AKILDA KALMAYANLAR

6 Ekim 2024 Pazar

KİM KARAR VERİYİR?

        İktisatda ki kurallar her dönem geçerliliğini koruyan bir olgudur.  Arz talep ilişkisi. Bir mal piyasada ne kadar az ve buna karşılık talep çoksa o malın değeri maliyetlere bakılmaksızın yüksek olur. Bunu sadece ekonomik olarak değerlendirmek de yanlıştır. Bu kural yaşamın her alanında geçerli bir kural olarak karşımıza çıkar.

       Bunlardan biri de sanat olsa gerek. 1700, 1800 yıllarda verilen klâsik müzik eserleri günümüzde halen geçerliliğini koruyorsa alıcısının olmasına bağlıdır. Yazıldığı dönemlerde nasıl alıcı bulduysa şimdide buluyor. Bunun sebebi daha iyi eser verilmiyor olması etkilimi dir? Veya başka bir sebep varmıdır? Bilinmez. 

       Bilinen bir gerçekte vardır ki, yazıldığı ülkeler her dönem eserleri gündemde tutmuş, pazarlamasını çok iyi yapmıştır. Eserlerin kalitesinden midir? Orası da ayrı bir tartışma konusu. Nasıl bir malın reklamı ve pazarlaması vardır, bu da öyle olsa gerek. 

       Sadece Avrupa'da üretilen eserler her dönem gündem olmuş, değer kazanmıştır. Dünyanın diğer yerlerinde kaliteli eser verilmemesi düşünülebilir mi? Ama ne yazık ki durum ortada. 

        Ne çok anladınsa, sorguladınsa dibe batarsın ve bu batma sorgulama nispetinde hızlı ve derin olur. Çağın önemi olmadan dünyanın neresine bakarsan bak her dönem ilerlemeyi ön plana çıkaran toplumlar tarih yazımında, kalıcı eserler bırakmada ön plana çıkmıştır. Toplumları belirli bir yere kanalize edenler hep onlar olmuştur. Geriye doğru bak bunu açıkça göreceksin. Yazının ilk bulunma dönemi Sümerler bulunduğu çağda diğer toplumlara nispeten daha ileri bir toplum meydana getirmesinden dolayı günümüzde sadece onlardan bahsediyoruz. Aynı dönem başka toplum yok muydu? Elbet de vardı. Ama kendinden sonraki nesillere kalıcı bir şey bırakmadığı için ya yok oldular ya da kendinden güçlü medeniyetler içinde eriyip gittikler.

        Bugün Selçukluların Anadolu ya gelmesi ile burada bulanan toplumlar ne oldu? Selçuklu hepsini yok mu etti? Hayır. Kendinden güçlü bir toplumun içinde eriyip gitti. Gelenlere tâbi oldular. 

        İnsan hep gel-gitler arasında mekik dokuyup duruyor.  Hayal kuruyor fakat ne hikmetse yaşadıkları, yaptıkları ile hayalleri bir türlü örtüşmüyor. Hayal bir tarafa yaşam bir tarafa.  Yaşamanın anlamını, değerini bilmeden bir ömür tüketen, tükettiği bu ömür içerisinde bir gün olsun hayatı sorgulamaya insan yığınları içinde yaşayıp gitmek insana elem veriyor. Yöneten yönettiğinden, yönetilen kendinden bi haber. Nereye kadar? Meçhule giden bir gemiye binmişiz ne gemiden haberimiz var, ne de menzilden. 

        Kendi inanmadığı bir duruma, başkalarının inanmasını bekleyenler türedi. Başkası da inanmiyorsa, inandırmak için girmediği kılık kalmayanlar türedi. Hayatı kendinin değil, başkasının yalanlara  inanmaları üzerine kurulu insanlar türedi. İlginç olan Uzakda değil yanı başımızda, hemen dibimizde.  Yalanlar üzerine kurulu düzen içerisinde hayat mücadelesi verip, temiz olarak çıkana ne denir?  Onu da bilmiyorum. 

        Her şeyin boş ve anlamsız olduğu böyle bir ortamda hayat mücadelesi vereceksin ve sergilediğin eserlerin değerli olmasını bekleyeceksin, takdir isteyeceksin. Anlamsız uğraşlar bunlar. Esere değer biçen yine sana yalan söyleyenler ise, beklemekte anlamsızdır. 

         Her zaman denir ya! Fikirlere saygı gosterilmeli. Çok saçma bir düşünce. Fikire saygı gösterilmez. Fikrin sahibine insan olduğu için saygı gösterilir. İnsan değerlendirilmez ama fikir değerlendirilebilir. İnsan ile o insana ait olan fikir karıştırılmamalı. Ama ne hikmet se hep karıştırılır. Fikre saygı gösterme üzerinde durulur hep. İşte hayattaki yanlış da burada başlar. Onun için hiç kimse kimse ile anlaşamaz. Bu kısır döngü saygı üzerinden sürüp gider. 

           

        

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...