Mevlana'dan güzel bir hikaye} Şeriat,Tarikat,Hakikat,Marifet
Hz. Mevlana, şeriat, tarikat, marifet ve hakikat arasındaki farkı soran bir öğrencisine; “Karşı medresede rahlelerine eğilmiş ders çalışan dört kişi var. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at sonra gel sana anlatayım” diye buyurur.
Öğrenci gider, birincinin ensesine bir tokat akşeder. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını döner ve daha kuvvetli bir tokatla Hz. Mevlana’nın öğrencisini yere yıkar. Bu kez ikincisine tokat atar. O da derhal ayağa kalkar ve elini kaldırır. Ancak tam tokadı atacakken vazgeçip yerine oturur. Üçüncü tokatı yiyince, şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam eder. Dördüncü ise, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmaz.
Bunun üzerine öğrenci durumu Mevlana Hazretleri’ne anlatır. Mevlana Hazretleri şöyle buyurur;” Birinci şeriat kapısını geçememiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.
İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince tam iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi; “Sana kötülük yapana bile iyilik yap” Onun için döndü, oturdu.
Üçüncüsü marifet kapısına kadar gelmişti. İyinin ve kötünün tek Yaradan’dan geldiğini bildiği için, Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye, merakından şöyle bir dönüp baktı.
Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bildiği için, dönüp bakmadı bile!
Tasavvuf Arap milliyetçiliğine karşı Arap olmayanlar tarafından geliştirilen İslam'ı daha üst mertebeye çıkarmak, daha derin yaşamak için oluşturulan bir akımdır. Genellikle Hindistan ve Orta Asya da Ahmet Yesevi ve şahı Nakşibendi tarafından başlatılmış olsa da ısırıcı Emevi baskılarından nasibini almış, özgürce faaliyet gösterememişlerdir. Daha sonra Afrika ve Arap ülkelerinde de gelişme göstermiştir. İyi niyet ile başlatılan bu akım, 1429 Hacı Bayram Veli'nin ölümünden sonra şeyh seçiminde uygulanan kriterlerin değişmesi, ve Osmanlı İmparatorluğunun tarikatların bulunduğu yerlerde hüküm sürmesi, Devlet eliyle posta oturacak şeyhi belirleme yönündeki siyaseti Tasavvuf 'u başka bir yola itmiştir.
Şeyh seçimi, tarikat ileri gelenlerinden oluşan bir kurul tarafından seçilirken 1826 dan itibaren babadan oğla geçmeye evrilmiştir. Vasıfsız, bilgisiz şeyhler kendilerine göre kurallar ihtisas ederek tasavvufu itibarsızlaştırmışlardır. Özellikle Osmanlı'nın devlet politikası bazı tarikat ya da akımları bir tehdit olarak görmesi sonucu, kendini korumak için yer altına inmek ya da başka bir tarikat içerisinde kendini koruma çabası yozlaşmaya sebep olmuştur. 1826 da Yeniçeri ocağının kaldırılması ile Bektaşi tekkesine bir nakşi seyhinin devlet aracılığı ile oturtulması buna en güzel örnektir.
Osmanlı'nın kuruluş aşamasında büyük gayret ve çaba gösteren Kalenderilerin Kanunî Sultan Süleyman tarafından yok etmek için üzerlerine gitmesi, Kalenderinin Bektaşilik içerisinde faaliyet göstermesine sebep olmuş, Bugünkü Bektaşiliğin içerisinde kalenderi yaşam tarzı halen devam etmektedir.
Hacı Bayram Veli olayı var ki, vahamettir. Dönemin padişahı II. Murat Anadolu'da hâkimiyeti tam sağlamak için Hacı Bayram Veli yi Edirneye öldürmek için çağırmıştır ki bu bir garabettir. Padişah etrafındaki mollalara Hacı Bayram Veli yi sorgulamalarını, her hangi bir münafıklık, kafirlik, vb.bir şeyinin bulunmasını istemişsede Molalar karşılarında kendilerinde bilgi bakımından daha ileri birini bulunca, Anadolu'da bu seviyede bir din aliminin öldürülmesinin ayaklanmaya sebebiyet vereceği korkusu ile vazgeçmiştir.
Selçuklu ve Osmanlı'nın İlk yıllarında teşvik edilen, korunan, kollanan tasavvuf ehli ne hikmetse bir anda tehdit hâline gelmiştir. Seyhliğin Babadan oğla geçme yada aile içerisinde kalma geleneği kural haline getirilmesi bir çok soruna sebep olmuş, belli kuralları olan tarikatların bu kurallarda taviz vermesi sonucu özünde olmayan yozlaşma, benlik, çıkar çatışması, artmış, tarikatı başka bir hallere sokmuştur.
Hz Mevlana'nın örnek olarak gösterdiği şeriat, tarikat, hakikat, marifet düsturu tamamen yok olmasa da şeriatın ötesine geçememiştir. Tarikatı bir kurtuluş yolu değil, nemalanma yeri olarak görenler, samimi insanları yok etmiştir. Yunus Emre'ye tahammül edemeyen Molla Kasımlar tarikatın içerisinden temizlenmedikten sonra şeriatı geçip, tarikat mertebesine ulaşamayacaklardır.
Bu yol meşakkatli, dikenli, uzun, her adımı tehlike, her bir mertebe kimine kolay, kimine zor, belirleyici olan aslına dönüp insan olmaktan geçiyor. Son mertebeye ulaşan kurtulmanın ötesinde "hiç" olup çıkıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder