Eğer bir işe yaramayacağından eminsen, çevrendeki insanlara doğruları anlatmanın bir anlamı yok. Bu sadece zaman kaybına neden olur. Hayatını yanlış insanlara, doğruları anlatmakla heba etme, onlar değil sen üzülürsün. İnsan ne zaman vazgeçer biliyormusunuz, mücadele etmek istemediklerinden değil, mücadele ettiklerinde hiç bir şeyin değişmeyeceğini anladıklarında vazgeçerler. Bundan sonra hayat onlar için yoktur. Kalabalıklarda yanlızlaşmak bu olsa gerek.
Mezarlığa gittiğimizde her insanda vardır bu mezar taşlarını okuruz. Kimmiş, doğum tarihine, ölüm tarihine bakarız. Orada yatanın sureti gözümüzün önüne gelir. Kendi kendimize konuştuklarımızı hatırlarız. Ama şunu hiç aklımıza getirmeyiz. Bir gün birileride bizim mezar taşlarımızı okuyacak. O da bizim ile olan anılarını gözünün önüne getirecek. Bu böyle devam edip gidecek. O da düşünmeyecek ölümü.
Bazı insanların garip hikayeleri vardır. Kolay anlatır. Kolay olmasının sebebi o hikayeyi yaşamıştır. Ama dinleyene zor gelir o hikaye. Herkesin kimseye anlatamadığı, yüreğinin içinde sakladığı bir acısı vardır. O acı ona zorluk vermez. Onun mutluluğu, yaşam sevinci, hayata tutunma sebebidir o acı. Ondan anlatmasını istemeyin. Öldürürsünüz onu. Bırakın onunla yaşasın.
Müslüman, Hıristiyan misyonerler Afrikada yoksul, aç insanların arasına giriyorlar. Birisi Hıristiyan yapmaya çalışıyor, diğeri Müslüman. Oradaki hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bunlar din derdinde. Birinin elinde İncil, diğerinin elinde Kur’an. Kitap karın doyurmuyor. Aç insanın dini olmaz. Uçsuz bucaksız çölde susuz kalmış insanın üzerinde milyar dolarlar olsa ne olur. Susuzlıktan kurtarır mı? Önce karnını doyur, ondan sonra kitap ver.
Aç, yoksul insanların olduğu yerlere gökdelenler, devasa yollar yapıyorlar. İnanın onlar ne gökdelenlere ne de yollara bakıyorlar. Onlar aç, yemek peşindeler. Eh dünyanında böyle bir hali var. Aç insanların sırtından kazanç elde peşinde olan Karunlar. Bitmez bu Karunlar. Öldü zannetmeyin daha önce saraylarındaydı, şimdi burnumuzun dibindeler. Gırtlağımıza yapışmış durumdalar.
İnsanlar güzel olan her şeyi severlerde. Öyle bir şey var ki onu daha çok severler. Vazgeçemedikleri bir aşktır o. Dikkat edin bir insan yolda yürürken hata sonucu bir şeye takıldığında yada yol buzlu ise kaydığında, bu şahıs düşmüş yardım edeyimde kaldırayım diyen çok azdır. Genellikle gülerler. Onun için insan düşeni çok sever. Etrafında hep düşen birini görmek ister. “düşenin dostu olmaz” diye de boş yere söylememişler herhalde. Uzağa gitmeyin etrafınıza bakın yeter.
Arkadaş değil, dostlar edinin. Arkadaş menfaat peşindedir. Dost karşılık beklemez. Dostu her zaman bulamazsınız. Emek ister, zaman ister, sabır ister. Eğer bunların hiç biri sende yoksa aynaya bak. En yakın dostun karşındadır. Çünkü o seninle ağlar, seninle güler. Farklı bir şay yapmaz. Seni en iyi tanıyandır o. Sen ne istersen onu yapar.
Hep demokrasiden bahsederiz. Gelişmiş ülkelerin Avrupa ve İskandinav ülkelerinin halklarının demokrasiye nasıl baktıklarına, yöneticilerini seçerken ne gibi ölçüleri olduğuna hiç bakmayız. Halkın demokrasiye bakış açıları nasılsa yöneticilerinki de aynıdır. Bu evrensel bir kuraldır. “Nasıl yaşarsan öyle yönetilirsin” dünyanın her tarafında bu kural geçerlidir. İnsanların nasıl yaşadığı, birbirleri ile olan iletişim ve etkileşimleri, saygı bunların hepsi bir ülkede yaşayan insanların bir arada yaşama kalitelerini belirler. Devleti yöneten kişilerin almış oldukları kararların doğru ya da yanlış olduğunu halk doğru bir şekilde analiz edebiliyor, ve sonunda da yönetici halk tarafından cezalandırılabiliyorsa o halk gelişmiş bir halktır. Bu halkı ne yaparsan yap geriye götüremezsin. Diğer taraftan öyle bir halk ki devleti yönetenlerin doğru veya yanlış her söylediğine inanan ve inanmışlığı bir tabu haline getiren bir halksa bu halk ölmüştür. Söylemler ile değiştiremezsin. Çabalar zaman kaybıdır. Kendi haline bıkrakacaksın. Ne zaman ki kendi nefsi zarara uğrar, gereçeği görür ama geç kalmıştır. Ölüm döşeğndeki hastayı iyileştirebilirmizsin.
Öyle bir ülke düşünün ki ayrılıkçı bir grup çıkar ve şiddet eylemleri yapmaya başlar. Haklı olarak devlet savuma mekanizmasını devreye sokar ve o ayrlıkçılar terör örgütü ilan edilir. Halkın kısmen desteğini alan terör örgütü eylemlerini artırır. Ekonomik ve can kaybını önlemek isteyen devlet yönetenler bu terör eylemlerini bitirmek için ön görüşmeler yapmak için siyasal kolu ile masaya oturmaya karar verir. Anlaşma için masaya otururlar. Bir tarafta hükümet diğer tarafta siyasi ayağında olan parti temsilcileri. Her iki taraf halk için memnuniyet yaratır. İktidarı ve muhalefeti hiç kimse demez ki hükümeti terör örgütü ile masaya oturdu diye. Halk için önemli olan terör eylemlerinin bitmesi, can güvenliklerinin sağlanması. İki yıl sürer bu müzakereler, ama anlaşamazlar. Masayı dağıtırlar. Yıllar geçer aynı hükümet muhalefeti terör örgütü ile işbirliği yapmakla suçlar. Ama halkı inandıramaz. Bir sonraki seçime dahi girme cesaretini gösteremez. Çünkü halk Hükümeti terör örgütünün siyasi ayağı ile aynı masa da görmüştür.
Bu olay ne kadar tanıdık değil mi, ama farkı var. O ülkede ki halk iktidara getirdiklerinin her söylediğine inamıyor. Gerçeklere, gördüklerine inanıyor. Bizde öylemi. Bizde de aynısı oldu. Aynı masada gördük. Ama anlaşamayınca kendileri işbirlikçi olmadı. Muhalefet aynı masa da gözükmese de işbirlikle suçlandı. Kendi taftarlarını da buna inandırdılar.
Burada iktidarlar kendi seçmeni nezdinde hata yapmaz, sorgulanmaz olarak görülüyor. Ama cezayı sadece kendileri değil, bütün halk çekiyor. Bunu da ne yazık ki Müslümanlık adına din kullanılarak yapılıyor. Olayın en acı tarafıda bu olsa gerek. Bir zamanlar Halifelik için Emeviler Hz Ali ile savaşında kaybedeceklerini anlayınca Kur’an sayfalarını mızraklarının ucuna takarak, karşı tarafın dini duygularını istismar edip savaş kazandıkları gibi, Ne kadar zaman geçse de Günümüz Müslümanlarıda aynı yolu takip ediyor. Mitinglere Kur’an ile çıkıyorlar. Ne için Koltuklarda biraz daha uturmak için. Kendini Müslüman diye tanımlayanlar için değer mi? Bir tanımlama var, bir de gerçekten olma var. Burada önemli olan seçim. Tarafını seç, hak mı, batıl mı!
Ekonomi, yönetimin hatalalı karar alması dünya ekonomik gidişatı okuyamaması sonucu krize giriyor. Uzun bir zaman bu durum önce kabüllenilmiyor. Ya da elde yapılabilecek bir ergüman olmadığı için inkar ediliyor. Halk bunu fazlasıyla hissedince kabül etmek zorunda kalınılıyor. Ama elde bunu engelleyecek bir şey olmadığından günlük geçici çözümler ile müdahale edilmeye çalışılıyor ama nafile.
Ülkede oluşan fiat artışlarını basın yoluyla kendileri karar alarak açıklamışken, diğer taraftan arka kapı söylemler ile Fiat artışlarının kendilerinin yapmadığını Dünya ekonomisinin sebep olduğunu ya da Ülkede bulunan marlet zincirlerinin yaptığını söyleyerek halk nezninde suçu başkalarına atma yolunu seçiyorlar. Elbette halktanda buna inanan bir kesim çıkıyor. Hitler’in propaganda bakanı Goobels’i bile mumla aratacak propaganda işlerine başlıyorlar. Karşılarında Sorgulamaz, düşünmez bir halk olduğunu biliyorlar. Kendini Müslüman olarak lanse eden halk için liderleri bir tağut olmuştur. Elbetteki tağut yalan söylemez, halkı düşünür.
Zamanla Krizi kabül eden yönetim çıkar ve şu açıklamayı yapar “Ülkede bir ekonomik kriz var. Nasıl ki bir zamanlar halk olarak zenginlikleri paylaşmışsak, şimdi de beraber cefasını beraber çekeceğiz” der. halbuki zenginlikleri halk hiç tatmamıştır. Belli bir zümre ülkenin bütün zenginliklerini satmış kendi aralarında paylaşmışlardır. Halka sadece hayatta kalabilecek kadar bir zenginlik vermişlerdir. Dini çok iyi kullanarak “şükretme” propagansası sürekli yapıldığından halk sürekli şükretmiştir. “karnımız doyuyorya yeter” demişlerse de şunu hiç düşünmemişlerdir. “hayvanlarında karnı doyuyor” ne farkın var! Sen düşünen, akl eden bir varlık insansın. Kendini, kendi elinle neden hayvan yerine koyuyorsun. Yarını düşünmeden yaşamak senin de hakkın değil mi! Halk şunu diyebilmeli “Zenginliği kim almış ya da belli bir zümre tarafından paylaşılmışsa, cefayıda o çeksin” demesi gerekirken “Zenginliği siz paylaşın biz cefasını çekeriz” deme yoluna gitmiştir.
Hayvanlarla insanları birbirinden ayıran en büyük fark, bir olay karşında hayvanların A,B,C planlarının olmaması, ama insanların mutlaka bir olay karşısında altarnetif bir planı vardır. Bazı toplumlarda kendini insan olarak tanımlayanların ne yazık ki altarnatif bir planı yok. Bu da şundan analaşılıyor, “şu anda bu iktidarın altarnetifi yok, ya da buna değilde kime oy vereceğiz” söylemini çok duyarız. Altarnatifi doğruyu, yanlışı dahi algılamayacak bir insan kitlesi. Dünyada bu tip insanların soyu tükenmiş olarak biliyorduk ama tükenmemiş.
Bir ülkede bilerek veya bilmeden yapılan hatalardan dolayı, Dünyayı evrensel olarak okuyamamadan ekonomi bozulur. Bu ilelebet sürmez. Hatadan geri dönülür halk sıkıntı çekse de düzelir. Ülkede taş üstünde taş bırakmasan biraz zaman alır ama düzelir. Yanlız düzelmeyecek bir şey varsa kendi çıkarın için dinin kurallarıyla oynarsan düzelmez. Sen bir yol açtığını sanıyorsan yanılıyorsun sen daha önce açılan bir yola girdin sadece, sen o yolu genişlettin, temizledin, birileri engel koymuştu engelleri kaldırdın, yokuşları düz ettin Senden sonra senin izinden gideceklere yol gösterdin. Yolun sonunu düşünmedin. Sen zannediyormusun ki o yol güllük gülistanlık olacak.O Yolun sonunda, çakıl var, diken var, uçurumlar var. ateş var.
Sen zannetme ki o yolu ben açtım. Sen o yolu zamanında açanların sonunu gördün mü? Gördün ama hep bir bahanelerin vardı. O bahaneler seni kurtarmayacak. O yürüdüğün kirli yol nasıl kapanacak. Ben kapattım demeyle kimse kapatamaz. Yıllar, hatta belki de yüzyıllar sürecek. Belki kapanacak ama o yolda heba olan, yok olan nesiller ne olacak. Sen bu sorumlulktan kurtulabilecekmisin. Ona da bir bahanen var öyle değil mi!
Her kim dinde batıl bir yol açarsa, o yolun üzeri kapatılır sadece, ama yok edilemez. Biri gelir kıymetli bir tarihi eser bulmuş gibi tekrar gün yüzüne çıkarır. Nasıl ki sen Emevilerin o ısırıcı yönetim şeklini, gün yüzüne çıkardığın gibi biri gelir, senden sonra kapatılan yolu da gün yüzüne çıkarır. O yol hiç kapanmaz. Mutlaka o yolda yürüyen birileri olur. Ama sorumlusu hep sen olacaksın. Nasıl bugün ilk yol açan Emeviler unutulmadıysa sen de unutulmayacaksın.
Bir nesli heba etmek. Sana nasip oldu. Gurur duy. Ne için yaptın. Dünya malı için mi! Oraya kefenden başka bir şey götüren bugüne kadar olmamış. Tabii o da nasip olursa. Bazılarına olmuyor da.
Açtığın bu yolun daha acısını, sonuçlarını görmedik. Asıl sonuç senden sonra olacak. Dinimin içini boşalttın, paramparça ettin. Nereden tutarsak elimizde kalıyor. Düşmanlarımıza karşı söylecek sözümüz kalmadı, dilimizi kısalttın. Sustuk konuşamıyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder