İnsanı gerçekler ile yüzleştiren hayata doğru tarafından bakmakmış. Doğru bakmaz, duyguları ile bakarsan yanlışı doğru görürsün. Bu bakış sana pahalıya patlar. Bir ömür biriktirdiklerin bir anda uçup gider. Hayatın anlamı kalmaz. Hayata nasıl sıfırdan başlamışsan, sıfır ile bitirirsin. İnsan akıllıdır derler. Çok iddialı bir söz. Gerçekten öyle midir? Bunu söyleyenler hayata sıfır dan başlayıp, ömrün sonunda hiç bir şey elde edemeyenler de akıllı mıdır?
İnsan kendisine hiç bir yanlışı konduramaz. Halbuki olayın dışında olan biri için doğrunun, yanlışın bir önemi yoktur. Taraf olmadığın bir olaya müdahil olmak aklın işi değil, içgüdüsel bir davranıştır. İnsanda içgüdüsel davranış var mı? O da o kişiyi ilgilendirir.
Kendilerini çok iyi dindar olarak tanımlayan insanların ağzından çıkan, sürekli dillendirdikleri büyük günahlar vardır. Ama o saydıkları büyük günahlara karşı duyarlı olduklarını hiç görmedim. Allah onları onunla imtihan ediyor. Bir yerde bir olay oluyor. Olay bunlarla ilgisi olmasa dahi, olayın mahiyetini bilmeden birilerinin teşvikiyle hemen olaya dahil oluyorlar. Dahil olması ya da olmaması ona her hangi bir yarar sağlamayacağını bilerek yapıyorlar. Olay bunlara anlatıldığından farklı ise o vebali kaldırabilecek gücü nereden alıyorlar bilinmez, ancak taraf oldukları konunun iftira, kul hakkı içerip içermediğini sorgulamamak başlı başına bunlar için bir sorun olması gerektiği algısından uzak hareketleri sıfır ile başlayan hayata sıfır ile devam etmelerini sağlıyor.
Seni ilgilendirmeyen, zararı ya da faydası olmayan, sana değer katmayan bir eylemin tarafı olma çabası neden? Eylemin toplum yararı, inandığın din'e zarar olabilecek tarafları olduğunu idrak edemeyecek kadar aciz olmanın sebebi nedir? Eğer bunlara tatmin edici, etrafındakileri ikna edici bir cevabın yoksa sen hayatı sıfır ile bitirmeye mahkumsun. Yıllar boyu yaptığın ibadetlerin bir faydasını alamıyorsan sen bir aptalsın. İnsan akıllıdır deniyor ya, sen ondan nasiplenmemişsin. Müslüman şüpheli şeylerden dahi uzak olacak diyorsun, ama bırak şüpheyi bildiğin yanlışın içine kendini atmaktan geri kalmıyorsun.
Bir konferans da dinleyicilerden biri konuşmacıya bir soru soruyor. " Tanrı insanlara bir şey soyleseydi üç kelime ile ne derdi" konuşmacı üç kelime ile cevap veriyor "HEPİNİZ BENİ YANLIŞ ANLADINIZ"
Bunun doğrusu nedir? Akıl burada devreye giriyor. Taraf olmadığın hiç bir şeye müdahil olma. Sorumlu tutulursun. Senin her hareketin hanene bir kayıt olarak düşer. Bu kayıt olayın büyüklüğü ve etkileme gücü, zamanına göre değişiklik gösterir. Yıllarca sürecek bu etkilenmeden sende nasibini alırsın. Amel defterinin kapatılmayacağı yerlerden birisisidir burası.
Yaptığı yanlışı din adına yaptığını iddia edenler var ki bu daha acı. Din sana bilmediğin şeyin ardına düşme diyor. Seninki düşme değil, intihar. İntihar sadece insanın hayatına son vermesi olarak algılanıyorsa insan yanılgı içindedir. Bilmediğin şeyin ardına düşüp, insanları peşin olarak yargılamak, yaralamak da bir nevi intihardır. Diğer tarafını yok eden, oraya bir azık biriktirmeyen insan yaşayan bir ölüdür. O doğmadan ölmüştür. Yaşamanın bir anlamı olduğu gibi, ölmenin de bir anlamı vardır. Her ikisi arasındaki zamanı değerlendiremeyen insan sıfır dır. Sıfırın bir değeri olmadığı gibi.
Hayat değer ile ölçülür. Zenginlik, makam, güzellik bir değer değildir. Bunlar insana o yolda verilen birer lütuftur. Verilen bu lütuf o insanı değerli kılmaya yetmiyorsa hayatın başlangıcına yani sıfır noktasına dönmeye mahkûm olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder