AKILDA KALMAYANLAR

2 Kasım 2025 Pazar

AİLE

        Bir sokak röportajında bekar kızlara soruyorlar. "Evleneceğin erkeğin maaşı ne kadar olmalıdır." Onlarda cevap veriyor bazısı yüz bin, bazısı ikiyüz bin, hiç asgarî ücret diyen yok. Yüz binin altına inen hiç yok. Ülkede yüz bin kazanan memur ya da işçi varmı bilmiyorum. Onların tercihleri kanımca torbacılar herhalde. 
        Bu tür gelir hedefi koymak, ileride gelir kaybı yaşarsan ben senden boşanırım anlamı taşır? Kızların bu tür hedef koymaları, kendilerine bir değer biçmeleri  ne etik ne de ahlakidir. 
         Boşanmalar neden günümüz de çok arttı? Başta elbette ekonomik sebebler her şeyi tetikliyor. Hedef şaştı mı problemler başlıyor. Sorunları karşılıklı konuşma dersen hak getire. Her iki taraf da baskın olma çabasında. 
       Hayallerin olmadığı, gerçekleşmesi mümkün olmayan toplumlarda insanlar günlük yaşar. " Bugün buldumu yerim, yarına Allah kerimdir" mantığı işletilir. Sokakta, marketlerde, kafelerde ki kalabalığın sebebi budur. İnsanlar geleceğini yiyor. Bugün buldu yedi, yarın bulamazsa ne olur? Kimse bunu öngöremez. Öngörememezlik toplumdaki güvenliği sarsar. Bir insanın hayalini yıkmak ile öldürmek arasında aslında bir fark yoktur. Bugün toplum bunu yaşıyor. Yarın mı? Allah Kerimdir. Gençlere şöyle bir bakın, hangi gencin hayalinin gerçekleşme ümidi var. Bir zamanlar bir genç üniversiteyi bitirdikten sonra hayat ile ilgili kaygı taşırdı, şimdi bu ortaokul seviyesine düştü, genci geçtik, çocukların hayallerini bitirdik. Modern anlamıyla bitirdik, gerçek anlamda ise çaldık.
       Diğer bir sebep rollerin değişimi. Erkek egemenliğinin kadınlara geçmesi. Kadınlar bir anda önlerinde buldukları gücü yönetmesini bilmiyor. Güç zehirlenmesi yaşıyorlar. 
     Toplum erkekten, erkek rolünü çaldı. Kadına dedi ki, güçlü ol, dominant ol, baskın ol. Kadın bu sinyali aldı. Alınan, üzülen, kırılan, duygusal olan kadın gitti, yerine bağıran, çağıran, kavga eden, küfreden kadın geldi. Eril kadın rolünü dizilerle, filmlerle aklınıza soktular. Bakın şimdi kadın kavgalarına erkek gibi kavga ediyor. Sonra da diyor ki gönlümü almıyor. Sen kavgayı kadın gibi mi ettin. Adamın ağzına sıçtın, vurdun, kırdın, dağıttın, bağırdın. Adam karşısında bir kadın görmüyor. Adam diyor lan bi dakka, benim karşımda bir erkek var.
       Kadına özgür ol dediler. Kadın o sinyali aldı. Yalnız onu da yanlış aldı, sen kimsin? Sana hesap mı vereceğim? Sana mı soracağım? Ne oldu her yer plaj oldu. Toplum çıplak. Çıplaklık özgürlük sanıldı. Yemek yapma, çocuğa bakma, ev işi yapma hizmetçi misin hayatım dendi.
       Kadın şevkati unuttu. Yaptığı işi sevgiden yaptığını unuttu. Bunu yapanlar utandırıldı. Sevgiyle yaptığı şeyler, kadına hizmetçilik olarak gösterildi, kötü gösterildi.
        Peki erillik nasıl bitti. Erillik işte böyle bitti. Adama sürekli denildi ki, sus, kavga etme, sesini çıkarma, nazik ol, hediye al, çiçek böcek al kalbini kırma. Kırmada, siz erkeği alıyorsunuz yönetmek istiyorsunuz, dominant olmak istiyorsunuz. Ondan sonra eril erkek kalmadı. Siz normal değilsiniz ki, normal istiyorsunuz. Toplum normallikten çıktı. Sonra ne oldu? Sonu hüsran, acı ile biten evlilikler. Bununla yetinilse iyi, bağımsız, özgür kalan erkek tekrar eril olmaya çalıştı. Evli iken eşine yapamadığı güç gösterisini, boşandıktan sonra yapma çabası içine girdi. Erkeğin kendini ispat etme çabası hayatlara mal oldu. Bunlar yabancı bir güç tarafından planlanmadı, kendimiz yaptık. Ahlaksız yayın yapanlara, yazanlara, çizenlere " özgür basın" nidaları ile ortada fing atanlara "işte orada dur" diyemedik. Sebebini bildiğimiz faciaların sonucuna da katlanmak zorundayız. Bugün başkasını yakan bu facialar yarın hepimizi yakmayacağına dair kimse bir garanti veremez.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...