Yıl 1958 yer Çin devletin başında Mao vardır. Bir karar alır, bütün ülkede Tarım üretiminde üç kat üretim yapılacak ürertimin fazlası satılacaktır. Bütün yerel yönetimleri harekete geçirir. Yıl sonu verileri toplanır. Çiftçi yerel yönetime bir ton ürettiğini beyan eder, yerel yönetim bir üstüne iki ton der, o da üstüne üç ton beyanda bulunur. Mao ya kadar bu beş tona çıkar. Mao üretimden memnundur. Üretimin yarısını satarlar. Kağıt üzerinde beş ton vardır, ancak gerçekte hiç tarım ürünü kalmaz. O yıl resmi rakamlara göre yedi milyon insan açlıkatan ölür. Ölenlerin arasında hiç üst düzey yönetici yoktur
Suçlı kim?
Suçlu Bürokrat gözükse de aslında değildir. Bürokrat hedeflenen üretimi gerçekleştirmediği taktirde sürgün, hapis yada idam edilecektir. Kalkınmayı yalanlar üzerine kurarsan acı çeken yine alttaki halk olur.
Bir toplumu bir arada tutmanın tek bir çözümü var Kültür. Bir toplumda kültür zayıfsa, saldırıya açık olup bu saldırılardan etkileniyorsa o toplumun uzun süre ayakta klması zorlaşıyor. Bunun dünyada iki örneği var ki bu kültürler Milattan öncesine dayanan bağlar ile sağlamlaşmış. Birisi Çin diğeri İran. Her iki toplumdada dışardan gelen saldırılara karşı koyma yetenekleri güç ile değil kültür ile olmuştur. Tarihte her iki ülkede büyük savaşlar yaşamış, işgal edilmiş ancak halen ayaktalar. İşgal eden toplumu sağlam kültürleri sayesinde kendi işlerinde yok etmişler. Gelenleri Kendilerine uydurmuşlar. Bir örnek vardırya “ Sürekli kendine havlayan köpeği sen iyi beslersen karşıya havlar” bunlarda bu yolu izlemişler. Halen içlerinde buluna istilacı halkları öyle bir hale getirmişler ki kendilerinden çok bağlı bulundukları toplumu savunur duruma sokmuşlardır.
Bir bir toplumda gösteriş varsa bilin ki orada kültür ya yoktur ya da çok zayıftır. Bu zayıf kültürle hiç bir toplumla savaşamaz, mücadele edemez. Güçlü kültür karşısında yok olup gitmeye mahkumdur. Kendi zayıf kültürü ile baskın kültürü bir arada götüremez. Bugün Kuzey Amerika ülkelerinin bir çok kısmında İspanya kültürü ile Yerli kültür karışıktır. Halk ikisini bir arada götürmeye çalışsa da dışarıdan pek hoş olmayan görüntüler ile karşılaşılabiliyor. Kendini dışarıya kabül ettiremiyor.
Bazen denir ırk birliği yada din birliği. Tarihte görülmüştür ki bunların her ikisi de bir işe yaramamıştır. Din birliği ile ilgili aynı dine sahip olan Avrupa Ortaçağda kanlı savaşlar ile birbirlerini yok etmeye çalışmışlardır. Aynı şekilde Müslümanlar sürekli birbirleriye savaş halinde olmuşlardır. Osmanlı devleti Memluklu devletinin dinine bakmamıştır. Aynı şelilde Yavuz Sultan Selim İranda hüküm süren ve Şah ismail’in liderliğinde ki Müslüman bir devleti yok etmeye çaışmıştır. Bunun gibi örnekler çok afazladır. Irk ile ilgili Timur Orta Asya dan gelmiş Osmanlı ordusu ile Ankara da büyük bir savaşa sebebiyet vermiştir. Bunların hiç birisi toplumu bir arada tutmuyor.
Türkiye çevre Ülkeler de de az miktarda da olsa bulunan Alevi toplumu çok büyük baskılara rağmen helen varlıklarını sürdürüyorsa köklü bir kültüre sahip olmaları ve saldırılara karşı kendi içlerine kapanmaları ile olmuştur.
Şurası da bir gerçektir ki toplumda ki bozulma alt katmandan başlıyor. Alt katman yetersiz gelir kaynaklarından yoksun olması veya bu gelir kaynaklarına ulaşmada zorluk çekmesindn dolayı bir birleri ile olan bağlıkları çabuk çözülüyor. Aile ve akraba aralarında ki bağlar çözülme noktasına gelince süreç içerisinde geriye dönüş pek olmuyor. Bu da zamanla ülke geneline yayılıyor. Güçlü ekonomilerde yaşayan insanların refahı o kadar yükseliyor ki insanlar bu refaha adepte olduktan sonra bundan vazgeçmemek için aile ve toplum bağına pek önem vermiyorlar. Bireysel düşünmeye başlıyorlar. Aralarında ki yardımlaşma kayboluyor. Herkes kendini düşünmeye başlıyor. Güçlü din algısı yardımlaşmayı teşvik eder ancak dini duygular fazla gelişmemişse toplumun yok almaması içten bile değil. Her dinin önder kabül edilen kesimi burada araya girmesi gerekirken, bunlarda topluma ayak uyduruyor. Yerdım etmesi gerekirken bir darbeyi de onlar vuruyor. Tek bir çözüm var kültürü çok ileri bir seviyeye getirerek saldırılardan korumak ve dini her birey içine sindirerek öğrenmesi gerekir. Ne yazık ki hem İslam toplumunda hem de diğer din toplumlarında bunlar olmuyor. Hiç kimse kendini böyle bir sorumluluğun altına sokmuyor. Belli kişilere verilen bu sorumluluk, kişilerce istismar edilebiliyor. Bu kişiler zamanla kendi yorumlarıyla kitaptan uzaklaşarak kendilerine göre yeni emirler çıkarabiliyor. Yahudi ve Hıristiyanlığın kitaplarının ilk kaynağından uzaklaşmasının sebeplerinden birisidir bu. Teknolojinın bu kadar geliştiği, her kaynağa ulaşma imkanının bulunduğu bu çağda Müslümanları da aynı akıbete maruz bırakmak için her şey yapılıyor.
Azınlık haklara riayet etmeden zoraki bir devlet kurmak günümüzde o kadarda kolay olmayan bir şey. Devlet kurmadaki ısrarcılık yeni diasporalara yol açması kaçınılmaz olur ki bu da özellikle batı devletlerini rahatsız eder. Göçler Batıya olduğundan batının kendi insanını bir arada müreffeh bir şekilde tutma çabalarına balta vurur ki bu da batı insanının kabül etmeyeceği bir durumdur.
Günümüzde bazı ülkeler tarafından desteklense de Bir kürt devletinin kurulması yeni diasporalara yol açması kaçınılmazdır. Bugünkü Kürt devletinin kurulacağı topraklarda azınsanamayacak kadar Arap ve Türk nufüsuda yaşamaktadır. Kurulacak bir devletde bu haklardan da görüşülerek eşit haklar verilerek ortak bir mutabakat alınması kaçınılmaması gereken bir zorunluluktur. Bu yapılmadığı taktirde yeni kurulacak kürt devletin kendi içerisinde yaşayan Arap ve Türk topluluklarını kaşıyacak komşu olan Türk ve Arap devletlerinin varlığı büyük bir tehlike olarak kalacaktır.
Yeni söz de kurulacak bir devletin uzun süre yaşaması pek mümkün değil. Kullanılır bir devlet olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder