AKILDA KALMAYANLAR

16 Ekim 2024 Çarşamba

ÇIKMAZ

   İnsanın çıkmaza girdiği anlar vardır, veya öyle  zanneder. Aslında insan çıkmaza girmez. Allah hiç bir insana kaldıramayacağı yük yüklemez. İnsan bunu bilsede kendini bu emre değilde kendi kafasında yarattığı çıkmazı ön plana çıkarır. 

        İnsan girer de çıkmaza toplum girmez mi? Aynı şey onun içinde geçerlidir. İşin özünde toplumu oluşturan insandır. Sebep ve sonuçlarını insan hazırlar. Toplumu insan gibi düşünen bir varlık olarak algılamak elbette abestir. İnsan eşittir toplumdur. Bunun daha ilerisine gidip ülke, dünya olarak tanımlanabilir. Ülkeler de dünya da çıkmaza gidebilir. Ama özünde çıkmazın sebebi temele yani insana dayanır.

        2024 yılı Türkiye sinde öyle bir zamanına denk geldik ki bir ülkenin yaşayabileceği çıkmazların hepsini aynı anda yaşıyoruz.  Ekonomik, siyasal, dış politika, ahlakı, dini kısacası ne ararsan var.  Çıkış yolu var mı? Elbette var ancak her çıkmazın bir ceremeside var. Peki bu ceremeyi kim ödeyecek? Her zaman olduğu gibi halk. Çıkmaza sokanlar yine her zaman olduğu gibi rahat. Kendilerine hiç suç kondurmuyorlar. Onlar da haklı! Yirmi iki yıldır seçim yapılıyor yine onlar ipi göğüslüyor. Kendilerine mutlaka şu soruyu sorarlardır. " Başarılıyız, halk bizden memnun ki yine bizi iktidar da tutuyorlar" 

         Çıkmazın ekonomi ayağında yine fakir ezilecek. Burası kesin de fakir bunu istiyor. Kentlere bakın, kentin zengin Mahallesi'nde hiç yüksek sesle müzik dinleyeni, abartılı eksoz takıp halkı rahatsız edeni gördünüz mü? Olmaz, para sessizliği sever.  Lüks otomobillerden yüksek sesle müzik dinleyeni göremezsiniz. O adam sessizliğin ne olduğunu bilir. Paranın da sessizliğe gideceğini de bilir.  Fakire gelince eline geçen üç beş kuruşu ucuz bir arabaya bağlar, bir ses sistemi yanında gürültü çıkaran bir eksoz ile sokakları turlayarak gürültü yapar.  Gürültünün neye sebep olduğunu bilmez. Varsa yoksa o anki dengesiz ruh halidir. Birde kendini gösterme hevesi vardır. Asgarî ücret ile çalışır, maaşının yarısını en son çıkan telefon taksitine öder. Onun için zenginlik telefondur.  Bu durum yıllarca böyle olmuş, böyle de olacaktır.

         Dış politika tam bir muamma. İleriye dönük hiç bir planları yokmuş gibi hareket ediliyor. Günlük politikalar ile devlet ne kadar ayakta kalır? Sözde ve harekette tutarlılık dengenin temelidir. Ortada ne söz var ne de tutarlılık.  Dünya iki kutba ayrılmış biz sözde batı blokundayız ancak, hareketlerimiz hiç de öyle gözükmüyor. İsrail'in karşısında gözüküyor gibi yapıp arka kapıdan diplomasi yürütüp, ticaret yapmak ne kadar tutarlılık?  Ne kadar ahlâkî?  Tavır net olmadıkça kimse sana inanmaz. Yurt içindeki halka özellikle taraftarlara karşı verilen mesajların küresel anlamda ne kıymeti ne değeri vardır. Bunlar küresel anlamda boş slagondan öteye geçemez, bu gün var yarın yok.

          Ahlâkî yapı ele alınacak gibi değil. Yapılan yanlışların gençler üzerinde ki yıkım onarılacak gibi değil. Her kafadan bir ses çıkması inandırıcılığı bitiriyor. Artık gençler yöneticilere güven duymuyor. Bu nereye kadar? Halkın üzerine çöken ekonomik sıkıntı bir ahlâkî sorunu beraberinde getiriyor. Fuhuş, hırsızlık, dolandırıcılık hiç bir zamanda olmadığı kadar toplumun üzerine çökmüş durumda. Buna karşılık Dinî temsil eden Diyanet ne yapıyor. Yapılan yanlışlara dinî bir kılıf bulma peşinde. 

        Çaresi var mı elbette var. "Gitmek mi iyi, kalmak mı?" derler. Çok insan kalmadan yanıdır ancak öyle bir an gelir ki gitmek insana, topluma, ülkeye ilaç gibi gelir. İşte biz bu noktadayız. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...