AKILDA KALMAYANLAR

6 Mayıs 2025 Salı

AVCI

       Bakmak ile görmek arasında farkı genel olarak fark edemiyebiliriz ancak detaya inince dağlar kadar fark olduğunu görmemek için insanın kör olması lazım. Bu doğrularda da böyledir. Bir kişinin mutlak doğru olarak kabul ettiğini, aynı gözlere kulaklara sahip başka biri mutlak yanlış olarak algılayabilir. Bunun sebebi tektir demek de yanlış. Kültürel farklılıklar, toplum yapısı, inanç boyutu, eğitim seviyesi, kişisel menfaatler ile genel menfaatlerin çatışması, algılama gücü, zeka seviyesi gibi etkenler başlıca olarak saysak da aslında en önemlisi bakış açısını filtreleyerek bakmak olsa gerek. Yüzeysel bakılan her durumda beyin bizi yanıltabilir. Beynin görevi bulunduğu insanı tehlikelere karşı korumaktır. Savunma mekanizmasını nasıl kullanılacağını en kısa yoldan kullanmaktır. İşte bu kısa yollar insanı yanılgıya düşürebilir. Onun için karar vermeden önce dışarıdan gelen her şeyi filtreleyerek karar vermek insana doğruyu bulmada yardımcı olur. 
         Bunlarla ilgili bir çok örnek vermek mümkün. Bir haberi araştırmadan doğru olarak kabul etmek, hep aynı kanallardan haber almak, tek bir noktaya odaklanarak etrafında olup bitenleri görmeden sabit analizler yapmak, her söylenene itaat ederek inanmak gibi bir çok neden saymak mümkündür.
         Bunun en acı örneğini tarihçiler çok sergiler. Bir bilim adamına soruyorlar, " Tarihte gelmiş geçmiş üç büyük devlet adamını sayar mısınız?"  "Hiç tereddüt etmem birincisi Cengizhan, ikincisi Büyük İskender, üçüncüsü Timur."diyor. Bu gibi tarihî şahsiyetlerin büyüklüğü kişiden kişiye değişen bir olgu olsa gerek. Dönemin şartlarını tahlil etmeden bu gibi kanaatlere varmak çoğu zaman insanı yanıltır. Günümüze kadar adı duyulmamış, ismi ve kurduğu adil yõnetimi olan birçok devlet adamının gelmediğini kimse ispat edemez. Buna da kimsenin hakkı yoktur. Biz bu tarihi şahsiyetleri ve yaptıklarını hep avcılardan dinliyoruz. Av olandan hiç dinledik? Av olan belki farklı bir şey anlatacak. Sürekli avcıyı dinlediğimiz için onun söylediklerini mutlak doğru kabul ediyoruz. Avcı ya yalan söylüyorsa. Hâkim karar vereceği zaman her iki tarafı dinledikten sonra karar vermez mi? Tek tarafı dinleyip karar verilmesi adil midir? İşte tarih de hep tek tarafı dinleyerek, (yani avcıyı) bir konu hakkında karar veriyor, sonra ki nesillere aktarıyor. İşte birisi de çıkıyor avcının beyanlarına dayanarak tarihteki üç büyük kumandanı sayıyor. Bu hiç adil bir durum değil.
        Bu büyüklüğe kim karar veriyor? Ya da büyüklüğü belirleyen nedir? Zalim olmaları mı? Çok kan döküp masum insanları öldürmeleri mi? Hayatları karartarak, insanı çıkmaza sokmaları mı? Yakıp yıkmaları mı? Hangisi? Büyük dediklerinin hepsinde de bunlar var. Adil olan, kırmayan, dökmeyen, haksızlık yapmayan idareciler olmamış mıdır? Elbette olmuştur. Ama onların ne adı, ne sanı bilinir çünkü tarihi yazan o acımasız avcılardır. O avcıların anlattıklarını, yaptıklarını nefret ile değil, büyüklük payesi vererek kutsallaştıran da yine insanlardır. 
        Sebebi nedir bilinmez ama bilinen bir gerçek var, her insanda bir hedefe ulaşmak için yapılan her şey mübahtır, normaldir inanışı var. Bir kişi celladına aşık olmuşsa onu girdiği yoldan kimse döndüremez. İngiltere kralı, eşinin başı kesilerek öldürülmesini emrettiği zaman eşi, başını kesilecek yere koyar ve şöyle der: "Kral'ım çok yaşa." Bunu samimi bir duygu ile söyler. Sebebi ise zaten öleceğim ama günahlarımı belki kral affeder. Kralı Allah'ın bir yetkilisi olarak gördüğünden dolayıdır bu. Sadece Hıristiyanlığa özgü olmayan bu anlayış diğer dinlerde de vardır. Yönetici bir aracı olarak görünür. Neden? Çünkü avcı öyle olmasını, insanların öyle düşünmesini istemiştir.
       İnsanlar din değiştirir. Ama tam olarak neden bu değişikliğe gittiğini bilemez. Mesela kişi Müslümandır, bir anda ben Hiristiyan olmak istiyorum der. Müslümanlıkta bulamadığın ne vardı da Hıristiyanlıkta  bulacaksın. Her ikisininde Allah'ın dini olduğunu kabul ediyorsan değişikliğe ne gerek var. Müslümanlıktaki hükümler ağır mı geldi? Aynı hükümler orda da var. Hiç bir din insanın aleyhine olan bir hüküm içermez. Eğer kendini Müslüman olarak tanımlayan kişilerin yaptıkları kötülükler ise, orada daha zalimleri var. İnsan bu gibi konularda samimi değil. Sadece vicdanını rahatlatacak mazeretler peşinde. O mazeretlere sadece kendi inanıyor. Din adına yapılan katliamları Allah emretmedi, insan icat etti. Bunu da dine bağladı. 
         Kulun icat ettiği dini, beyin değil de eğer kalp düşünseydi, atmaktan inanın vazgeçerdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...