Bir yere ait olmak, ora ile kendini özeleştirmedikten sonra oranın yabancısı olursun. Bir ortamda kendini kısıtlıyor, şu ne der bu ne der diyor, isteğini yapamıyorsan oranın adamı değilsin. Bu normal bir davranış biçimidir. Hiç kimseye ve hiç bir mekâna kendini kabul ettirme çabası, insanı farklı karekterli ya da çift karakterli olmaya iter. Bu hal insanı yaşamdan soğutur. Kendin olamadığın gibi başkası gibi de olamazsın. Yabancılaşır, toplumda kabul görmez biri olur çıkarsın. Dosdoğru ol. Toplumun istediği karektere bürünmeye çalışmak insanı kendi olmaktan uzaklaştırır. Ben benim diyemezsiniz, çünkü sen artık o olmuşsun. Benim diyebileceğin bir fikrin yoktur. Herkesin benimsediği fikirle yaşarsın.
Toplumda, demokrasilerde bir kural vardır "çoğunluğun dediği olur" o çoğunluk kendi ile değilde başkası ile yaşayan insan toplulukları ise nasıl olur da çoğunluk olur. Bir kişinin fikirlerini benimseyen milyonlarca insanın çoğulculuğu doğru yapan azınlıklar üzerinde nasıl tahakküm kurar? Demek ki demokrasi de ideal bir yönetim biçimi değil. Bir kişi dolaylı yollardan milyonları tahakküm altına alıp çoğulculuğu bir yönetim şekli olarak insanların önüne koyuyorsa bu bir tek adam rejimi dışında başka nedir.
-----------------------------------------------------------
Kardeşler arasında bir husumet, kin, soğukluk veya küslük varsa bunun tek sebebi vardır, annenin adaletsiz oluşudur. Baba hayatta iken hiç bir sorun olmazken vefat ile birlikte sorunlar baş gösterir. Bunun çeşitli sebepleri vardır. Birisi babadan kalma malların paylaşımı, Dünya malı nedir ki diyenler o gün kardeşlerine aslan kesilir. O kişi için dünya malı demek ki herşey miş. Annenin erkek evlatlarını hep ön planda tutması. Anne için çoğu zaman kız evlat'ın esamesi bile okunmaz. Çok garip durumlar zuhur eder. Erkek kardeşler baba malını paylaşırken sorun yaşamazlar, işin içine kız evlat girdimi Anne dahil hepsi kız'a karşı tavır almaya başlar. Özellikle anne tavır almada başroldedir. Bu tespit de yanılabilirim bazı ailelerde bu olmazdır belki de. Ortada bir hakkaniyet vardır. Derler ki: " Bir anne ne şartlarda olursa olsun evlatlar arasında hakkaniyet ile davranış biçimi göstermiyorsa zalimdir, zulümdür.
Hani peygamberimiz den önce Kureyş toplumu kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlermiş. Bunun kendilerine göre bir savunması var derler şöyle ki: o gün ki toplumda bir şahıs birinden borç alır, zamanında odemezse, alacaklı borçlunun kızını talep edebilirmiş. Bu duruma düşmek istemeyen kişiler kız evlatlarının yaşamasına müsade etmezlermiş. Toplumun hepsini kaplayan bir durum değil bu. Peygamberimiz ile birlikte bu uygulama yasaklandı.
Şimdi bazılarımız diyoruz "Nereden nereye" diye. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek ten, İslâm ile birlikte yaşatmaya geçtik diye. Ama gerçekten öylemi. Annenin babanın kız çocuklarına yaptığı adaletsizlik ile diri diri gömme arasında ne fark var. Toplumda ikinci sınıf muamele gören kız evlatlarını diri diri gömseniz daha makbul olmaz mı? Her gün öleceklerine, bir gün ölürler.
Adaletsiz Anne baba öldüğü zaman ölümlerine değil, akıbetlerine ağlamak daha makbul olur herhalde. Benimkisi bir görüş Doğrusunu Allah bilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder