AKILDA KALMAYANLAR

18 Şubat 2026 Çarşamba

BİZ KİMİZ?

        Bu topraklarda Türk adı 1400 yılına kadar bir değeri vardı, bu yıllardan sonra sadece kullanılan bir aparattan öteye geçmemiştir. Sadece savaşlarda anılan bir halk hâline getirilmiştir. Ölen Türk, öldüren Türk hayatı dolu dolu yaşayan Ermeni, Yahudi, Rus, Yunan say sayabildiğin kadar. Savaşlarda değerlidir, her istediği yerine getirilir, aslan olur, kaplan olur, kahraman olur, bu duygular ile önüne ne gelirse devirir, devrilir, savaş biter, haydi memleketine, vurdulu, kırdılı, savaş yerini geçim, hayatta kalma savaşına girişir. Burada da başarılı olsa da az kayıp vermez. Hastalık bir yandan, yoksulluk bir yandan saldırır üzerine. Savaşta elde edilen başarı ile kurulan  saraylarda, haremlerde bireri gününü gün edip eğlenirken kendisi ölümle, hayat arasında gidip gelir. 
      Tabii olduğun devletin her derdini çek, başkentine hamallık yapmak için bile izin ile gir. Bu düşmanlık neden? Anadolu ile barışık olmayan saray yıkılmaya mahkûmdur. Savaşta Türklerden, barışta ecbebilerden medet ummak da neyin nesi. Anadolu halkı bu duruma isyan edince, isyancı diye üzerine ordu gönder. Anlı şanlı tarihçinde çıksın "bunlar devlete hıyanet eden üç beş çapulcu" desin. Diyen kim yine Türk. Bu bir ideolojidir. Bunlar için masum Anadolu insanını suçlayıp "üç beş çapulcu" diyen hakkını değil, kendini satılığa çıkarmış çapulcu dan başkası değildir. Ne kadar kolay değil mi? Kendi rahatın, debdebeli hayatın için insanları ötekileştirmek. Bunun için canlar yakıp, kırıp dökmek. Üç beş Yahudi, Hıristiyan için Müslüman kimliğin ile evlere ateş atmak mutlu mu ediyor sizi!
         Barış zamanlarında sarayı bırakın, sarayın olduğu bölgeye yaklaştırılmayan Türkler savaş da kapılar sonuna kadar açılır. Ölecek, öldürecek birileri olacak ki saraylar ayakta kalsın, haremde zevk sefa sürsün. En ucuz can Türk'ün canı olsa da olur olmasa da olur. Adnan Menderes NATO ya girme karşılığında ABD nin taninda savaşmak için Kore'ye asker gönderdi. Dönemin ABD dışişleri bakanı "en ucuz askeri Türklerden aldık, bize 25 cente mal oldu" demiştir. Şehitlik çok büyük mertebe olarak anlatılır, sorgusuz sualsiz cennet garantidir şehide. Ama anlatan ne hikmetse şehit olmaktan korkar. Hazır talipli Türk varken ne gerek var, şehit olmaya. O başka yollarla da girer cennete. O yolu sadece kendileri bilir, kimseyi yanında götürmezler. 
          Saraylarında zevk sefa içerisinde yaşarken birileri onları kurtuluşa erdirir. Bir İyilik yapar, karşılığında binlerce kötülük, ama iyilik anlatılır, tarih olur, kötülük yok olup gider. Nesillere sadece iyilik öğretilir "cennet mekan" sözleri her dönem geçerliliğini korur. Savaşan mı? Çoğu zaman insan yerine bile konmaz. Savaşta aslan olan barışta çoğu zaman hamallık yapma izni bile alamaz. Sonra övünürüz " Tarihimiz deki büyük şahsiyetler, büyük komutanlar" demeyiz ki bunlara o payeyi Türk vermiştir diye. İlginç olan verdikleri paye ile övünen de Türk. Rezil, yoksul bir hayat yaşa, saray inşa et, o saraya sana kötülük edeni oturt ve onunla gurur duy. Bu sağlıklı bir insan davranışı mı? Herkesin elbette bir cevabı vardır. Sağlıklı veya sağlıksız.
         Siyaset de tesadüfler yer yoktur. Bize var gibi gösterirler. Anadolu'nun ücra bir köşesinde, her hangi bir ezoterik  bir yer ile bağlantısı olmayan birinin Yönetim kadrosuna geldiğine hiç şahit oldunuz mu? Mümkün değildir. Olanlar da orada fazla duramazlar. Erdal İnönü, Abdullah Gül. Abdullah Gül Başbakan oldu, körfez savaşını kucağında buldu. ABD nin isteklerine direndiği için, üstü çizildi. İcra makamı olmayan Cumhurbaşkanı yapıldı. Bir şey vermeden, bir şey alamazsın. Birileri tarafından Önce bir ideoloji oluşturulur, sonra oluşturulan yerde buna sonsuz itaat edecek insanlar yetiştirerek hizmet etmesi sağlanır. Burada mutlak itaat birinci şarttır. Bizim dindar, milliyetçi, sosyalist, komünist, vb ne varsa belli bir çerçevede üretilen bu düşünce yapısını piyasaya sürerler ve bizide buna uymaya, arkasından kavgalar vermeye mecbur ederler. Bunu birde kendi insanımıza yaptırırlar ya en acısıda, insana en dokunanı da budur.
         Hiç bir ideoloji tek başına, sınırları belli bir çerçevede hareketli etmez. Hep ileriye bakmak, bir şeyler üretmek zorundadır. Kendi dar çerçevesinde kalan ideolojiler yok olup gider. İnananları kendi içerisinde düşündürmemek için, sınırları aştırmaları gerekir, diğer türlü içine kapanan ideolojinin yanlışlarını görmek kolay olur. Sürekli ileri bir hedef seçmeleri gerekir ki, insanlar sorgulamasın. Örnekler mümkün olduğu kadar çoğaltılır. Her örnek bilinmezliklerle doludur. Bilinmeyen şeyi aslında kimse bilmez. Amaç insanları meşgul etmektir. O ideoloji üzerinde felsefi, sosyolojik çalışmalar yapılır, toplum üzerindeki etkileri araştırılır. Bunların hepsi yapmacık, insanlığa faydası olmayan şeylerdir. Her ideoloji evrensel gibi gözüktürülmeye çalışılsa da her zaman belli kişilere, belli toplumlara hizmet eder. Bakın komünizme, kapitalizme, monarşizme, otokrasizme say say bitmez. Ya kişiye ya da ülkeye hizmet için tasarlanır, bu uğurda insanlar birbirini kırar geçirir. Fayda her zaman için suyun başındakileredir. 
        "Halkımız mazlumu sever" külliyen yalan. İşine geldiğini sever. İyi Fakiri seven çok nadirdir, ama kötü de olsa zengini herkes sever. Geçmişe bakın. Halkın çoğunluğu ile seçilen Adnan Menderes'in darbe olup Yassı adaya götürülüp, hapsedildiğinde, milyonlarca seçmeni ne yapıyordu? Darbecilere alkış tutuyordu. Ya Demirel, Türkeş, Ecevit, Erbakan bunları seven ülkenin yüzde doksanıydı, 12 Eylül'de etrafında bir kişi kaldimı? O günkü Refarundumu gördük yüzde doksan üç Kenan Evren 'e " evet" dedi. Halkımız mazlumu sever miş! Peh. 
         
       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...