Savaş isteyenler barışın, barış isteyenler savaşın hamisi olmuş. Demokrasi, İnsan hakları mı? O da onlar için. Eline gücü geçiren hiç durmuyor, nereye saldırırım, ne kadar toprak alırım, ne kadar insan öldürürüm hesabında. Güçlü her zaman haklıdır, özellikle haksız olduğunda haklıdır prensibi şiar olmuş. insanlık sadece kağıt üzerinde, onun ömrü de tarih olana kadar.
Uzun dönem ABD bu hegemonyanın lideri oldu. Halen de olmaya çalışıyor. Dünya da benden başka güç yok havasında. Dünyanın jandarması. Nerede bir sorun var hemen orada bitiyor. Sorunun da kaynağı kendisi orası ayrı bir konu. Sorun olmadan müdahale olur mu! Önce sorun yarat, sonra hakem olarak git. Taraflar seni kurtarıcı görsün. Eh güçlü olunca böyle oluyor. İnsan da böyle değilmidir. Güçlü olup da haksız olanı hiç gördünüz mü? Hep arabulucudurlar, ha keza hiç de barıştırdıkları olmamıştır. Hindistan- Pakistan buna iyi bir örnektir.
Bozukluk yeni olan bir durum değildir. İnsanlık tarihi kısa geçişler de düzelmiş olsa da eski hâlini alması uzun sürmemiştir. İyiler kötüleri düzeltmesi gerekirken uzun dönem bu hiç olmamış. İnsan çürümeye bir dursun düzeltecek güç zor bulunur. Çürük elma hesabı. Bir kasada yüz adet elma olsun, bir tanede çürük. O bir tane çürük elma, kasada ki yüz elmayı çürütür, bunun tersinin olduğu görülmüşmüdür? Sağlam çürüğü düzeltir mi? Bunun fıtrat ile bir ilgisi yok. Fıtrat da insanın içinde iyilik, doğruluk vardır. İnsanı bu davranışları sonradan kazanır. Nasıl? Nefis devreye girince, insan içinde ki diğer duygular orada barınanamaz, orayı terk eder.
Düzeltmek mi? Hangi birini. Her taraf olmuş yanlış. Demokrasinin sonu nedir? Ya otokrasi, ya da diktatörlük. Bu yönetim ilgili bir kural değildir. Bu kuralı insan kendisi yapar. Bir yerde sürekli işinin doğru gitmesini istemez. Mutlaka bir yerde yanlışın olmasını ister. Kendini birilerine başka türlü ne anlatabilir ne de kabul ettirebilir. Kendini doğru şekilde anlatabilme keşke doğru yöntemlerle olsaydı. Karşıdaki insan dâhi doğru anlatılan bir söze şüphe ile bakıyor. Bu kadar kolay olmaması gerekir diye, şüphe ediyor.
Ülkeleri ele geçirmiş bir kaç tane ne olduğu belirsiz azınlık. Her şey kendilerine gibi yaşama peşinde. Rahatları, mutlulukları bozulmasın diye yapılan tiyatroların haddi hesabı yok. Engel olmayı bir dene, ses onlardan değil başka yerlerden gelir. Ülkenin sahipleri, onların çocukları söz sahibi olmayı bir denesinler hele, kan kustururlar. Ülkenin sahibi de kimmiş? Sanki bilmiyorlar. Diğerleri mi? Onların tek görevi var. Onlar için ölmek. Cennet vaad ediyorlar! Yetmiyor mu? Gerçekten ona inansalar, o garibin oraya gitmesine müsade ederler mi ki? Necip Fazıl Kısakürek "Öz vatanında garip, öz vatanında parya" sözü bu ülkenin öz evlatları için söylenmiştir. Yıllar değil, yüzyıllar da geçse değişen bir şey olmuyor. Değiştirmeye kalkanlar olmadı mı? Elbet de oldular ama nafile. Köşe başları çok sıkı tutulmuş. Bırakmıyorlar bir türlü. Her türlü entrikanın, düzenbaz lığın olduğu bir köşe başında kazanmak doğru için kolay değil elbet.
Ortam puslu, dost kim? Düşman kim? Belli değil. Halkın seçtikleri düşman, halk dost. Kime düşmanlık edeceksin? Sessizlik sana dost değil, senden biri değil. Herkesin bir fikri var, yolu var, hiçbiri seninle değil. Bu puslu havada bul düşmanı, bulabilirsen. Beni yok etmek isteyenler benden olanlar. Garip değil mi? Fıtrata ters desem? Ortada fıtrat yok. Herkes iç güdüleri hareket ediyor. Ve karşılarında duvar var. Öleceğini bilen tek canlı insanmış, o da ölmeyecekmiş gibi yaşarmış. Herkes bakıyor da gördükleri farklı. Gören kör dedikleri bu olsa gerek.
İnançlar, milliyetler de belli bir yere kadar. Birileri bir daire çizmiş o dairenin içerisinde hareket edersin. Uluslararası ticaret o dairenin en belirgin ölçüsüdür. Bir geminin uluslararası sularda yük taşıması, limanları kullanması hep o dairenin içerisindedir. Kimi buna boyun eğmez, kendi kuralını koyar, ticaret zayıf olur, kimide sonsuz itaat ile zenginleşir. Dünyada ki amatörlere bakın her şey gözükür. İnançlar, milliyetler ikinci plan, onlar için önemli olan ticaret. Yukarıda yüksek perdeden gürlerler, aşağıda ticaret yaparlar. Buna da uluslararası anlaşma derler. İkircikli, daha da anlaşılır söylemek gerekirse münafık bir hareket. Rahatsız olan yoksa ortada sorun da yok. Hep güç ile alakalı. Büyük balık Küçük balığı yutar.
İnsana daimi meşgul olacağı bir iş ver ki başka bir şey düşünmesin. Hep o işle meşgul olsun. İş bitmeyecek korkusuyla sarılsın işine. İşi başka biri alacak korkusunu da ekle ki iki eliyle yapsın. Etrafında ne olup bittiğine bakmasın. Kafasında hep işi olsun. Ülkenin parçalanacağını soyle, korksun, hayali düşmanlar icat et, hayaletlerle savaşsın, din elde gidiyor de, dinin yanına bir din daha eklet ki düşmanı çoğalsın. Bir işle meşgul olan başka işe bakmaz. Hep gelecek kaygısı ile yaşat ki, etrafına bakmasın. Kurtarıcı rolü üstlen elinden her şeyi al. Vermem demez. Korkunun yapamayacağı bir şey yoktur. Üzerine oyun oyna, deney yap, kendine getirme onu. Kendini kahraman bilsin. Kağıttan kaplan olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder