AKILDA KALMAYANLAR

27 Şubat 2025 Perşembe

ZENGİNLİK

       Toplumların yükselişi olduğu gibi bur de düşüşü vardır. Yükselme toplum bireylerine refah, mutluluk getirir. Çöküş ise bunun tersidir ki, toplumu dejenere etmede burda başlar. Her çöküş insanları ahlaki olmayan durumlara iter. Kurtuluşu orada arasa da, aslında ortada kurtuluş diye bir şey yoktur. Orası derin bir foseptiktir. Düşen toplum bunu bilmez. Nedenler arar, ama doğruyu bir türlü bulamaz, Çöküntüye sebep olanlar ve oradan nemalanlar çözümü karartır, hedef saptırır, işaret parmakları ile hedef gösterir, hedef doğru olsa da insanlar hedefe değil parmağa bakar.
       Toplum zenginlik ile dizayn edilir. Zenginlik kültür oluşturur, kültürler, medeniyetler, gelenekler yüzlerce, binlerce yıllık toplum hareketidir. Diğer kültürler üzerinde baskı aracıdır zenginlik. Kendi ideolojisini diğer toplumlar üzerinde baskı aracı olarak kullanır. 
        Baskı despot yönetimler de kültür oluşturabilir ancak baskı kalkmasıyla ortada ne kültür kalır ne de insan. 
         Fesat, bozgunculuk, zulüm insanlık tarihinin şekillenmesinde rol oynamış olsa da daim olmamıştır. Bir gün gelmiş bitmiştir. Zulmeden zulmü ile anılır olmuştur.
        Sosyal medyayı din tebliğ etme yeri olarak kullananlar iyilikten çok kötülük yapmaya başladılar. Bir konu hakkında onlarca farklı yorumlar, fetvalar insanların kafasını karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Bunu neden yaparlar anlamak mümkün değil. Sosyal medyada fenomen olmak için her kılığa giren kişiler yozlaşmanın, kapılarını açtıkları gibi, toplumun değerlerini de hiçe saymakta hiç bir tereddüt göstermiyor. Dur diyen var mı? Dur demeyi bırak teşvik dâhi ediliyor. Herkes günü kurtarma peşinde. Töre, gelenek, kültür kimsenin ilgilendiği konular değil. Toplumları ayakta tutan olgular ayaklar altında ne için bir kaç kişinin daha çok tanınmak, fenomen olmak bunun aracılığı ile maddi menfaat temin etmek. 
         Perdenin birde elbette diğer bir kısmı var. Bu fenomen şahıslara duyulan ilgi ve alaka. Gençleri bataklığa sürükleyen bu gibi sosyal medya terörüne dur diyen biri çıkmaz ise gelecek nesilleri aileler sokaktan toplar hale gelecektir ki topladıkları bireyi sağlam olarak bulamayacaklar. Toplum bu duruma hazır mı? Hazır olmasının bir önemi yok. Onlar için birileri zaten düşünüyor. Kullanılmaya hazır kobaylar her daim hazır olsun ki, serveti elinde tutanlar, refah bir hayat yaşasın. 
          Toplum her taraftan saldırı altında. Bir tarafda sosyal medya, diğer tarafda gorsel medya diziler ile vurdukça vuruyor. Bunların hepsi mutlu azınlığın daha mutlu olması için yapılıyor. Bundan memnun olan yok mu? Elbette var. Sayılarıda az değil. Modern köle haline getirilmiş milyonlar, hizmetde kusur etmiyor. Bazen derler insanlar çok nefisçi ve bencil oldu diye.  Bunlar çoğaldı da kendisini düşünmeyi bırakıp, başkasının refahının daha iyi olması için çırpınanlar kimler. O kadar da bencil olunmamış demek ki. 
        Her fesatçılığın bir sonu vardır. Ne zaman son bulur? İnsan gerçekten insan olduğunu anladığında. 

18 Şubat 2025 Salı

DON KİŞOT

   Carventes Don Kişot eserinde şöyle der: üç devle savaşıyoruz sevgili sances adaletsizlikler, korku ve cehalet . Bu sözler insanlığın yüzyıllardır mucadele ettiği evrensel sorunları özetler nitelikte. Adaletsizlik toplumların temelini sarsan, korku bireylerin özgürlüğünü kısıtlayan, cehalet ise gerçeğin ortaya çıkmasında en büyük engel olarak karşımıza çıkar. Carvantes bu üç dev ile savaşmayı kahramanlık görevi sunarken aslında hepimizi bu üç devi yendiğimiz takdirde özgür ve yaşanabilir bir toplum olma yolunda ilerlememiz gerektiğinin altını çizsede, don Kişot un ne kadar zorlu bir görevde olduğunu bize hatırlatmaktadır.
       Don Kişot ve yanında bulunan sances'in yel değirmenleri ile savaşını çoğunluğumuz biliriz. Okullarda yel değirmenleri ile savaşın saçma, ve kazanılması mümkün olmayan bir mücadele olarak öğretilmiş olsa da, hikâyenin gerçek amacının ne olduğu hakkında herhangi bir bilgi verilme ihtiyacı duyulmamıştır. Bilinçli yapılan bu öğretimin, gerçek amacından çıkararak, sadece bir şövalye olan Don Kişot ve yardımcısı, yamağı sances'i akli dengesi yerinde olmayan kişi olarak gösterilmesi eğitim açısından ne kadar doğru orası tartışılır elbet.
       Ortada bir gerçeklik vardır. Yazar açık olarak söyleyemediği korku yaratma, adaletsiz davranma ve cehaleti yel değirmeni yerine koyup, Don Kişotu da onlarla mücadele edebilecek kişiler olarak sunması, yazarın döneminde ki baskı, korku yaratmanın ölçüsünü göstermesi açısından değerlendirmek gerekirken, başka amaçlar için kullanmak kime ne kazandırır orası da elbet başka bir konu olsa gerek. 
      Bu gibi benzetmelerin derin anlam içerdiği tartışılmaz bir gerçek olsa da benzetileni anlamak başka bir sorundur. corc Orwell in Hayvan Çiftliğinde olduğu gibi. Hayvan Çiftliğinde Domuzlar hile, vaat ve aldatma ile Çiftliğinin yönetimini ele geçirir. Oradaki hayvanlara daha önce verdikleri sözlerin hiç birini yerine getirmezler, daha da ileri giderek diğer hayvanlara eziyet ederler. Domuzlar çiftlikte rahattır. Diğer hayvanlar çalışır, domuzlar çalışmaz ama üretilenin büyük kısmını domuzlar alır. Diğer hayvanların domuzdan kurtulma öykülerini anlatan bir romandır "DOMUZ ÇİFTLİĞİ" 

15 Şubat 2025 Cumartesi

SİHİRBAZ

       Haberler Türk kanalında Avrupalı yetenekli bir sihirbaz ile bir röportaj yapılıyor. Soru şu: Dünyanın bir çok yerinde gösteri yaptınız,  aynı gösterileri Turkiyede de yaptınız. Tepki, beğeni ve geri dönüşüm olarak fark var mı? Varsa ne gibi farklar var? 
        Sihirbazın cevabı ilginç " Ben dünyanın bir çok noktasında gösterilerim oldu, gittiğim yerlerde seyirciyi hep eğlendirmişimdir, guzel de geri dönüşler olmuş, beğeni kazanmışımdır. Ancak Türkiye'ye ikinci gelişim, birincisinde seyirci pek eğlenmiş gibi görmedim, ikincisinde de öyle buna bir anlam veremedim diyemeyeceğim, çünkü Türk seyirci sihirbazlık gösterisini bir eğlence olarak görmüyor. Herkes pür dikkat hilenin nasıl yapıldığı ile ilgileniyor. Sihirbazlık gösterisi ile bir eşyayı kaybetme durumu oluyor. Fizik kuralları gereği elbette hiç bir dış etken olmadan o eşya kaybol demek ile, bir kaç gizemli söz ile kaybolmaz zaten. İşin aslı el marifeti ve hızlılık ile eşya kaybedilir. Elbette ki bütün sihirbazlıklarda olduğu gibi yapılanlar bir hile. Başka ülkelerde ki halk nasıl yapıldığına bakmaz, oraya eğlenmek için gelmiştir, ve ödedikleri ücretin karşılığını eğlence ile alırlar. Ama Türk seyircisinde bu yok, bir ücret Ödemişse eğlenmek ikinci planda pür dikkat hileyi çözmeye çalışıyor. Gösterinin bütünlüğünden kopuyor. Eğlence bu sefer başka yerlere kayıyor. 
        Bunu bir toplum bilimci, toplum sosyoloji ile ilgilenen arkadaşlarıma sordum. Dediler ki bu insanlar hep hayat meşguliyeti içinde olmuş, eğlencenin ne olduğunu bilmiyorlar. Güven duyguları çok zayıf ya da hiç yok. Başkasından bir sorunun çözümünü istemekte çekingenler o nedenle hileyi kendileri bulmak istiyor. Ha keza hileyi bulsalar ne olacak, ne kazanacaklar, bir hiç. Sadece kendini hayal dünyasında ispatlama çabası içinde olması nedeniyle mutlu hissedecek. Baskılanmış İnsan ve toplumlarda bu tür davranışların olması doğal. 
        Ortadoğu toplumlarında görülen bu davranış biçimi kuşaktan kuşağa aktarılması sonucu bazı bölgelerde bir gelenek, kültür haline gelmiş. Kısa sürede bu davranış biçimini değiştiremezsiniz. Ortadoğu toplumları gel-git toplumlarıdır. Yarın ne olacağını kimse ne bilebilir ne de kestirebilir. Bunun örnekleri geçmişte olduğu gibi bugünde görülebiliyor. Bir iktidar sahibi öldüğünde ülke dağılıyor. Kişilere özgü devlet. Cengiz han, Timur en basit örneği. Günümüzde Irak, Suriye, Libya. Öyle ülkeler var ki seçim yapılmış, tek başına kimse iktidar olamamış ama bürokrasi iktidarsız ülkeyi normal şekilde yıllarca götürebiliyor. Ülkede yanlış giden ne varsa sistem hemen onu onarabiliyor. Onun için böyle toplumlarda seçim ön plana çıkmıyor ha keza siyasetçi olma hevesi de pek kimse de yok. Burda yaşayan insanlar sadece eğlence peşinde, hile arama dertleri yok. 

12 Şubat 2025 Çarşamba

MUHTEŞEM YAPILAR

    Din uğruna yapılan dev yapıtlar vardır. Bu kilise, havra, camii ya da pagan bir dine ait herhangi bir yapı olur. Farketmeksizin bu yapıların tek bir yapılış amacı vardır. Gerçekleri halktan gizlemek, kaçırmak. Dini hassasiyetleri yüksek olan toplumlarda bu yapılar bir çok yanlışı ya yok sayar ya da gözden uzak tutar. Hangi dinin olduğunun bir önemi yoktur. Mesela Hıristiyanların dünya üzerinde ki en görkemli, ve büyük olan Ayasofya camii (kilisesi) 1453 e kadar kilise olan, bu tarihten sonra camiiye cevrilen muhteşem yapı.
        534 yıllarında yapılmış olan bu yapıt günümüz teknolojisine kıyasla muhteşemdir. Şu bir gerçektir ki bu yapı dini ticaret, halkı kontrol etmek için dini suistimal için iyi düşünülmüş bir projedir. Roma 350 yılına kadar Hıristiyan dinine mesafeli, zulmeden pagan bir inanışa sahipken bir anda 350 yılında Hıristiyanlığı resmi din olarak benimsemiş, 534 de Ayasofyayı inşaa etmiş. Yeride manidar Doğu Roma imparatorluğunun başkenti Istanbul. Aynı yıllar bir çok yerde Hıristiyanlara zulüm edilip kiliselere izin vermez iken Ayasofya neyin nesi. Bir çok Hıristiyan grup Roma korkusuyla vadilere, yer altı şehirlerine kilise yaparak ibadet ettiği halde Istanbul da dönemin en büyük ve muhteşem Kilisesini yapmak Romaya ne kazandırdı?
       Çok şey. Hıristiyanlık o kadar haktan rağbet gördü ki, Roma idarecileri ne yapsa önüne geçemiyor.  Bir fikrin önüne gecemezsem, onu kendi çıkarlarım için kullanır, ya da oyunu benim koyduğum kurallar ile oynanmasına izin veririm mantığı ile Hıristiyanlara bende sizdenim izlemini vermek için Ayasofya inşaa edildi. Hıristiyanlar oyunun farkında olmadan,  dinlerini Ayasofya da ayinler düzenleyerek serbestçe yaşayacaklarını zannettiler. Ama istedikleri olmadı. Roma kendine göre konsiller düzenleyerek, kendi adamları marifetiyle Hıristiyanlığı aslından çıkardı. Dinin içine kendi yasalarını, kurallarını koydu. Halk dinimi serbestçe yaşıyorum zannetti ama aslında yaşadığı Hıristiyan dini değil, Roma diniydi.
        Bu sadece Hıristiyan Roma ilişkisinden mi ibaret? Yahudilikte de aynı. Yahudi rahipleri aç, yokosul olan bir toplumda zenginliği yaşamışlardır. Roma Yahudi bölgesini işgal ettiğinde, işgale ses çıkarmayan tek kesim Yahudi hahamlardır. Roma bunu bildiği için. Halkı baskılamış, hahamlara dokunmamıştır.
        Bununla ilgili bazı incillerde şöyle bir kıssa anlatılır. " Hz İsa yakalanıp, yargılama yapıldığında öldürme hükmünü ancak Roma valisi verdiğinden, Valinin önüne getirilir Hz İsa. Şikayetçi taraf Yahudi rahiplerdir. Vali: Bu şahıs ne suç işledi der. Rahipler: Dinimizi, inançlarımızı aşağıladı derler. O sırada vali, tecavüz, gasp, adam öldürme gibi suçlardan birini de getittirir. Rahiplere sorar ikisinden birini af edeceğim diğerini ölüme mahkûm edeceğim der. Rahipler tereddüt etmeden Hz İsa'nın öldürülmesi diğerinin af edilmesini talep ederler. Bu kissa da belirtildiği gibi Rahipler için önemli olan toplum tarafından suç kabul edilen, hareketi yapan kişinin yaptıkları değil, kendi menfaatlerinin, rahat hayat şartlarının kaybolmaması, ellerinden alınmaması.
          Müslümanlar içinde değişen bir şey yok. Halkın dini duygularını kullanmak buradada kendini açık bir şekilde gösteriyor. İnsanlar açken Altın kubbeli camiler yaptırmak dinin neresinde var.
         Hz. Muaviye, kendisine Şam’da görkemli bir Yeşil Saray inşa eder. Hz. Muaviye, Hz. Ebu Zerri’l-Ğıfari’ye sorar: “Sarayımı nasıl buldun?”
         Hz. Ebu Zerri’-l Ğıfari: “Ey Muaviye! Eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israftır. Eğer halkın parasıyla yaptırdıysan ihanettir ve haramdır. Kul hakkına girer. Bunu ancak firavunlar yapar” der.
          Büyük yapılar her dönem halkın vergileri ile yapılan israf yerleri olmuştur. Çok büyük paralar ile inşaat edilen Piramitler günümüz de ne işe yarıyor. Sürmene manastırı, kayaların içine yıllar suren zaman ve para ile yapılmış, şimdi ne? Sadece turistik gezi mekanı. 

9 Şubat 2025 Pazar

FİREVUN

    Günümüze kadar gelmiş, binlerce yıllık yapılar var. Mesela piramitler. Bugünkü bilim adamları, bu konunun uzmanı olanlar milyonlarca dolar harcamalarına rağmen halen gizemini çõzemediler. 
        Firevunlar ölümsüz olduklarını iddia ediyorda, halkı buna nasıl inandırdılar. Günümüzde Firevunların yaşadıkları saraylar yok olup gitmişken mezarları halen ayakta. Cesetlerinin halk tarafından gözükmesini istemediklerinden olsa gerek ki devasa yapıtların içine konmayı tercihi ettiler. Halkda bizim Firevun ölmedi, bir yıldız oldu dediler herhalde. Kendileri ölümlü, Firevun ölümsüz? Bu olay sadece bunlara mahsus olan bir durum değil elbet. Bu bir inanç meselesi. 
         Olayların bu şekilde sürdüğü, yapıların muhteşemliği gündemi yüzyıllardır meşgul etse de, bu yapıtların yapımında kaç insanın öldüğü hiç konuşulmaz. Önemli olan Firevunun hayatıdır, diğerinin bir önemi yok. Halklar liderleri ile anılır. Liderinin ne olduğunun, ne yaptığının bir önemi yoktur. Firevun çok zalim biri, iyide bu zalimliğe emir veren Firevunlar, yapan kim? O masum mu? Binlerce kölenin bir mezar yapımında çalıştırılıp, binlercesinin ölümüne sebep olan Firevunların hangi yönünü anlatmak, günümüz insanına hoş gelir? 
        Yüz binlerce köle çalıştır, onlarca yıl sürsün. Bu kadar maliyeti karşılamak için kaç insan öldü? Firevunlar cebinden mı yaptırdı bu yapıtları? Bir kişinin mezarı için yüz binlerce insan ölsün, buna da büyük yapıt de! 
       Bize aşılanan ne vardır? Ya da resmi belge adıyla bu yapıtlar hakkında olumsuzluklar hiç anlatılmaz. Bilmemizi istemezler. Çünkü günümüz dede değişen bir şey yoktur. O günkünü sorgularsak, bugünkünüde sorgularız. Onun için karartma yaparlar. 
         Biz bu yapıtları hep muhteşem, gizemli, insan eli ile yapılmamış olabilir söylemlerine inandırılmaya çalışılırız. Hiç bir arkeolog bu yapıtlar yapılırken yapılan zulümler den bahsetmez. Ya da izin verilmez. O erkeoluğu finanse eden de bir Firevundur. Geçmişinde ki meslektaşlarının açıklarını vermesini beklemek aptallık olsa gerek.
         Bir mezar için kaç insan açlıktan öldü? Bununla dertleneni, bunu araştırana hiç rastladınız mı? Olmaz, izin vermezler, varsa yoksa Firevunlar. Nasıl yaşamış, ne yapmış, ne yemiş,ne içmiş, bunları araştırmada, merak etmede problem yok. Yalnız halkına nasıl davranmış, nasıl yönetmiş, adil olmuş mu? Zulm etmiş mi? Haksız olarak birimlerinin canını almış mı? Bunlar ne araştırılır? Ne de sorgulanır. Çünkü her dönemin Firevunları da aynı yolu izler. 
       Adının önünde prof. Olan kişiler hep şunu söyler Hz Musa o dönemde yaşadı niye hiç bir tablet yada hiyografi de yer almıyor? Niye alsın? İnsan düşmanını her hangi bir yerde göstermek istermi? Ha keza Hz Musa doğru olun. Haksızlık yapmayın, haksız yere insan öldürmeyin, halkın malını gasp ederek yemeyin, zulm etmeyin diyerek bir dinin temsilcisi olarak gelmiş birisi. Hangi Firevun bunları yapmıyor ki Hz Musa yı yüceltsin. Hz Musa getirdikleri ile bunların yaşam biçimlerine müdahale etmiyecek mi? Firevunlar bunlara razı olur mu? Kendilerini halka tanrı olarak inandırmış, niye geri adım atıp kul olsun. 
        Tarihî ne kadar deşerseniz deşin farklı bir karekter bulamazsınız. Hiç kimse kendi konumunun altında bir hayat sürmek istemez. Üstü için mücadele eder. Çoğu zaman başarısız olsa da ibret almaz, mücadeleyi hiç bırakmaz. İktidarlar her devir dinlerin düşmanı olmuştur. Dinler eşitçidir, maddi üstünlüğü kabul etmez. İktidar sahipleride nefisçidir, dinlerin getirdiklerini kabul etmez. Hangi dinin olduğunun bir önemi yok, ister Hıristiyan, ister Musevi isterse Müslüman idareci olsun. Kendilerine dindar fasvını veren kim olursa olsun, tebasının dinini serbest yaşamasına müsade etmez. İktidar sahibi dinde bir yol çizer, herkes o yolda yaşamak zorundadır. Diğer türlü kaos olacağına halkını inandırır. Yaşadığı din gerçek din olmasa da halk gerçek gibi yaşar

6 Şubat 2025 Perşembe

MASUMİYET

     BbbMasumiyet diye bir kavram var. Bu kavramı nereye çekersen oraya gider. Herkes üzerinde bulundursa da bazılarında biraz eğrelti durur. Ama ilginç bir özelliği vardır, mutlaka bir gün kendini açığa çıkarmasını bilir. Bunu belirleyen dışardan bir etken çoğu zaman olmaz. Çünkü masumiyetin her toplum ve kişi arasında farklılık göstermesidir. Ortak özelliklere sahip olmadığı için, bu kavramı kişi kendi belirlemeye çalışır. Kısacası nefis ve benlik ile ilgili bir konu. 
         Masumiyetin içinde masum arıyoruz. Yaptığımız ilk arama değil bu, yıllarca aynı sorun etrafında dolanıp duruyoruz. Her türlü kötülüğü yapıyoruz, vuruyoruz, kırıyoruz bazen öldürüyoruz sonra oturup düşünüyoruz "Biz yanlış yaptık, bu masummuş" diyoruz. Yaptığımız zulümleri bir özür ile geliştiriyoruz. Kırılanı onarmak, döküleni toplamak, yaralıyı iyileştirmek gibi bir dert edinmiyoruz hele bir de öldürdüysek çıkmaza girip itibar iadesi ile işin içinden çıkıp masum rolü oynuyoruz ki, ahlaksızlığın zirvesini yaşayıp hayatımızı sürdürüyoruz.
       Hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığı, bize dayatılan her şeyin sadece bir illüzyon dan ibaret olduğu o kadar açık ki, görmemek için kör, duymamak için sağır olmak gerek. Doğru olanlar, yanlış. Güzel olanlar çirkin. Kahraman olanlar cani, büyükler küçük. Doğrular yalancı, dürüstler üçkağıtçı. Namuslular namussuz, belki de gördüğümüz, insan bildiğimiz kişiler insan değil. Bu kadar çıkmazın içinde başka bir şey düşünmek abesle iştigal olur. 
        Dünya üzerine gelmiş Büyük hakan, padişah, han, şövalye, kral aklınıza hangi san gelirse gelsin. Yeterki bir ülkeyi, imparatorluğu, bir toplumun lideri, yöneticisi ne derseniz deyin, ama kullandıkları, yada kullanılmasına izin verdikleri büyük, yüce, kahraman, adil, Allah'ın yeryüzünde ki gölgesi, temsilcisi gibi ne kadar kişi varsa kullandıkları sanların hiç birini hak etmiyorlar. Bizim hak edildiğine inanmamızı istiyorlar ve de başarılı oluyorlar. 
        Büyük İskender denen şahıs eşcinsel, sapkın biri. Hırsları için masum milyonlarca insanı katleden bir cani değilde nedir? Cengiz han dedikleri steplerin hanı, dünyaya hâkim olmak arzusu ile milyonlarca insanı katl eden biri değilde nedir? Kanunlar yapmış "Kaanına ihanet eden öldürülür diye ama başka devletlerin insanlarından ihanet etmesini istemiş. Kadına tecavüz ölüm demiş, işgal ettiği topraklarda kadınlara tecavüz etmiş. Başka topraklarda yaptığı bütün zulmü kendi topraklarında yasaklamış. Günümüzde de bu kanunlar övgüyle dillendiriliyor. Zalim idareciyi meth etme hükmü İslamda ki karşılığına bakılmadan yapılıyor bunlar. Roma kralları, imparatorları çok mu masum. İngiliz imparatorluğu kendi halkının refahı için milyonları harcadı, adıda güneşin batmadığı imparatorluk oldu. Mayaları, inkaları, kızıl derelileri katl edip soykırım yapan Avrupa devletleri, imparatorlukları hiç günahı yokmuş gibi yüzyıllardır büyük medeniyet diye hüküm sürdü. 
       Sadece bunlar mı? Müslüman imparatorlukları, devletleri çok mu masum! Al birini vur ötekine misali. Kuran'da haksız yere bir insanı öldürmek insanlığı öldürmeyi eş değer olarak vurgularken fetih adı altında masumları öldürmek ne kadar doğruydu. Feth edilen yerlerde öldürülenlerin hepsi suçlu muydu. Hiç masum yok muydu? Dinde zorlama yok deyip, öldürerek, zulmederek, davet etmek neyin nesiydi! 
       Yakın tarihimizde, Hitler milyonlarca insanı öldürdü. Niçin? Üstün ırk uğruna. Sonuç? Kafasına bir kurşun sıkarak öldü gitti. Stalin, Mao, Mussolini hepsi aynı yolun yolcuları. Dünya üzerinde bir devlet yöneten gelsinde masum, günahsız olsun. İnanç adına gelenler, inanç için, , demokrasi, özgürlük adına gelenler,  demokrasi adına masum insan öldürmekten geri durmuyor. Sonrada büyük devlet adamı, adil, masum diye halka yutturmaya çalışıyorlar. İşin ilginci çoğu zamanda başarılı oluyorlar. Başarılı olmalarının tek bir sebebi var 
        Hiç kimse masum değil ,Hepimiz suçluyuz. 

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...