Öküz çektiği yük 'ü değil, torbasına konacak yemi düşünür. Onun için öküz derler.
Bir siyasi tartışmaya şahit oldum. Bir taraf ısrarla yanlışı savunuyor, diğer taraf da yaptığının yanlış olduğunu söylüyor. Geçmişten örnekler vererek onu ikna etmeye çalışıyor. Tartışmaya müdahil, taraf olmadığım için onları dinliyorum. Ne o tarafa, ne de bu taraf hakkında bir fikrimi söylemedim. Ama yanlışı doğru gibi anlatanın tutulacak bir tarafı yok. Geçmişte yanlış olarak savunduğu bir çok sav'ı, düşünceyi, şimdi tam tersi olarak savunuyor ki, hiç de tutarlı değil. Karşısında ki kişi " sen geçen yıl bu yapılanlara yanlış diyordun, şimdi ne oldu da yanlış doğru oldu" dedi. "O zaman öyleydi şimdi böyle" aslında geçen yıl ki yanlış savunması zaten kendisine ait değildi, torbanın sahibi olarak gördüğü kişinin o gün düşüncesi oydu, bununki de o oldu. O torba sahibi ne hikmetse rüyasında ak sakallı bir Evliya mı gördü nedir bir yıl sonra fikrini değiştirdi, yanlışı doğru yaptı. O torbayı alan şahıs da hemen dönüş yaptı.
Neyse uzun bir vakitten sonra birisi bana döndü kim haklı dedi. Bende o tutarsız olan şahıs haklı dedim. Niye dedi. Dedim ki " kurt ile eşek tartışmışlar, birbirini ikna edemedikleri için şahit olarak Aslan'a müracaat etmişler, daha tartışma konusunu söylemeden Aslan, Kurt' a sen haksızsın demiş. Kurt şaşırmış, eşek ise haklılığın verdiği gururla gülmüş. Kurt aslana sormuş Daha tartıştığımız konuyu söylemedik nasıl hemen karar verdin" demiş. Aslan "Konunun bir önemi yok ta baştan sen eşek ile tartıştığın için haksızsın" demiş. Ben bu örneği verince, birisi " ne yani ben eşek miyim!" deyince bende "yok dedim sen değil karşında ki eşek, seninle tartıştığı için" dedim.
Onun için torba önemlidir hele hele torbada ki yem daha önemlidir, çekilen zahmetin, ödün verilen gururun, şerefin bir önemi yoktur. Torbada ki yem, yanlışı doğru diye savundurur.
Alışmışlık insanı ahlaksız yapar. Çoğunluğun yaptığı her şey doğru olmayabilir. Doğru olmayanı sürekli yapmak alışkanlık haline gelir. Mesela yüz kişiden doksan dokuzu kırmızı ışık yanınca geçip birisi bekliyorsa, o bekleyen ahlaklı mıdır yoksa enayi mi? Alışkanlıklar sürekli tekrar edilirse kural haline gelir. Yani ahlaksızlık toplumun ahlak kuralı olur. Dürüstlük üçkağıtçı, yalancılar doğru sözlü, hırsızlar mutaber, zalimler mazlum, kötüler iyi olur. Bunları belirleyen alışkanlık haline getirilmiş masum gibi gözüken ahlaksız davranışlardır.
Eskiden okullarda sıra dayağı vardı. Birisi bir suç işler, öğretmen kimin yaptığını bulamadığı zaman sıra dayağı atardı. Böylece gerçek suçlu cezalandırılmış olurdu. Suçsuz, günahsızlar, hiç bir şeyden haberi olmayanlar da bir şekilde cezalandırılırdı. Bunu öğretmen niye yapardı bilmiyorum. Cezalandırmanın en kolay yolu olsa gerek. Çok şükür şimdi yok diyeceğim ama bu iş bir üst perdeye kaydı. Artık okuldaki çocuklara sıra dayağı atılmıyor ama babalarına atılıyor. Suç işleyen taraf da değişti, öğretmen hem suç işliyor, hata yapıyor sonrada dönüp suçlu sizsiniz diye halka sıra dayağı çekiyor. Eskiden bu durumdan çocuklar çok şikayet ederdi " ellerimiz açıyor" diye iyi yanı şimdikiler hiç şikayet etmiyor. Daha fazlasını isteyen bile var. İlerleme yok diyenlere bu gelişme kapak olsun
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder