Şu kısa olan dünyada herkes bir hayat mücadelesi veriyor. Kimi zor şartlarda, kimi de lüks sefa içerisinde. Her iki kesimde kendini suçlu, yâda ödüllendirilmiş görmüyor. Bunlara toplumda yeri hakkında bilgilendirmeye çalışanlar sistemler tarafından dışarıya itiliyor. Her tarafta ön planda ve görünen olan insanın yarattığı din, üç maymunu oynuyor. Bilmiyorum, görmedim, duymadım.
Zenginleşme aracı olan sermeya doğru ellerde olduğu sürece toplumun hayat standardı yüksek, diğer türlü sefalet meydana geliyor. Bazı toplumlarda buna müdahale edici argümanları her zaman bir tarafta tutuyor. Sendikalar, sivil toplum örgütleri gibi. Sermaye ile işçiyi çatışma ortamına sokmamak için aracı rolü üstlenerek problemi çözme yoluna gidiyor. Bu her toplumda var ancak işlevsiz de olabiliyor. Yönetim erklerinin çıkardığı kanunlar çerçevesinde uygulanan bu yöntem, sınırları tam çizilemediği için orta yol bazen bulunamıyor.
Orta yol bulunamayan her anlaşma çatışmaya ya da işçinin sömürülmesine sebep oluyor. Sermaye üretilen malın kendi imkanları ile olduğunu sanıyor ancak, iş gücünü hiç bir zaman asıl faktör olarak görmüyor. Onun için kazanılan kar dağıtımında problemler çıkıyor. Orta yolu bulmak için oluşturulan sendikalar devletin ya da işverenin güdümüne gidince sömürülme başlıyor. Devlet kendi menfaatini gözetme yolunu seçer. Kendine hangisi daha fazla vergi sağlarsa onun yanında yer alır. Kararları sendika yönetimi değil devlet verir. Sendika başkanının sürekli aynı koltukta kalması devlete olan sadakatine bağlıdır.
Sermaye sahibinin kar, işçinin ücret olarak tanımladığı üretimin sonunda elde edilen para, işçi açısından tatminkâr olmasına önem göstermeyen işletmeler, arkasında her zaman bir güç bulundurur, bu çoğunlukla devlet olur, ya da temsil eden sendika.
Bunlar bir devlet olma becerisi ile bağlantılıdır. Her işte ön planda olan dinin görünmediği tek yer işte burasıdır. Hiç duydunuz mu bir din adamının çıkıp da işverenlerin işçilere adil ücret vermediğini, sömürürdüğünü söylediğini. Duyamazssınız. Her şey birbiri ile ilinti içerisinde. O koca kiliseler, havralar, camiler nasıl yapılıyor. Bir sermaye sahibi işçisinden kaçırdığı miktarların sadece küçük bir kısmı ile bir mabet yaptırır, halkın gözünde dindar, mutaber olur çıkar. Emek sahibine şirin gözükmenin bir anlamı yoktur. Fakir toplumlarda işçi, zaten işverenin yanında olmak zorundadır. Hakça paylaşım sadece dini kitaplarda yazar, ama hiç bir zaman oradan çıkarılmaz.
Bir düşünün fabrikada çalışan bir işçinin elini makinaya kaptırması sonucu sakat kaldığını. İşçi ne yaparsa yapsın haklı gösterilmez. Her zaman için makina haklıdır . Bu büyük işletmeler için geçerli bir kuraldır. Küçük işletmelerde hukuk tam olarak uygulanır.
ABD olsun Avrupa ülkeleri ya da uzak doğudaki ülkelerin gelişmiş olmasının sebebi kanunlar çalışma hayatında eşit uygulanır. Sendikalar kuruluş amacında hizmet verir. Kanunlar esnetilmez, emeğin hakkını korur. Bütün iş adamlarının ve hukukçuların yönetim erkinde olduğu sistemlerden farklı sonuç beklemek abes ile iştikaldir. Yine burada da din bu işe hak kavramı üzerinden karışmaz, diyeceği bir söz yoktur. Lal olup çıkar. İnsan tarafından üretilen dinlerde bu sonuçların ortaya çıkması kadar doğal bir şey yoktur. Allah'ın indirdiği din kitaplardadır. Burada haksızlık edilmemesi gereken, o kitap bir mushafın içinde evlerin en değerli yerinde yerini alır. Kitaba ancak bu kadar değer verilir. Kitap sadece en değerli yerlerde saklansın diye indirildiğine inanan bir insandan başka bir sonuç da beklememek gerekir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder