Çok karşılaştığım bir durum vardı. Arama, tarama sırasında bazen olurdu, şahıs eğer bir yerden desteği varsa, ya da siyasi biriyse İlk sözü "sen benim kim olduğumu biliyor musun. Böyle sözler söyleyen kişilere söylenecek çok şey var da adap, muhaşere kuralı, bulunduğun toplumun gelenek ve kültürü insanı engelliyor. Mesela denebilir ki " sen kim olduğunu bilmiyorsan ben nereden bileyim " ya da "Annene sor, o daha iyi bilir " "Ateşten mi yaratıldın" gibi cevaplar gerilebilir. Ama bu cevaplar insanı karşındakinin altına düşürür. Onun istediği konuma gelirsin ki haklı iken haksız durumuna düşersin.
İnsanlar şunu bilmiyor, Bizim gibi geri kalmış toplumlarda kimin kim olduğunu kişiler değil, devlet belirler. Bu ülke Kendini bulunmaz Bursa kumaşı sanan, ben gidersem devlet biter, çöker diyen Başbakanını, bakanlarını darağacına göndermiştir. Onlar da demişmidir ki, kendilerini yargılayanlara, siz bizim kim olduğumuzu biliyormusunuz? Demişlerse bile pek de faydasını görmemişlerdir. Çünkü darağacına girmekten kurtulamamışlardır.
" Benim kim olduğumu biliyor musunuz" lafını söyleyen kişinin hafızası zayıftır. Bu ülke de Genelkurmay başkanı terör örgütunden yargılandı. Anayasa mahkemesi üyeleri dokunulmazlıklarına rağmen gözaltına alındı. Hiç bir dahiliyeti olmamasına rağmen yuzbinlerce kişi darbe bahanesiyle ya hapse atıldı ya da mesleklerinde edildi. Bunların hepsi hukuksuzca bir kişinin kararıyla oldu. Bunlar görmeyen kişi fütursuzca " sen benim kim olduğumu biliyor musunuz" diyor. Kim olursan ol yarın ne olacağını bırakın yarını bir dakika sonra ne olacağını sen değil devlet belirler.
Devlet bunu yaparken hukuku ayaklar altına almaktan çekinmez. Onun için bir dakika sonrasının garantisi yoktur. İstediğin kadar tecrübe ile çalışma ile Servet biriktir, benim diyemezsin. Bir anda el koyar, kayyum atar senden çıkarır o serveti.
Bu ülkede kanunların hele hele en üst yargılama mercii ilan Anayasal mahkemesinin yeri geldiği zaman bir önemi yoktu. Parti kapatma davalarında son karar mercii olarak gördükleri Anayasa mahkemesini, işlerine gelmediğinde alıp bir tarafa atarlar. Son yargılama merciiden çıkarırlar. Buna da devletin bekaası derler.
Ceza davasından beraat etmiş birinin " beraatının" bir hükmü yoktur bu ülke de. İdari mahkemeler beraatleri görmeyebilir. Bir yerde yargılanmazsın. Oyle anlar gelir ki kendilerine göre mahkeme ihtisas ederler. Kendiler hâkim olur orada yargılarlar. Kurt ile kuzunun hikâyesi. Kuzu derede kurt un alt tarafından su içermiş kurt dermis ki suyumu bulandırıyorsun. Kuzu da ben senin altından içiyorum nasıl bulanır. Kurt, olsun bulanıyor dermiş. Bunun hesabı bir kere yemeği kafasına koymuşlar. Bulandırma, kanunun varlığı hikâye. Böyle bir yerde biri çıkıyor " sen benim kim olduğumu biliyor musunuz" diyor. Seni öyle bir yerler ki yendiğini bile anlayamazsın.
İsmine ne derseniz deyin, ister adalet, ister eşit muamele isterseniz vicdani muhasebe. Hepsi aynı kapıya çıkar. Bunu yapmak içinde herhangi bir eğitime ihtiyacı yoktur. İnsanın vicdanlı olması yeterlidir. Anayasa mahkemesi üyelerinin hukuk eğitimi almadığını bu nedenle böyle bir karar veremeyeceğini iddia edenler, adalet ile karar verenleri tenzih ederim, talimatla karar verenler nere mezunu? Hukuk fakültesini okumak adalet ile karar verme için yeterli bir sebep mi? Vicdanı nereye koyacaksınız? Kahramanmaraş depreminde resmi rakamlara göre elli üç bin canımızı yitirdik, hiç mi suçlu yoktu. Göz alınıp serbest bırakanlar hangi fakülte mezunu. Kendi belediye başkanlarının yolsuzluklarını kapatanlar uzaydan mı geldi? Ahlar göklere yükselmişken kurtulacağını zannedenler fakru zaruret içinde değil mi? Kim kurtaracak onları. Oradada mı kendilerini kurtaracak bir adalet mekanizmasının olduğunu zannediyorlar. Bu yapılan haksızlıklar nereye kadar devam edecek. Bunlar gölgelerini yakalayacaklarını mı zannediyorlar? Baltayla ağaç keserken hep kendi tarafını kesersen, ağaç üzerine yıkılır bunu bilmeyecek kadar akılsız mı bunlar?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder