Bir zamanlar kendilerini Atatürkçülüğün arkasına sığınarak, kendilerini devlet yerine koyanlar vardı. Güçlü ve acımasızdılar. Kendileri gibi düşünmeyenleri, özellikle dine düşman, din kisvesi giyenlere karşı çok acımasızdılar. Özellikle başörtülú olanları aşağıladılar, yargı önüne çıkardılar. Yıllar geçti mağdurlar iktidar oldu, gücü eline geçirdi, değişen aslında bir şey olmadı sadece mağdur edenlerle, mağdur olanlar yer değiştirdi. Aradan geçmiş yüz yıl, geriye bakıyorsun bir adım yol alınamamış. Atatürkçülük adı altında zulüm yapanları anlarım. Onlar mecburdu on yıllardır elinde bulundurdukları kalaler için mücadele ediyorlardı. Yaşadıkları o konfor yaşam biçiminden olmak istemiyorlardı. Atatürkçülük mü? Bu insanlar için o sadece bir paravan. Çünkü elindeki tek silah o. Diğer türlü milletin karşısına çıkıp manevî değerler üzerinden muhalefetlik yapacak durumları yok. Yıllarca devlet içindeki mevkileri ellerinde tutarak insanlar üzerinde baskı oluşturdular.
Ama kendini Müslüman olarak lanse eden farklı bir şey yapmayıp aynı yoldan gidenleri anlamak mümkün değil. Sizinde onlardan bir farkınız yok. Ama gerçek öylemi Müslüman adil, dürüst, hak kavramını bilen, hoşgörülü, zulme karşı olması gerekmez mi? İnandığı değerler bunu önermez, emreder. Peygamber demiyor mu. " Size kötülük edene iyilik edin" Size kötülük edenlerle bir farkınız olsun, diğer türlü inançlı olmanın ne önemi var. Allah kitabında Hz Musa'ya "Git Firevuna yumuşak, güzel bir şekilde tebliğ et. Belki imana gelir" git ona hakaret et, onun yaptığının aynısını sende yap demiyor. Hz İsa dâhi İncilde " Bir yüzünüze vurulursa, diğer yüzünüzü dönün" der. Bu kadar emir varken bunun dışında hareket etmek akla başka şeyleri getirir. Karşıdakiler Atatürk'ün arkasına sığınıyor da sen de yoksa İslâm'ın arkasına mı sığınıyorsun, istediğin işine gelen hüküm ile hareket ediyorsunun, işine gelmedimi nefsin ile hareket ediyorsun. Ben farklıyım diyorsun da , bir türlü göstermiyorsun. İslam Dil'e değil harekete önem verir.
Başka bir konu var ki daha vahim. Mesela: Sıradan bir vatandaşsınız bir bakan, Cumhurbaşkanı, genel Müdür gibi yüksek makamlarda biri ile görüşeceksiniz. Çat kapı yanına varmanın imkanı yok. Konunun açıklayıcı şekli ile Randevu alacaksın, özel kalem, sekreter aracılığı ile uygun görülürse görüşebilirsin, çoğu zaman özel kalemi dahi göremezsin. Kolay mı yüksek makamda ile görüşmek, rica , minnet bazen aracılar sokarsın, çoğu zaman o da olmaz. Kaderinle başbaşa kalır, evinin yolunu tutarsın.
Halbuki her işini halledecek şah damarından daha yakın Allah'ın var. Ne aracı gerektirir, ne de randevu alırsın. Çat kapıda görüşebilirsin. İste istediğin kadar. Uygun görülürse akla hayale gelmeyecek şeyler de verir. Çünkü o verdiği şeylerde bir eksilme olmaz. Her şeye maliktir o. Bir Devletin en üst makamı denizi yarabilir mi? Ölüyü diritebilir mi? Mümkün değil, ama o yapar, çünkü onun her şeye gücü yeter.
Normalde Kitapların ve peygamberlerin tebliğlerinde olması gereken budur. Ama öylemi? Hıristiyana Allah' dan bir şey isteyecek araya hemen rahip, papaz, peder, pastör, ne varsa araya giriyor. Yahudiye bakıyorsun hiç farkı yok. Hahamlar yol verirmi insana. Müslümanlar da kalır değil, hoca, şeyh, kutup vb hemen araya girer. Trafo misalini dayar önüne. Trafafoya direk bağlanan cihazın yandığı gibi, aracısız insanda yanar onlara göre, Allah'ın "Ben kuluma şah damarından daha yakınım" beyanı dikkate bile alınmaz.
İnsanlar Bir bakana ulaşmanın zorluğunu bildiği için o yoldan uzak duruyor. İnsaf edip yoldan çekilinde insanlar Allah'a ulaşsın, yoksa Bakan misali o yoldan uzak duracaklar.
Zulüm kaç harf? Kaç hece? Kaç kelime?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder