Kağıdın olmadığı dönemler de insanlar olayları, düşüncelerini, toplum ya da devlet yönetimi ile ilgili kendilerine göre geliştirdikleri yazı sanatıyla taşa, kemiğe, kil tabletlere yazarak günümüze ışık tutmayı başarmışlardır. Onların hayatı ile ilgili bilgilere ancak bu yöntemlerle bilgi sahibi olabiliyoruz. Doğruluğunu ispatlamak elbette mümkün değil. Tek bir bölgenin alternatifi yok. Dönemin halkının yaşam koşulları hakkında detaylı bilgiye sahip değiliz. Bazen olmuştur ki resimlerle bir şeyler anlatmaya çalışmışlardır. O günkü insanın düşünce tarzını bilmediğimiz için, yorumlamakta, mutlak doğruya ulaşmak için sağlıklı bir yol olmasa gerek. Taşlara yazılan tarih tekse ona itibar ediliyor. Başka bir çözüm yolu yok.
Bir yerde, mezarları gezerken bir şahsın mezar taşının arkasına yazıları okumuştum. Muhtemelen çocukları tarafından yazdırılmıştı bu yazılar. Mezar taşında şahsın meziyetleri öyle anlatılmış ki sanırsın bu şahıs bir melek. Hiç bir kötü huyu, davranışı olmayan mükemmel bir insan. Ama şahsı tanıyorum. Hiç de yazılan gibi olmayan birisi. İnsanlık tarafından işlenen en ağır günahları işlemiş birisi. Hiç de muteber birisi değil. Düşünüyorum da bu şahsı tanıyanların hepsi bu dünyadan göçüp gittiğinde o günkü nesil bu taşı okuyacak ve diyecekler " Ne kadar mübarek birisi, döneminin evliyası bu olsa gerek." Belki daha da ileri gidip türbe yapacaklar. Kulaktan kulağa aktarılan şahsın meziyetleri değişime uğrayacak, her duyan başka birine anlatırken bir şeyler katacak sonunda ortaya bir evliya çıkacak.
Mezar taşlarında yazılan, o insana ait üstün meziyetler aslında yoktur. Bu bir özlemin taşa yansıtılmış hâlinden öte bir şey değildir.
Ne kadar kolay değil mi? Olması gereken tek şey zaman. Yaşayan evliya gördünüz mü hiç. Olmaz. Çünkü bütün meziyetler etrafı tarafından bilinir. Evliya olduğuna karar verecek bir merci insan yaşarken yoktur. Ne zaman öldü, başlarlar iyi yönlerini anlatmaya, bir de yanına bir şey katarak yaparlar. İnsanın doğası gereği olsa gerek bu davranışlar. Kendisinden olmayan ancak özlem duyduğu meziyetleri başkasının üzerinde yaşatma isteği. Şahsın ölmesi her şeyi kolaylaştırır. Çünkü "ispat" ölmüştür. Kanıt ortadan yok olmuştur. Artık o insan üzerine istediğin şeyi yükleyebilirsin. Ne güzel hayat değil mi? İşler bütün dünya da, bütün dinlerde böyle yürüyor. İyi meziyetlere yaşarken kendim olayım durumu olmuyor. Hep başkasının üzerinden yürütülmeye çalışılıyor.
Onun için taşlara yazılanlara fazla itibar etmemek gerek. İnsan taşlara " Ben şerefsiz, namussuz, zalim, hak hukuk tanımayan biriyim." diye yazar mı? Bin, iki bin yıl önce taşlara, kil tabletlere yazılanların doğru olduğunu kim iddia edebilir? Bugün yapılanlar, o günde yapılmış olamaz mı? Her şey güç ile ilgili. Güçlüysen kötü iyi, çirkin güzel, yanlış doğru olabilir. Mevcut durumu belirleyen zenginliktir; zenginlik de gücü doğurur. Fakir insanın dünyası dardır. Evi küçük, arkadaş çevresi pek yoktur. Dar bir alanda yaşam mücadelesi verir. Fakir kısa yoldan, emek harcamadan hedefe ulaşma yollarını arar ama ilginçtir hiç bir zaman da bulamaz. Bulduğunu sanar. Kazanılan her şey emek ölçüsündedir. Bunu söyler ama yine kısa yollarda ısrar eder. Cenneti elde etmek de öyle değil midir? Araya aracılar sokarak kısa yoldan, emek harcamadan cennete gitme isteği. Her dönem olmuştur, olmaya da devam edecektir. Varlıklı, zengin birilerinin aracı kullandığını hiç gördünüz mü? Görmüşseniz orada cennet için değil menfaat için oradadır. Sebepsiz, emek olmadan zengin olanların şimdiki hali sizi aldatmasın, sonuna bakın.
İşte tarih güçlülerin, zenginlerin yazdığı ve inanmamız için sürekli tekrar edilen bir olgudan başka bir şey değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder