İnsanlar kendilerini bazen her şeye kapatırlar. Bu duymak istemediği bir söz, hoşuna gitmeyen bir davranış, kendine zarar vereceğine inandığı bir fikir olabilir. Bu kendini koruma çabası olsa gerek. Kime karşı koruyacak Kendini? Kendi gibi düşünmeyenler, düşman gördükleri, kendinden durumu iyi olanlar, daha eğitimliler. Bunlara karşı kendinizi kapatır, hiç bir şey duymaz. Duyduklarını da kabul etmez.
Politize olmuş toplumlarda görülen bu davranış yeni kazanılmış bir davranış olarak görmemek lazım. Tarihden gelen kalıtımsal bir kültür biçimidir. Devlet Halk ilişkilerinde devlet tarafından halkın birey olarak görülmemesi ana etmendir. Bize mahsus bu durum olmayan bu davranış biçimi Doğu Roma devlet anlayışının Osmanlı'dan sonra Cumhuriyete sirayet etmiş halidir bu. Dünyada örnekleri yok mu? Elbette var. Rusya. Aynı Roma'nın halka bakış açısını alarak bizim gibi halkını birey olarak gõrmemektedir. Sosyal hayatta seçimler dışında hiç bir yönetim Erkin'de söz sahibi olmayan halk başka düşüncelere, sorgulamalara kendini kapatır öylece basit bir hayat sürmeyi kendine yakıştırmada bir mahsur görmez.
Politize olmuş toplumların geleceği yoktur. Günü birlik plan yapar ona göre yaşarlar. Yüzyıllık planları içerisinde halk değil devleti yerleştirirler, onda da başarılı olamazlar. Doğruyu bulma adına hareket kabiliyetinden yoksun halk kitleleriyle yolun sonunda varacakları yer ancak yoksulluk, dışa bağımlılık olur ki bu da hareket kabiliyetlerini kısıtlama demektir.
Ülkede A ve B partisi olsun. A partisine mensup politize olmuş bir taraftara ne anlatırsan anlat, liderin söylemlerinden başka herhangi bir söyleme sahip olmaz. Liderlerin tutarsızlığı taraftara da sirayet eder. Çünkü onun için tek bir doğru vardır o da liderin doğruları. B partili çıksa ülkenin gündemi ile ilgili halkın yararına bir eylemden bahsetse A partiliye bunu kabul ettiremezsin çünkü o doğruda olsa bütün fikirlere kapatmıştır Kendini.
Gündemde olan bir konu var, Erzincan İliç ilçesinde meydana gelen madende toprak kaymasının sorumlusu oraya izin veren mevcut yönetim erki desen, yönetimi taraftarlarına bunu kabul ettiremezsin. Onlar göre sorumlu maden yönetimidir. Madeni denetleme görevi olan erk sorumlu tutulmaz. Çünkü taraftar yanlışa karşı tedbirini almış, Kendini kapatmıştır. Gerçeği görmekten, kabullemekten korkar. Gerçekler acıdır ama onun için acının önemi yok, önemli olan taraftarı olduğu erkin zarar görmemesidir. Sorgulama yetisini kaybetmiş halk kitleleri ülkenin, neslin geleceği ile ilgili kararlar veriyor. Bu nedenle hiç bir şey iyi gitmiyor.
Halk bu davranış biçimini kendi geliştirmedi ve bir anda da olmadı. Aynı davranış biçimi seçtikleri milletvekillerinde olduğu için, davranışlar paralellik gösteriyor. Her şey yavaş yavaş olduğu için bu davranış biçiminden vazgeçilmesi de zor oluyor. Düzeltmeye çalışılıyor ama sadece çalışılıyor, ama düzelen hiç bir şey yok.
Bir fikre taassup derecede bağlanmak, onu kutsallaştırıyor. Kutsala dokunmak ne kadar zorsa buna da dokunmak o kadar zor. İşin ilginç yanı bu dokunulmaz olan davranış biçimi sadece eğitimsizlerde değil, bütün halk da var. İktidar Erkin'de olan davranış aynı ölçüde karşı tarafta da görülüyor. İki taşı çarpıştırms misali, biri kırılırsa diğeri de yara alıyor. Bu işten sağlam çıkan yok. Olması da mümkün değil.
Politik taraftarlığın sonuçları o kadar da masum değildir. Kendini çok dindar olarak tanımlayan birisi, siyasi erk zarar görmesin, ona destek olmak amacıyla, İsrail'e yapılan gıda yardımının olması gerektiğini söylerken, aynı şahıs Gazze'de açlıktan ölen çocuklar için tek kelime etmemekte. Diğer yandan İbni Kuteybenin yuzbinlerce Türkü Müslüman yapmak uğruna öldürmesine haklı sebep arayan Tarihçiler de yok değildir. Bunların hepsi kendini doğrulara kapatan insanlar tarafından yapılmaktadır.
Kendinde olmayan her şeye Kendini kapatan insan türetmek, bireyi görmeyen devlet inşaa etmek sadece bize mi mahsus? Elbette değil. Çevremizde bu ülkeler var ancak hepsinin de uğraştığı memnun edemediği bir halk var. Bireyi görmeyen devlet, halinden memnun köleler ister. Vermezsen seni köle yapar ve memnun ettirir.
Işığa koşan kelebekler vardır. Işık gördumü, ışığın ne olduğuna bakmadan koşarlar. O ışık hayatmıdır? Ölüm müdür! Bakmazlar. Bazen olur ateşin ışığına koşarlar, yakarlar kendilerini. Hep düşünmüşümdür, İnsan da ateşe koşar mı diye. Ama koşuyor, gördüm ateşe koşanları.
Bir siyasi Parti'nin etkinliği varmış. Kadınlar otobüse binerken, geç kalan bir kadının yetişmek için nasıl koştuğunu gördüm. O gün aklıma geldi " Demek ki insanın da kelebekten farkı yokmuş. Koştuğu şey ışık mı? Yoksa ateş mi? Kim bilir" dedim.
Belki bu kadın ve diğerleri de, aklını kapatanlardan. Kapatmasa, gittiği hedefin ne olduğunu bilmez mi? Belki de biliyordur, belki yanılan bendirim. Yoksa ateşe koşan ben miyim? Kim bilir?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder