Devletlerin sürekliliğini sağlayacak bizim meşhur deyimimiz ile (Beka)sını sağlayacak temel şartlar vardır. Bunların en önemlisi geleceği oluşturacak olan çocuklara, gençlere verilen eğitim ve öğretim; diğeri de bazı kesimler tarafından değerli görülmeyen, küçümsenen geleneklerdir. Bunları devletin içinden çıkarın ortada hiçbir şey kalmaz.
Japonların Çin ile olan savaşında sicilleri pek temiz değildir. Çin halkına, soykırıma varacak zulümleri olmuştur. Ancak darbe yedikten sonra en hızlı kendini toparlayabilen bir toplumdur. Bunu eğitim-öğretim ve geleneklerine verdikleri önem ile yaparlar.
Japonya 1946 'da ABD tarafından atom bombası sonrası koşulsuz teslim olduktan, yönetimin kısa süre de olsa ABD’’ye geçtiği sırada bile eğitim ve öğretimi ikinci plana itmemiştir. Japon bir profösör, anılarında bir olaydan bahseder. 1946 yılında başkent Tokyo'dan uzak bir köy okulunda bir öğretmenin öğrencilerine ne kadar hakim olduğu ile ilgilidir bu anı.
“Ben bir köy okulunda öğretmendim. Sınıf öğretmeni olarak derslerimizin haftada bir günü dışarıda, doğada olurdu. 15 öğrencimi alarak köyün dışına mantar toplamaya götürdüm. Bir dağ eteğine vardığımızda şiddet yanlısı olmamama rağmen ve bugüne kadar bir öğrencime dahi bir tokat atmışlığım yokken Tokyo şehir merkezinden gelen bir öğrencimi yanıma çağırarak şahsımın yaptığı bir hatadan dolayı öğrenciyi tokatladım. Öğrencim çok şaşırdı, şaşkın şaşkın gözüme bakarak kafasını tutup kendini tokatlarımdan korumaya çalıştı. Neden bu şekilde bir tepki verdiğini o anda anlamadım. Yalnız yaptığım hareketten dolayı çok pişman olmuştum. Hemen akabinde öğrencime sarıldım ve özür diledim. Çünkü anlamıştım tokattan sonra bana karşı savunması tuhafıma gitmişti. Okula dönünce dosyasına baktım anne ve babasını araştırmaya başladım. Çünkü bu çocuk birilerinin şiddetine maruz kalıyor. Ama babası bir üniversitede profösör annesi ise aynı üniversitede öğretim görevlisi. Bunların yapamayacağına kanaat getirmem gerekirken bunu yapmadım. Savaştan ağır bir yenilgi olarak çıkmışız her bir ferdin ülkemiz için ne kadar önemli olduğunun bilincindeydim. Birilerini devreye sokarak çocuğun anne ve babasının aile ortamlarını teferruatıyla öğrendim. Tahmin ettiğim gibi bir üniversitede öğretim görevlisi, eğitimli insanlar olsa da çocuğa şiddet uygulayanlar anne ve babaydı. O dönemde yönetimi elinde bulunduran ABD yetkilileri nezninde girişimlerde bulunarak çocuğu korumaya aldım.”
İki atom bombası yemiş, yüzbinlerce insan ölmüş, ülke koşulsuz teslim olmuş “Bir çocuk da olsa kaybedilemez.” anlayışında olan öğretmenin ülkesi yenilemez. Birileri sadece yendik sanır.
Bugün Japonya'ya bakınca yenilmiş mi, yenilmemiş mi kolayca görebiliriz.
Diğer bir konu da gelenek. Gelenekler öyle bir iki günde oluşacak davranış biçimleri değildir. Bazen elli bazen de yüzyıl sürebilir. Temeli ne kadar sağlamsa, toplum yararı ne kadar çoksa o kadar uzun sürer. Gelenekler bir değer üretmesi lazım. Düşman değerli olana düşmandır. Sen de bir şey görmüyorlarsa kolay lokmasındır. Bazen diyorlar ya dışarı bizim değerlerimize düşmanlık ediyor. Ya yoksa neyine düşmanlık edecekler? Ya gelenekler aracılığı ile değer üreteceksiniz, ya da değerler üzerinden gelenek. Bunun üçüncü bir yolu yok.
Türklere bakın son yüzyıla kadar kanunlarla değil geleneksel yönetimlerle bugüne kadar geldi. Demek ki gelenekleri bir devlet yönetim şekli gibi bir değer üretiyordu. Devlet yönetirken değerlerden hiç taviz vermediler. Ne zaman ki verdiler yıkılıp tarih oldular.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder