Ahlaksızlık parayla pazarda satılmıyor. Ha keza satılmış olsa bu insanlardan müşterisi çok fazla olur. Ahlaksızlığı edinmek bazen zor olabilir. Ama hazır satışı varsa, Kimileri için zahmetsiz, erişimi kolay bir erdem. Demezler mi “her malın bir alıcısı vardır diye.”
Allah kitabında ben demez hep biz der. Ama yarattığı kul benlik peşindedir. Kendini ondan daha mı yüksek görüyor acaba!
Bir tarih Profösörü Erhan Kalyoncu bir televizyon proğramında,” Türkler İslamiyeti seçmeseydi, Moğollar gibi yok olur giderdi” dedi. Bu söylemi tarihe dayanarak değil, o günkü devlet yönetiminde bulunanların konjöktörüne göre söylediği açık ve nettir. Çünkü farazi bir yaklaşım. Deneylerle ıspat edilecek bir olgu değil. başka biride çıkıp diyebilir ki “İslamiyet olmasaydı Türkler bugün dünyanın yarısına hakim olabirdi.” Bu da farazi bir düşünce. Deneysellikten uzak. zamanı geriye doğru götüremediğine göre ıspatı mümkün değil. Bu gibi söylemleri sıradan vatandaş söyleyebilir fakat, bir tarihçinin söylemesi abes ile iştigaldir.
İslamiyetten önce Türk devletleri yokmuydu. İmparatorluk kurmadılar mı? onları İslamiyet mi ayakta tuttu. İran İslamiyetten önce Sasani, Pers gibi devletlere sahipti ki binlerce yıl ayakta kaldı.
Roma en altın yıllarını Hıristiyan olmadan önce yaşamadı mı? çöküş dönemleri Hıristiyanlığın Romada yaygınlaştığı dönem değilmiydi?
Selçuklu Müslüman değilmiydi neden yıkıldı. Ha keza Mamluklar, Eyyubiler, Abbasiler, Emeviler bunları yıkan neydi? Bir devletin yaşayıp yaşamadığının din ile ne ilgisi var? Söylemekle olmaz nedenlerini açıklayacaksın. Nedenlerde o günün konjoktürüne uygun olması gerekiyor. Bugünün olayları ve diliyle o günü yorumlayamazsın. O günkü toplumun yapısını çok iyi bilmen gerekiyor. Osmanlıdan önce toplum yapısı ile ilgili hangi arşiv belgeleri elinde var. Bu konuda İran, Çin, ve Roma arşivlerine muhtaçsın.
Her zaman söylenen ve Sünni halkın da itibar ettiği bir görüş vardır. Derler ki Alevi toplumu neden İslami kurallara göre yaşamıyor. Türkler İslamiyeti kaynağından yani Araplardan değil, İranlılardan öğrenmişlerdir. İslamı kabül ettiklerinde hemen İslami kuralları uygulamadılar. Bunun bir geçiş süreci oldu. Sünni kesim buna biraz hızlı adapte oldu. O dönemin devletin başında olanlar Sünni bir ekolden olduklarından diğer mezhepsel akımlara karşı mesefali idiler. Abbasi devletinde paralı askerlik yaptıklarından diğer ekoller ile muhattap yada iletişimde olmadılar. Devam eden yıllarda ayrı bir devlet kurdular ve eski geleneklerini devam ettirdiler. Bu Osmanlı dönemine kadar bu şekilde devam etti. Osmanlıyı yöneten kesim ilk yıllarda kendinden olmayan mezhep ya da akımlara ses çıkarmadı ne zaman ki kendine tehdit olarak görmeye başladı, kendinden olmayan akımların üzerine gittiki bu da ağır oldu. Aleviler diğer adıyla bektaşilerve Kalenderiler Osmanlı döneminde devlet içerisinde önemli bir yerde ve güçte olsa da zamanla gücünü yitirdi. Devlet yönetenler tarafından tehdit olarak görünmeye başladı. Osmanlı padişahları Bektaşileri tehdit görünce bu toplum kendini dini ve kültürel saldırılardan korumak için kendini kapattı. Dışarıdan gelen her türlü bilgiyi içine almadı. Kendi içerisindeki gelenekleri koruyabilmek için evlilikleri dahi kendi içerisinde yaptı. İslami değerlerden uzak durdu. Orta Asyadan getirdiği gelenek ve kültürü İslam ile harmanlayarak yaşamaya başladı. Bu yaşayış Sünni kesim tarafından din dışı olarak algılandı ve kendinden kabül etmedi. Ayrışma ırk olarak değil din olarak gerçekleşti. Halbuki Türk aramak isteyen önce Alevilerin içinden, yalnız sonradan alevi olanlar değil, kaynağından gelen aleviler ile Alevi iken sünnileşen kavimlerden başlaması gerekirken arayışları başka yerlerde oldu. Eski Türk geleneklerini en iyi koruyan ve yaşatan bir gerçektir ki Alevi kesimdir. Töre, gelenek, kültür bilirler ve bunları günümüze kadar yaşatmışlardır. Türkler Töre bilir, düşmanda olsa kendinden büyüklere (Yavrum, kuzum) diye hitap etmezler. Türk töresinde kendi çocuğu dışında başka birine “Yavrum” diye hitabet yoktur. Bu kelimeleri maksadı dışında kullananlar ne idüğü belli olmayan kişilerdir. Kendilerini Töre, gelenek bilir Türk diye tanımlarlar, ancak soylarını araştırın gerçeği göreceksiniz. Suçlanması gereken Aleviler değil dönemin padişahlarıdır. Koltuk ve makam uğruna ırk olarak kendinden olan kesimi dışlayarak kendi içine kapanmasına sebep olmuşlar, değişimden faydalandırmamışlardır.
Şurası bir gerçektirki kültürleri kadınlar devam ettirir, onlar korur ve devam etmesi için çaba sarf eder. Bunun bir delili varmıdır? Bilemem ama. Yıl olmuş 2022 bizim köydeki duddede denen yerde ağaçlara renkli ip bağlama işini halen kadınlar devam ettirir. Çevreden yanlış olduğunu, din ile bir ilgisi olmadığını söylemelerine rağmen, söylenenleri dikkate almadan yaparlar bu hareketi.
Alevilerin hataları yok mu elbette var. Kendi önderleri. Öyle cahillerivar ki her söylediğini bağlı bulunduğu topluluk doğru kabül ediyor. Onlarda da kendini iyi bir Müslüman olarak tanımlayanlar gibi sorgulama proplemleri var. Dedenin birine soruyorlar neden camiye gitmiyorsunuz diye o da bir ayet söylüyor. Allah’ın Hz Musa kavmine hitaben “şehre girerken başınızı öne eğin öyle girin” ayetini cemevlerine girerken başlarını öne eğerek girdiklerini öne sürüyor. Bu sözü Allah Yahudi kavmine söylemiş, siz niye üzerinize alınıyorsunuz. Her bir ayeti kendilerine yorumlama alışkanlıkları var. Doğrusu bundan uzak durmaları gerekiyor.
Bir Alevi arkaşım vardı adı Ali. 1995 yılında Oransitesinde beraber 1 yıl çalıştık. Ben onun önceleri alevi olduğunu bilmezdim. Aleviler hakkında kıt bilgim ile ona Alevilik dersleri verirdim. Ne bileyim ders almam gereken kişiye ders vermeye çalışmışım. Uzun bir süre sabırla dinledi. Ramazan ayı gelmişti. Ben oruç tutardım, ama onun oruç tutmadığını yirmibeş gün sonra öğrendim. Yanımda bir kez olsun bir şey yiyip içmedi. Yirmibeşinci günde kendisi her şeyi anlattı. Ben Aleviliği Ali den öğrendim. O güne kadar benim bildiklerim, Alevilere ard niyet besleyen kişilerin anlattıklarıymış. Şunu anladım ki Benimde dedelerimden bir farkım yokmuş.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder