AKILDA KALMAYANLAR

12 Şubat 2024 Pazartesi

GEÇMİŞ

       İnsanın geçmişte yaşanmış olaylar olsun, dedelerin, ya da onlardan bir kuşak önce yaşanmış hayatların halen insan üzerinde ki etkisi olduğunu kabul etmek gerekir. Bu etki herkes üzerinde olmayabilir yalnız o dönemleri merak eden, onlar ile birlikte, kendini onların içerisinde yaşamış gibi hissedenler üzerinde etkisi çok fazla olduğu bir gerçektir. Onların yaşamış olduğu hayatlar günümüz de sadece konuşulup geliştirilecek bir söz dizimi olamaz. Ne yazık ki günümüz de olanlar bunlar. Rahat yaşamımızda ki hayat ile onların yaşadığı hayat karşılaştırılamaz. Yoklukların, zorlukların içerisinde geçen bir hayat günümüz de sadece anlatılıp, geçiştirilen bir hayat olarak anlatılması olağan gibi gözüktürme çabası onları küçültmekten başka bir işe yaramıyor. Hâlbuki gerçek öyle mi? 

          Peki gerçek nedir? Göremediklerimiz, ya da görmek istemediklerimiz. Onların yaşadıklarını, birilerinin huzuru bozalmasın diye ideolojik olarak bakmaktır.  Rahat yaşamlarını bozmamak için körleşmek, sağırlaşmaktır. Bilmediğini bilmek, bildiğini bilmemektir. Ya da bilmediği halde biliyormuş gibi yapmaktır. Tehlikeli olan da bu değilmidir? Bilmediği şeyi biliyorum edasıyla etraf da konuşmak, hareket etmek değilmidir? Hangi kaba koyarsan köy almayacağı bir hayatı yaşamak kime ne kazandıracaktır. Bu hareket tarzıyla elbet biri kazanacaktır, ancak kazanan kendisi olmayacaktır. Bu insanda bir yük değil midir? Hamallığı birilerinin rahatı için yapmak ahmaklık değilmidir? 

        Kendi ideolojisini ayakta tutmak için, geçmişine hakaret edenler, dönemin şartlarını bilmeden onlar hakkında yalanlar ile nesilleri onlara düşman edenlere ne diyebileceksin?  Hep İnönü dönemini örnek göstererek, yokluktan, sefaletten söz etmek kime ne kazandırır. Geçmişe gidip düzeltme imkanın varmí? Sen o insanların ne şartlarda yaşadıklarını biliyormusun? İkinci dünya savaşını en az kayıpla nasıl geçiririm derdinde olanları nasıl anlayacaksın? O insanlar kurtuluş savaşının nasıl verildiğini, o dönemdeki yokluk ve yoksulluğu bilen ve yaşayan insanlar, tekrar o yokluk ve yoksulluğu halka yaşatmamak için mücadele veren insanları rahat yatak ve yaşamda eleştirmek ne kadar kolay değil mi? 

        Fakir Bayburt'un "Yılanların Öcü" Kitabı o dönemin Anadolu'da ki yaşamın aynası. Sadece bir yörede değil bütün Anadolu daki İnsan hareketleri, Köy yönteminin (Muhtar) halk ile münasebeti bu kadar güzel anlatılamaz. Kemal Tahir 'in romanlarının bir çoğunda yer olarak Çorum İli Alaca ilçesi köylerinde ki hikâye edilmiş olaylar Anadolu'nun genelinde yaşanan hayat hikayeleri ile benzerlik gösterir. 

       İnsanlar diyebilir " Bu bir roman abartma yapılmış" diye ama abartmada ileri gidilmemiş.  Yokluğun ve yoksulluğun getirdiği hayatı yaşamış insanlar. Kızların küçük yaşlarda kendilerinden büyük, varlıklı kişilerle evlendirilmelerinin neresi abartı. Kadınların namus kavramını içselleştirmedikleri gerçek değil mi? 1900 ile 1970 yıllarına kadar insanlar refah yüzü görmemiş. Hayat da kalmak için namus kavramını bir tarafa attıkları kabul etmesi zor olsa da bir gerçektir. Bunun tek sebebi halkın yoksullaştırılmasıdır. Bu ahlaksızlıklarda Yönetim erkinin ne büyük bir sorumluluğunun olduğudur.  Her dönem ekonominin sıkıntıya girdiği dönemlerde paralel olarak ahlaksızlık artmaktadır, peki bunun sorumlusu yapan kadar, sebep olan değilmidir?

        Sorumluluğu yönetimde hiç bir etkinliği olmayan yonetilenler yüklemek kolaycılıktır. Ana her dönem satın alınabilir bir kolaycılıktır. Ne olursan olsun her şey düzeltilir de ahlâkî yozlaşma düzeltilemez. Uzun yıllar alır. Bu uzun yıllar içerisinde nesiller heba olup gider. Bekacılar işte bunu görmez. Zaten kendilerinin de böyle bir sorunu yoktur. Her zaman ve dönemde varmış gibi hareket ederler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...