Dervişe sormuşlar: Dünyadan ne anladın?
Derviş cevap vermiş:
Ölülerin sevgiyle anıldığı, yaşayanların sevgisizlikten öldüğüne tanık oldum.
Ölülerin mezarının üzerine çiçek ekiyorlar, yaşayanların bahçelerini talan ediyorlar.
Dünyanın bir önemi var mı? Beşeri olarak yok olsa gerek. Ruhani olarak mutlak vardır ama onu da biz önemsemiyoruz.
Hayat süregelen bir döngü. Ve bu döngüde hiç vefa yok. En fazla dört nesli gündemde tutar, diğerlerini tarihin çöplüğüne atar. Adı sanı belli olmayan, kendini vazgeçilmez sanan milyonlarca insan bu çöplükte kaybolup gider. Ama o çöplüğe girmeyenler de vardır elbet ama hep kötü, zalim olanlardır. Her dönem onlara lider denir. Neyin lideri orası meçhul. Ya da kime göre lider. Moğollar Cengizhan 'a lider der. Bir de Harzemşahlara sor. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldı, çağ kapatıp çağ açtı. Bir de bunu Bizanslılara sormak gerek, gerçekte öyle mi oldu? Bunun örnekleri saymakla bitmez. Kimin ne olduğunu belirlemede ortak bir kanıya varılmaz. Bu büyüklük payeleri evrensel değildir. Kimler karar verir o da meçhuldür.
--------------------------------------------------------------
Başkalarını eleştirmek aynasızlar için kolaydır. Eleştirdiğim kişi ne kadar beni yansıtır? Bende var olmayan şeyleri, karşımdakine giydirerek, kendimi onda görmeye çalışıyor olamaz mıyım?
Zalim olan, hak yiyen, kendinden başkasını düşünmeyen, yasaları kendi çıkarına göre düzenleyen bir ülke yöneticisini eleştirmek kolaydır. Neden eleştirilir orası başka bir muamma. O kişiyi o halkın neden oraya getirdiğini kimse sorgulamaz. O kişi neden sürekli oradadır? Zorla gelmiş değildir. Nedeni aslında kendimizden kaynaklanan bir sorundur. Onun yaptıkları yanlışların mutlaka birisine biz de sahibiz. Açık dile getirmesek de, aslında o şahısta kendimizi görüyoruz. O, orada hep dursun ki bizde değişim olmasın. Küçük şeyler bize yeter. Daha iyisi, bizi bozar mantığını işletiriz. Daha kötü olma korkusunu hayat felsefemiz yaparak, her şeyden vazgeçme yoluna gireriz. Her olumsuzlukta bir bahane üretmek, hayat tarzımız olmuştur. İnançlar belli bir noktaya kadar bize yön verir. İnanç ile lider arasında bir tercih durumuna düşsek, lideri tercih ederiz. İnancın telafisi vardır, ama liderin yoktur. Bu mantık ile yaşayıp hayatımıza yön verdiğimiz sürece hep ezilen, hor görülen olmaktan kurtulamayacağımızın bilincini de hiç bir zaman elde edemeyeceğiz.
-------------------------------------------------------------
Göründüğü gibi olmayanların çağına geldik.
Allah diyenlerden korkar olduk.
Emin olarak bildiklerimiz, aslında gerçek niyetlerini, yüzlerini göstermeyip aldattı bizi. Biz Allah dedikçe, onlar da Allah dedi. Allah'ın tek olduğunu bilirdik ama bunlar yanılttı bizi. Gözetleyici, merhametli, adaletli, her şeye gücü yeten ve kimseye muhtaç olmayan bunun yanında herkesin ona muhtaç olduğu bir yaratıcının yerine; adaletsiz, vicdansız, merhametsiz, her şeyi bireysellik adına kendine çalıştıran sahte bir yaratıcı koydular. Bizim Allah'ımız işte bu dediler. Dünyalık olanlar dört elle sarıldı ona. Ateşe koşan kelebekler gibi sorgulamadan girdiler işin içine. Hayatlarını düzene koyduklarını zannettiler. Hâlbuki "Denize düşen ölmez, yüzme bilmeyen ölür." düsturunca yüzme öğrenmeden açıldılar açığa doğru. Geri dönüş mü? Orası muamma.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder