Dünya okyanuslarında güneşin görmediği kadar derin suların olduğu bir gerçek olduğu gibi, bir yere güneş girmedi takdirde oradaki hayatın da kısıtlayıcı olduğu bir gerçektir. Bu, insan düşüncesi ile de parellellik gösterir. Yeryüzü güneşin en çok maruz kaldığı bir yer olduğu için hayat burada çeşitlidir. Toparaktan ayrılıp okyanusların derinliklerine indikçe güneş azalmaya başlar ve hayat da daralır. İşte insan da böyledir. Ne kadar yaşam şartları daralırsa düşünce genişliği de o oranda daralmaya başlar. Canlının yaşamasını sağlayan etkenler ortadan kalkmaya başladığı anda yaşam da sınırlanmaya başlanır ki tek düzen halinde devam eder. Her şeyi belirleyen dış etkenlerdir. İnsanın düşünce ve fikir yapısını da çevre belirler. İnsan, hayatta kalabilme oksijenini ve fotosentez yapacak ışığı aldığı sürece insanın düşünce genişlemesine maruz kalması kaçınılmazdır.
Bu durum her zaman olabilir mi? Tarih aslında başka faktörlerin de olduğunu ispatlamıştır. Kendi tarihimiz buna çok güzel bir örnektir. Tarihimizde entellektüel kabul edebileceğimiz yüzlerce kişi varken ne yazık ki hiçbir zaman tarihselleştirilmemişlerdir. Bizim tarihimiz sadece gücü elinde tutanları tarihselleştirmiştir. Özgün, entellektüel fikir üretenler, günümüze kadar bir eser meydana getirecek sürece hiçbir zaman girememişlerdir. Olan eserler de başka bir medeniyet tarafından sahiplenerek tarihselleştirilmiştir.
Dün bunlar varken halen devam etmektedir bu olaylar. Güç iktidar sahipleri etrafından menfaat kümeleri oluşturan kişiler tarafından her düşünce ve fikir bertaraf edilmektedir. Güç odaklarının düşünceleri, bir takım menfaat çevreleri tarafından kontrol edilmeden, yargılamadan, halka empoze edilmeye çalışılmaktadır. Bu işlemler karşılıklı menfaat içerisinde yürütüldüğünden farklı fikir jenerasyonlarını yok etmektedir. Geçmişte yapılan yanlışların sonucu kendinden olan herhangi bir küresel fikir, düşünce çıkmamaktadır. Halka empoze edilen fikirler, küresel anlamda herhangi bir karşılık bulmadığından güç sahibi güçten düştüğünde atrafındaki menfaat çevreleri boşlukta kalmaktadır.
Bu olaylar sadece bize mahsustur. Doğruya ya da yanlışa bakmadan sedece menfaat için, gücün yanında yer alma hevesi her türlü ilerlemeyi sekteye uğratmaktadır. Taklitle bir yere varılamayacağını öğrenememiş bir halk ile karşı karşıyayız.
Bize kim öğretti? Başka bir yerde suçlu aramamak lazım. Bunu biz kendi kendimize öğrendik. Tembelliğimizden, tahammülsüzlüğümüzden, kendi ürettiğimiz fikir dışında başka fikir ve düşüncelere düşman edildiğimizden kaynaklandı.
İdarecilerimize fetva verirken ortadaki hükme bakmadık. O hükmü eğdik, büktük. Gücün sahibinin istediği hale getirdik. Bizim tarihimizde yandaş, yalaka hiç olmadı. İslamiyeti kabul ettik oradan da gelmedi. İçimize sızdılar, biz gibi gözükenler bizi bizden etti. Bizden olmayanları getirdik, sadrazam yaptık. Bize hizmet etmedi o. Elimize, belimize, dilimize sahip olmadık. Başımıza ne geldiyse bunlardan geldi.
Fikir üretemedik. Üretenleri de darağacında sallandırdık, derisini yüzdük. Savuma hakkı vermedik. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bizden olmayanlar belirledi. Güç odaklarına değerinden fazla değer verdik. Etrafında dünyalık için kümelendik. Tarih, ata, din, kültür, gelenek demedik. Dünyalığımızı aldığımız sürece “Sen çok yaşa padişahım.” sözlerini hiç eksik etmedik. Varlık mücadelesine hiç girmedik, hep başkalarından bekledik. Bizi var etmedi onlar, kendi çıkarları için çalıştılar, hepimizi çalıştırdılar.
Yokumuz hiç olmadı. Sonunda yok olduk.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder