AKILDA KALMAYANLAR

28 Ocak 2026 Çarşamba

HAYATIN NERESİNDEYİZ

   Bugün Müslümanlar namazı kılıyor mu? Eda mı? Ediyor. Camilerde namaz kılınmaz, eda edilnesi gerekir. Fark yok gibi gözükür ama çok büyük fark vardır. Namaz kılmak Müslümanın üzerindeki borcu düşürür, eda etmek ise namaz ile yaşama şartını ele alır. 
Namaz kılmak
Günlük, halk arasında kullanılan ifadedir.
Namazın rükünlerini (kıyam, rükû, secde vb.) yerine getirmeyi anlatır.
Teknik bir hüküm vurgusu yoktur.
Örnek:
“Akşam namazını kıldım.”
2. Namazı eda etmek
Fıkhî (ilmî) bir terimdir.
Namazın vaktinde, şartlarına uygun şekilde yerine getirilmesini ifade eder.
“Eda” vurgusu, ibadetin asıl sorumluluk anında yapılmış olduğunu gösterir.
Örnek:
“Öğle namazını vaktinde eda etti.”
         Müslüman günlük kırk defa Fatiha suresini okur kırk defa der ki "Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur. (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil."
Her şeyin mabudu, maliki sensin der, ama namaz bitince hemen kendisine mabud ve malik arar, çoğu zamandan bulur. Beş dakika önce söz verdiği Maliki unutan Müslüman'a ne kadar güvenilir?  Müslüman namazı kılmamalı, mümkünse eda etmeli. 
      Birde rükûda, secdede sarf ettiğimiz sözler var. (Subhane rabbiel azim) Subhane rabbiel ala) “Azîm (yüce, çok büyük) olan Rabbimi her türlü eksiklikten tenzih ederim.”
Peki gerçekten öyle mi? Yoksa yalan,  söyleyip aldatıyormuyuz? 
         Dışımız ile içimiz bir olmayınca aldatılan değil aldatan oluyoruz. Bunda şimdilik başarılıyız. Bu başarı hikayesi bizi nereye götürür biliriz ama daha zamanı var diyerek her şeyi öteleme yolunu seçeriz. Ama bu öteleme hiç bitmez. Vah dediğimiz an bitsede bir faydasını görmeyiz. 
          Allah insana akıl vermiş, onu kullanmak yöntemlerini öğretmiştir. Tercih yapma vererek iyiyi bulmayı, kötüden sakınmayı öğretmiştir ancak tercihinde müdahale etmemiştir. İnsan bu tercihinde kullanırken mükemmel yaratılış ilkelerine çoğu zaman uymamıştır. Hayatı garanti alma korkuları önündeki en büyük engel olmuştur. Toplum bilimciler hep anlatır "başarının sırrı" halbuki ortada sır falan yok. İnsan sırlarla değil gerçeklerle yaratılmıştır. Yaratılış amacından uzaklaşan insan sırlara mahkûm edilmiştir, sır işte buradadır. Allah hiç kimseye sırlı bir hayat bahşetmemiştir. Sır olan yerde imtihan olmaz. Gerçekler her insana eşit düzeyde verilir, kimisi doğru, kimisi yanlış yönde kullanarak hayatına yön verir. Bu tamamen tercih meselesi. Tercihin bir sırrı olmaz.
        Kimse bana fırsat verilmedi diyemez, dememelidir. Ya kendinden çok önceki nesline verilmiş, iyi değerlendirememiş, tercihini yanlış yapmıştır, ya da verilecektir. Verildiği taktirde tercihi ne olacaktır bunu kendisi dahi bilmez, kendi tercihi kendisinden sonra gelenlerin hayat şartlarını belirleyecek, kendinden öncekilerin belirlediği tercihin kendi şartlarını belirlediği gibi. İnsan burada kendinden öncekileri değil, kendi tercihinin doğruluğu ile sorumludur. 
        Bilgi çağı diyoruz, her bilgiye ulaşma imkanımız var, ancak halen atalarımızın düşünce biçiminden kurtulamıyoruz. Onlar bilgiye ulaşamadıkları için kendilerine göre bilgi ihtisas ederek kendilerini koruma yolunu seçmiş, bizler bilgiye ulaşsakta geçmişten kopamıyoruz. Dar düşünce kalıbı içerisinde mücadeleye devam etmemiz bize bir şey kazandırmıyor. Kendimizin üretmesi ve kontrol etmesi gereken fikirlerden yoksun hareket ediyoruz. Başkalarının peşinde gitmek, onların ayak izlerini takip etmek bize başarı gibi anlatılıyor, hâlbuki ortadan bir başarı hikâyesi yok. Günlük yaşam biçimi, önümüzü görmemize engel oluyor. Ani karşılaşılan problenlerde doğru karar veremiyoruz. Sonra da yüksek perdeden başkalarını suçlama yoluna giriyoruz. Dış güç diye bir şey yok, biz zayıfız. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...