Bakış açımız diğer milletlere göre çok farklı. Kendimize hiç toz kondurmuyoruz. Ne yapıyorsak mutlak doğru yapıyoruz. Yanlışı işin en sonunda, geri dönülemez hâle gelince fark ediyoruz. Bunun da kimseye bir faydası olmuyor.
Kendimizden olanlar ile bizim gibi düşünenlere ne olursa olsun kötü gözle bakmıyoruz, bu isterse hırsız, dolandırıcı, zalim olsun hiç fark etmez, vardır bir bildiği diyerek hemen savunmaya geçiyoruz. İlginç olana bazen her ikisini bir anda savunuyoruz.
Mesela Köroğlu diye biri var, bu şahıs Bolu yöresinde eşkıyalık yapmış, yol kesmiş, adam soymuş tam bir eşkıya. Günümüzde buna kötü diyen varmı? Yok. Bu şahsın kahramanlıkları anlatılıyor. Şiirler, destanlar yazılıyor. Köroğluna methiyeler düzenler ile Osmancılık oynayanlar aynı şahıslar. Hâlbuki bu şahıs Osmanlıya karşı eşkıyalık yapmıştır. Osmanlı yönetimini tanımamıştır.
İdeolojik tarih üretenler bilerek ve isteyerek yapıyor. Bir yerden kanalize olmuş gibi topyekûn üretme işine girince, ortaya ucube bir tarih çıkıyor ki, halkın çoğunluğu tarafından da kabul görüyor. Kabul edilen bir tarihî, gerçek ile değiştirmekte oldukça zor oluyor ki, çoğu zaman bu başarılamıyor. Ulubatlı Hasan'ın aslında var olmadığını kime anlatıp inandırabilirsin, Kürşat isminin 1947 de Nihal Atsız tarafından üretildiğini haydi anlatın. Kimse inanmaz. Daha da ileri gideyim Osmanlı'nın Kayı boyundan olduğunu Timur ile yapılan Ankara savaşına kadar hiç kimse tarafından dile getirilmediğini söylesem kaç kişi inanır. Böyle devam edip giden yüzlerce yanlış tarih üretilerek toplum belli bir yere kanalize edilerek bugüne gelinmiştir.
Tarih git geller yumağıdır. Ortada İnce bir çizgi vardır, o çizgi her şeyi belirler. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u olmasaydı ne olurdu yok olur giderdi. Ya Alparslan, Malazgirt de Bizans'ı yenmeseydi ne olurdu? Anadolu Selçuklu devleti diye bir devlet olmazd herhalde. Kısacası toplumun kaderini belirleyen ince bir çizgi. En ufak bir hatanın nelere mal olacağının en bariz göstergesidir tarih. Onun için her şeye fazlada anlam yüklememek gerekir. Bugün var olan yarın yok olup gidiyor. Tarihde binlerce yıl hüküm süren o devasa imparatorlukları, krallıklar nerede? Yok olup gittiler. Günümüzde ki devletlerin kaderide böyle olacak. İlelebet yaşayan, hâkimiyetini sürdüren var mı bir devlet? Önemli olan devletin varlığı değil, milletin, halkın varlığı. Canlı olan halk, anlam yuklenilen kurumsal yapılara sahip devletler değil.
Bir iktidar sahibi çıkıyor, kullandığınız elektrik aslında çok pahalı ancak biz onu süspansiyon ediyoruz diyor. Yani hazineden karşılıyoruz. Kimse demiyor ki, hazinenin parası sizin şahsi parası değil o da bizim vergilerimiz diyemiyor. Hazineden karşılıyoruz dedikleri para da bu halkın. Halka lütuf gibi sunulması abes ile iştikal olsa gerek. İşte burada bakış açısı her şeyi açıklıyor. İnsan bazen bakar ama göremezmiş, bazende duyar ama idrak edemezmiş. Biz şimdi bizim ödememiz gereken elektrik fark ücretini hazineden ödeyenlere minnet mi duyacağız? Garip memlekette garip olaylar.
Sabır her zaman başarı, getirmez. Bazen yön, bazen yol değiştirmek gerekir. Başarı emek ister, oturarak kimse sana bir şey vermez. Sana gelen her şey bir vasıta aracılığı ile gelir. Şükretmen gereken getiren değil, perdenin arkasındakidir. Getiren sadece emanetçidir, o da mükâfatını zaten alır. Yapılan hiç bir iyilik ve kötülük havada asılı kalmaz, mutlaka birini bulur. Sahibini bulan şey insanı vezir de eder, rezilde, buna insanın kendisi karar verir. Önemli olan nerede durduğundur. Hayirday mı? Şerde mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder