduğunu sorgulamaz, işte bu toplum hasta toplumdur. Sadece ülkemiz için geçerli olmayan bu durum geri kalmış ülkelerin yüzyıllardır uyguladığı bir yönetim biçimidir. Ülke anayasasında içerisinde demokrasi, hukuk ibarelerinin geçmesinin hiç bir önemi yoktur.
Milliyetçilik ve dindarlık adı altında yapılan kötülüklerin tamamı kullandıkları koruma kalkanı olan dine ve milliyete mal olması ayrı bir problem. Bu sığ tartışma ve izlenen politikanın kimseye bir faydası olmadığı gibi aslında kendilerinde başka herkese zarar veriyor. Zarara uğrayanlar bunun farkında mı? Elbette, herkes gibi farkında olsalar da yapabilecekleri bir şey olmadığına inanıyor ya da inandırılıyor.
Toplumun her bir ferdinin üzerine düşen görev bilinci olmadığı sürece kötülük sıradanlaşacak, bel ki de daha ileri giderek toplumu yok edecektir. Geçmişteki toplumların yok oluş süreçleri hep masumane başlayan kötülüklerin sıradan hale gelmesinden kaynaklandığı bir gerçektir.
Dinin çıkış amacı toplumu şekillendirmek, insanın daha kaliteli ve rahat yaşamasını sağlamak olarak ortaya çıksa da zamanla insan denen beşer kendini onun üzerine çıkarıp dini kendi çıkarları için kullanmaktan geri kalmamıştır. Din sadece bu kötü insanlar için gaye, amaç değil kullanılıp atılan bir yaşam biçimidir. Kendi çıkarlarını toplum çıkarlarının önünde tutan öyle kişiler çıkmıştır ki kitleleri peşinden sürükleme yetmezmiş gibi milyonlarca insanın hayatını hiçe sayarak öldürmekten de geri kalmamışlardır. Ne için daha refah yaşamak için. Değer mi? Elbette değmez ancak sen git bunu birde ona sor. Öyle ilginç cevaplar alırsın ki aklın şaşar. Ülke menfaatleri der, dinin yeryüzünde ki hakimiyeti der , ezan der, bayrak der derde der. Ama amaç ne ezandır ne de bayrak. Tek amaç verdır, kendisi.
Bir ülkenin tiyatrosuna, sinemasına, dizilerine bak, ülkenin ne durumda olduğunu açıkça görürsün. Sürekli işlenen kötülükler bunlar aracılığı ile sıradanlaştırılıyorsa o toplumun ahlakı çökmüş demektir. Toplumları ekonomi değil ahlâk çökertir. İyiliklerin, iyi olmanın ayaklar altına alındığı bir toplumda ilerlemede ayaklar altındadır. Gayri meşru kazanılan paralar ile zevki sefa içinde yaşayan insanlardan bir şey beklemek abes ile iştikal olsa gerek. Düzelir mi? Elbette düzelir. Ancak bir kaç nesili heba ettikten sonra.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder