2017 Ağustos ayıydı, arabayla köyden çıktım, Küklü mevkiide bulunan Kara Sadık’ın yaptırdığı bir çeşme var. Su aldım, gittiğim yoldan değilde, Yaylaözü sınırından,Köle yaylası, İğdeliden tekrar Yaylaözü yoluna geçerek köye dönmeye karar vererek yola çıktım, Hasanın evinin ağılının önünden geçerek İğdeliye doğru giderken Önümde yaya olarak yürüyen bir şahsa rastladım, Biraz tuhafıma gitti, burada tanımadığım, bizim köylü olmayan şahıs ne gezer acaba diye düşünürken, şahıs durdu el kaldırdı, ben de yanında durdum
-Nereye gidiyorsun, Ben Afşarlıyım köye gidiyorum, o tarafa gidiyorsan bin arabaya;
Şahıs bindi, ama hiç konuşmuyor,
-Nerelisin;
Dedim ancak şahıs cevap vermiyor. Biraz gittikten sonra Köle yaylası civarında bir tepe kısmına gelince;
-Burada dururmusun;
-Burada mı ineceksin
-Hayır, zamanın varsa bir beş dakika bekleyebilirmisin,
-Tabi
Şahıs arabadab indi, bende indim arkasında duruyorum, Köle yaylasına doğru döndü;
-Burada kaç kişi öldü bilirmisin;
Tuhafıma gitti. Bu adam kim ve neyi soruyor diye kendi kendime düşünmeye başladığım anda;
-Burada ne acılar yaşandı bir bilsen;
-Ne gibi;
-Buraya neden köle yaylası diyorlar biliyormusun;
Biraz bilgim vardı ancak, onun cevabının merakıyla,
-Bilmiyorum.
-Burada bir han vardı şu düzlükte, köleleri getirilerdi, burada dağıtım yapılırdı, bazen olurdu aylarca burada kalırlardı, çok ölen oldu,
Hanın karşı tarafını ve bahçeler olan yeri göstererek
-İşte oralara gömüldüler.
-Oralarda mezarlar vardı onların mıydı?
-Yok yok onlara mezar taşı koymazlardı, kazarlar, gömerler, yerleri belli bile olmazdı.
-Sen nereden biliyorsun, sahi kimsin, nerelesin sen.
-Herkes bana nereli, kim olduğumu soruyor, ama burada mezar yerleri bile belli olmayan bu canlara hiç kimse senin sorduğun soruları sormadı. Ha keza insan yerine bile konmadılar ya o başka bir mevzu.
O anda bende bir korku olmadı da, şahsa ısrarla nereli olduğunu sorduğumda ki suskunluğu korkutmaya başladı beni,tekrar sordum,
-Geçiştirme san kimsin ve nerelisin,
Bana baktı;
-Çok mu önemli, ben nereli ve kim olduğumu söylesem değişen bir şey olacak mı?
-Elbette olmayacak ta, sen burayı nereden biliyorsun;
-Nereli, kim olduğumu soruyorsun ya, Kim olduğumun hiç bir önemi yok. Sen evine gelen misafire ilk sorun “nerelisin mi” olur. Yoksa başka bir şey mi sorarsın;
-Elbette hal hatır sorarım,
-Tamam sen de oradan başla,
Soramadım, hal hatır sorma aklımadan çıktın gitti. Anlatmaya başladı.
-Bak Faniye nerelisin, sen kimsin diye sorulmaz, onun memleketi bellidir, Berzahtan gelir, misafir olur buraya, Berzaha gider, onun memleketi “Berzahtır”
-Biz niye varız o zaman bu misafirhane de;
-Ona sen karar vereceksin, Misafirmisin, yolcumusun,
-Farkı ne?
-Misafir durur, Yolcu durmaz.
-Peki sen nesin?
-Misafirlik üç gündür, Dün, bugün, ve yarın; benim bir de dördüncü günüm oldu, Misafirlikten çıktım ben.
-Ne oldun,
-Ben de yıllarca kendime onu soruyorum, bir şey bulabilirmiyim diye, Onun için geldim buraya, O kadar yer gezdim, bulamadım, cevap burada, ben kime ne yaptım da bana bir dördüncü gün verildi. Faniye kim ve nerelisin diye sorma, doğru cevap alamazsın, o da aslında ne olduğunuj bilmiyor. Her söylediğini doğru kabül etme. Gerçeği bulmaya çalış,
-Gerçek nasıl bulunur,
Bana baktı ve güldü;
-Ben onun için buradayım ya; Gerçeği bulursam tekrar karşılaşacağız, diğer türlü beni bir daha görmeyeceksin. Ben burada kalacağım, sen yoluna git,
Köle yaylasına doğru yürüdü, arkasından bir süre baktım, aşağı tarafta bir derenin içerisine girdi bir daha da başka bir yerden çıkmadı. İşte o zaman ben korkmaya başladım. Arabaya bindim yürüdüm.
Bu adam kim? Burayı nereden biliyor? Öldürülen o insanları kim öldürdü? Köleler nerden getiriliyo? Nereye götürülüyordu?
Aslında benim bildiğim kadarıyla, bu şahsın anlattıklarına benzer anlatımları daha önce duymuştum, Mevki olarak Köle yaylası derler buraya, eskiden burada Bir han varmış, eski kalıntılar 1980 yıllarına kadar vardı, ancak köylü, ev temellerinde kullanılmak üzere bu taşları aldılar. Mezar yerleri de vardı tarlalar içerisinde onların taşşları temizlendi, tarla yapıldı. Yalnız Bahçe yanında ki mezar taşları halen duruyor.
Bir belge ve arşivi olmayan toplumların tarihlerinin ne sağlıklı olduklarının bir göstergesidir bu. Geçmiş zamanlarda bir kişide benim gibi çıkmış kendi kafasından kurmaca ile bir şeyler yazıya geçirmiş, ya da anlatmış olduğu olaylar ne kadar doğrudur. Bu anlatılanlarda benim anlattıklarımı ıspat edemem. Çünkü şahiti yok. Benim söylediklerime inanılmak zorunda. Diğer bir hususda, bu anlatılanlar anlatan kişiden sonra ki kuşaklara nasıl anlatılacak, elbette bir şeyler katılacak ki gerçeklik payı olsun. Öyle bir hale gelecek ki o anlı şanlı tarihçiler bunu sorgulamayacak, eğer ideolojilerine uygunsa aynısını alacaklar, değilse, kendilerine göre ekleme ve çıkarma yapacaklar. Bunun örneği etrafımızda çok fazla.
Coğrafi şartlara, insanların o zaman ki kültürlerine, yaşayışlarına, geçim kaynaklarına, ne yiyip ne içtiklerine kadar en teferruatlı yaşam koşullarını bilmedikten sonra o dönem hakkında tarih üretmek sağlıklı olmayacaktır. M.Ö 4000 yıllarında bir devletin ordu sayısını 800 bine çıkaranlar var. O günün şartlarında bu ordu nasıl hareket ettirilir? o ülkenin o kadar nufusu var mıdır? Hiç düşünülmeden bir takım dönemin tarihçileri, devlet yönetim tarafından kendinden sonraki kuşaklara aktarılan yanlış bilgilerdir bunlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder