AKILDA KALMAYANLAR

26 Aralık 2024 Perşembe

HİÇLİK

         Bazı insanlar erişebildikleri makam, mevki ve parasal doyumdan sonra, hiçlik makamına ulaşırlar. Hiçlik makamı yok oluş değil bilakis bir doğuştur.  Bazıları bunu yok olarak değerlendirir, bazıları ise gerçek anlamda bir varlık mücadelesi olarak görür. Yıllarca Selçuklu Devleti'nin dini, fikhi, ve fetva âlimi olan İman Gazali bunlardan biridir ki bütün imkanları bırakarak inzivaya çekilmiş, inziva hayatı ile ilgili hiç bir kayıt bırakılmasına imkan vermemiştir. Bunun yanında dinî sadece iktidarının devamı için kullanan nice halife, sultan, padişah, başbakan, cumhurbaşkanı ise o hiçlik makamını bir yokluk hâline getirmiş, arkalarında yıkım ve ölüm dışında bir şey bırakmamışlardır. 

       İnsanın bedeni değil, gönlü yorulduysa dünyanın bir değeri kalmıyor. İnsanın gönlü niye yorulur? İyi insanları hurda niyetine pazara çıkarırsan gönül yorulur. İnsan kıymet bilmek ister. Yaptıklarının toplum tarafından değerinin bilinmesini ister. "Sen iyilik yap,denize at, balık bilmezse Halık bilir" diye bir söz vardır ya o söz hiçlik makamlarında olanlar için söylenmiştir. Sıradan insan hiçlik makamını yok oluş bilir. Perde arkasında ne var bunu bilemez. Bunun nedeni de güvenden kaynaklanır. İnanışı olan insan musibetlere rıza gösterir, musibetin ne olduğunu, niçin gönderildiğini bilir, onun için der ki "Derdin de hoş, dermanın da." der yoluna devam eder. 

         Platonun mağara algoritmasına göre: Doğuştan beri bu halde olan üç insan, duvarda mağara girişinden yansıyan gölgeleri ve yankı yapan sesleri duymaktadırlar. Yani gerçeklik, onlar için yalnızca gölgeler ve yankı seslerdir.

           Derken bu insanlardan biri zincirini çözer ve kendini mağaranın dışına atar. Yoğun ışık yüzünden geçici körlük yaşadıktan sonra gözü alışarak aslında gördükleri şeylerin yalnızca birer gölgeden ve duydukları seslerin yalnızca yankılardan ibaret olduğunu anlar. Bir akarsu kenarına gidince sudaki yansımasını ve gölgesini görmesi ise her şeyi anlamasını sağlar.

           Büyük bir hevesle mağaraya dönüp bu durumu anlattığı zaman ise arkadaşları tarafından deli olmakla suçlanır. Onları kurtarmak istediğinde zincirli iki insan onun gibi delirmek istemediklerini söyleyerek mağarada kalmayı sürdürürler. Hatta zincirlerinden kurtulmuş olana saldırmayı bile denerler. Ne kadar anlatırsa anlatsın zincire vurulmuş iki insan bu durumu anlayamaz ve hayatlarını orada sürmeye devam ederler.

       Bin yıl önce kaleme alınan bu fikir halen günümüzde gerçekliğini koruyor. İnsanlar kendilerine dar bir mağara oluşturmuşlar ne bulurlarsa buraya atıyorlar. Attıkları şeyin yararına bakmıyorlar. Zamanla oluşturdukları bu mağara çöplük yığını hâline geliyor. Temizlemeye çalışsa da hangisinin yararlı, hangisinin zararlı olduğunu bilmediğinden, birilerinden yardım istiyor. Yardıma gelen şahsın isteklerine değil, kendi yararını gözeterek temizlik yapıyor. Sonuçta şahıs hep başkalarına muhtaç, hep başkalarının fikirleri ile hareket etmeye başlıyor. Kimliksiz hâle geliyor, düşünemiyor, kendisi herhangi bir fikir üretemiyor. Sonuç olarak kaybolup gidiyor, giderken arkasında bir enkaz bırakarak. 

       Hiçlik enkaz bırakmak değil, varlığın ve maddenin gerçek mahiyetini bilmektir. "Bilen ile bilmeyen bir olur mu?" İşte bilmek hiçliktir. Mahiyeti bilip, onun sonucuna göre yaşıyorsan hiçlik makamına erişmişsindir. Orada ne gam var ne keder. Etrafınıza bakın var mı öyle yaşayan?

        

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...