Yaşayan ölüler vardır. Ölmüşlerdir de henüz gömülmemişlerdir. Bunlar bazen olur uzun zaman gömülmezler, bu nedenle de çürür, kokarlar. İnsan nasıl kokar bilirmisiniz! Görmeyen bilemez. Ben gördüm. Dayanılacak gibi değil. Bugüne kadar bir çok ölü gördüm, parçalanmışlar bazıları, toplamaya kimze cesaret edemezken ben topladım, ama hiç etkilenmedim, çünkü kokmamıştı, tazeydi onlar. Ya kokanlar öyle mi? işte bu yaşadığını sanan ölülerde öyle dayanılacak gibi değiller ama dayanıyor insan. Kendilerine kokmaz bunlar. Yavaş yavaş çürüdükleri için alışmıştır o kesif ağır kokuya. Bunlarla yaşıyoruz işte.
Hep hayatlarında planlar yapıyorlar, planlarında sadece kendileri var. Başkasını o plana dahil etmezler. Bir söz vardır ya “İnsan plan yaparmış, kaderde buna gülermiş” her olayın planın sonuna bakmak lazım. Sonunda ne oluyor diye. Kader gülmekte haklımı diye. Kader yanılmaz, hep haklı çıkmıştır, bundan sonra da elbette yine haklı çıkacaktır.
Bir deli vardı her karşılaşmamızda sorardım;
-Sana niye deli diyorlar,
-Onlar akıllı olduğu için.
-Onlarda olan sende olmayan ne.
-Söyledim ya akıl.
-Sende yok mu şimdi,
-Bilmiyorum onlar yok diyor.
-Sende bunu kabülleniyorsun.
-kabüllenmeyip de ne yapacağım, aklımın var olduğunu ıspat mı edeceğim.
-Niye denemiyorsun.
-Zaman kaybı, benim öyle şeylere harcayacak zamanım yok.
Bu soru cevap konuşmaları yıllarca devam etti. Ama hiç bir zaman aklını ıspat etme çabasına girmedi.
Bir gün karşılaştığımızda;
-Zamanın var mı? seni bir yere götüreceğim, benimle gelirmisin.
-Elbette, istediğin yere,
Önce bir tepeye çıkardı, tepenin yanında da bir mezarlık vardı.
-Etrafına bir bak ne görüyorsun.
-Evler insanlar,
-Güzel arkanı dön burada ne var.
-Mezarlık.
-Bir zamanlar bu mezarlıkta olanlar bu evlerin içerisinde, sokaklardayd Şimdi neredeler, Dost düşman ayrılmaksızın buradalar. Bir gün gelecek bunların hepsi burada toplanacaklar,
İki ev gösterdi, arada uzun bir mesafe var evler arasında, yalnız iki aile birbirine husumetli.
-Bu iki aile hiç bir araya gelmez, biliyorsun değil mi?
-Elbette hemde uzun yıllar çocukları, torunları dahi birbiriyle husumetlidir.
-Neden öyle oldular.
-Arazi meselesi.
-Arazi ne kadardı.
-12 dönüm diye duydum. Dedeleri bu husumeti yaratmış.
-Her iki adama baksana mezarda yanyana yatıyor, hemde bir metre kare yerde.
-İmkanım olsa da onlara, şimdi ne düşünüyorsunuz diye sormak isterim.
-Onlara ne gerek var, yaşayanlara sor.
-Bunların yaşayanları var mı?
-Yok mu?
-Yok, onlarla birlikte onlarda ölmüşler, sadece gömülmeyi bekliyorlar.
-Denedin mi?
-Elbette
-Ne dediler;
-Delinin sorduğu soruya bak dediler.
-Kim bakacak mış o soruya. Sen mi onlar mı?
-Delinin sorusu olur mu?
-Olmaz mı?
-Yok olmaz, deli karşısında ki insana düşünmeden soru sorduğu, cevap verdiği için, sorduğu soruda, verdiği cevapta yalan olmaz. onun için onlar için benim sorduğum soru, verdiğim cevabın bir değeri yoktur.
-Değer ne ile ölçülür.
-Gerçekte mi? yoksa onlar açısından mı?
-Her ikisi de
-Onlar için gerçek menfaattir, gerçekte hakikattir.
-Hakikat nedir?
Mezarlığı gösterdi;
-İşte budur.
O zaman düşündüm, deli kim? Akıllı kim? YA DELİLER HAKLIYSA.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder