AKILDA KALMAYANLAR

25 Ekim 2025 Cumartesi

MÜSLÜMANLIK MI? HANİ NEREDE?

          Tasavvufun ana teması kendinde yok olmaktır. Önce Fena fil vücut: (Kişinin tüm duygularından sıyrılması ve yokluğun sınırına ulaşması. Kişinin kendinden geçtiği bir aşamadır.) Sonra Fena-i mutlak: (Bütün varlığından sıyrılarak yok olması.) En son Fena-il fena: (Olgunluğun en yüksek aşaması olarak kabul edilir.) tasavvuf da bunları arayanlar bulmuşlarmıdır bilemem. Buldularsa dışarıya sızdırmamaya çalışıyorlardır. Çünkü bin yıldır ortada bir şey gözükür olmadı. Peygamberimiz bir hadis te sahabeler ile ilgili diyor ya: " Siz onları görseydiniz deli derdiniz, onlar sizi görseydi bunlar Müslüman değil derlerdi" etrafınıza bakın inancından dolayı deli muamelesi yapılanı gördünüz mü? Ama bunun yanında "Bu Müslüman değil" sözlerini çok işitmişinizdir.  Elbette hiç kimse sahabe değil ama örnekler hep Hz Ömer adaleti üzerinden yürütülüyor. Söz var icraat yok orası ayrı bir konu. Sözler Hz Ömer, yaşantı Ebu Cehil.
         Günümüzde ki tasavvufçular Bin yıl önce yaşamış hangi tasavvuf ehlinin yolundan gittiklerini de bilemiyorum.İbrâhim Ethem mi,  Beyazıt ı Bestami mi, Hallacı Mansur mu, Şahı Nakşibendi mı, Ahmet Yesevi mi, Hacı Bektaş Veli mi. Ebu Hanife mi, İmam Malik mi, İmam Şafi mı, Ebu Hanbel mi. Karar vermek zor olmasa gerek. Sözlerin havada kaldığı bir zamanda kimi takip ettiğinin de aslında bir önemi yok. Allah bir ayetinde diyor ya " Siz önceki toplumların çektiğini çekmedikçe cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz" biz ne çektik ki. Hallac-ı Mansur gibi derimiz mı yuzüldü, inancımızdan dolayı ateş dolu hendeğe mi atıldık, etimiz kemiğimizden tarakla mı ayrıldı, İbrâhim Ethem gibi sultanlık tahtını mı bıraktık, Ebu Hanife gibi Zindan da kırbaçlanarak mı öldürüldük, İmam Şafi gibi sürgün mü edildik, Ebu Hanbel gibi eve kapatılıp fetva vermemiz mi yasaklandı, İmam Mâlik gibi zindana mı atıldık. Hangisini çektik de " Allah'ım senden gelen her şeye razıyım" dedik. 
       İbrâhim Ethem e atf edilen bir hikaye var. İbrâhim Ethem kuş tüyü yatağında yatarken damının üzerinden bir ses gelir, merak eder bakarki bir şahıs bir şeyler arıyor. Bre be adam ne arıyorsun der. Adamda eşeğimi arıyorum der. İbrâhim Ethem burada mı aranır Bre be gafil der. Adam da sen de kuş tüyü yatağında Allah'ı arıyorsun kim gafil acaba" der. Şimdi kuş tüyü yataklar yok ama ona benzer yataklarımız da Allah'ı aranayanımız da az değil. 
       İmam Malik namaz kılmak için bir camiye gider. Kapıda camii için para toplandığını görünce geri döner. Dönme sebebi sorulunca "Buraya dünyalık girmiş burada namaz kılınmaz" der. Bu deliliği hangimiz yapıyoruz. Bunlar korku içinde böyle yaşarken, bizlerin her tarafı dünyalık olmuş, kendimizi garantide sanıyoruz. 
        Hangimiz inancı için hicret etti? Hangimiz inancı için mesleğini bıraktı. Hangimiz hakka, hukuka bağlı kaldı. Hangimiz zalime meyl etmedi. Allah kitabında demiyor mu " zalime meyl etmeyin ateş dokunur" diye. Sıcacık yataklarımız da, dünyalık konforlu evlerimiz de Allah'ı ve kurtuluşu arıyoruz. Biz ancak kendimizi kaldırıyoruz, farkında değiliz. Tespih, zikir çekerek cennete gidilseydi Beyazid ı Bestami akıbetinden emin olurdu. Beyazıt a sormuşlar niye belin bükük "Şeyhimi cehennemde ateşler içinde gösterdiler, ondan sonra bir daha doğrulamadım" demiş. Korkudan beli büküleni hiç gördünüz mü? 
         Etrafınızda kendi malı gibi cennetten yerler dağıtanlara rastlamışsınızdır. En güzel yerleri bizler için ayarlıyorlar. Sanki cennet tapulu malları. Biri çıkıyor sen cehennemlik sin diyor, ya sen deyince, orasını Allah bilir diyor. Ne garip değil mi? benim gideceğim yeri biliyor ama kendisi için Allah'ı adres gösteriyor.Bu sahtekarlar sadece bizde diyemeyiz. Biz İslam'ın orta çağını yaşıyoruz, yaşatıyorlar. Hiristiyanlık da yaşamadımı bunları. Bize de bir Luther mi lazım? Cehennemi yargınlandığı mahkemeden satın alıp da halka " korkmayın cehennemi satın aldım, kimseyi oraya sokmayacağım" diyen. Ulufe dağıtır gibi cennet, cehennem dağıtan soytarılarılardan ne zaman kurtulacak bu Müslümanlar. Emek vererek cenneti aramaktansa, bir kaç menfaat karşılığı cennetden bir yer kapmak daha kolayımıza geliyor. 
            Yanıldığımızı anlayacağız ama geç kalmış olacağız.

20 Ekim 2025 Pazartesi

MUSA MI? FİREVUN MU?

        Kur'an'ı Kerim'de Taha suresinde Hz Musa ile Firavun'un karşılıklı sihirbazlarla ilgili konuşması vardır. Firevun sihirbazları ile Hz Musa yı yeneceğini zanneder. Sihirbazlar olmayan bir şeyi var gibi gösterir. Aslında ortada hiç bir şey yoktur. 
         Sihirbaz örneği neden verilmiştir? O dönemin halkı ikna etme yöntemi buydu. Firevun özellikle halkın yoğun toplanma bir dönemi olan bayram gününü tercih etmiş ki halk görüp ikna olsun. 
          Bu ayeti Allah o dönem için halkı ikna etme yöntemi sihirbazlar olduğu için vermiştir. Başka bir dönem yöneticiler halkı yanlarında tutmak için başka yollara girmişlerdir. Günümüze bakacak olursak medya en iyi ikna etme aracı. Herkese ulaşma imkanı var. Olmayan bir şeyi ya da yanlış bir şeyi doğru olarak anlatmanın en kısa yolu medyayı satın almaktır herhalde. Küreselleşmiş bir dünya da ve halkın kolayca bilgiye ulaşma yöntemi sosyal platformlar ya da medyadır. Her ikisini kendi çıkarına doğru kullanırsan olmayan şeyleri var olarak göstermek hiç de zor olmasa gerek 
       Kur'an Günümüzde indirilseydi sihirbazların yerini medya ve çalışanları alırdı herhalde. Firavun kim olurdu? ya da Musa kim olurdu? Biz kimin tarafında yer alırdık? Günümüz firevunlarının mı? Yoksa Musa'nın mı? O günün şartlarında firevunun yanında yer alanları eleştiren bizler, gelecekte ki nesil bizim için ne diyecek acaba? 
         Aslında insanlık boyunda insan hareketlerinde değişen hiç bir şey yoktur. Barınma ve beslenme her dönem birinci önceliğimiz olmuştur ve olacaktır da. Firevunun yanında olanları eleştirmek bize hiç bir şey kazandırmaz. Önemli olan şu an ne yapıyoruz diye kendimize sormaktır, bizi kurtaracak bundan başkası değildir. 
     Ebu Hanife işkenceyle zindanda kırbaçlanarak öldürülürken yanında kaç kişi vardi?  Bunu bilirsek ve neden kimse yoktu sorusunun cevabını bulursak işte o gün bir şeylerin düzeleceğine kanaat getirebiliriz.     Herkes tarafını seçmesi lazım.  Firevun mu? Musa mı? Yezit mi? Ebu Hanife mi? Eminim herkes Musa ve Ebu Hanife der. Ama doğru cevap bu değildir. Gelecek nesiller en doğru cevabı verecektir. Ama maalesef çok geç kalmış olacağız ve de bize hiç bir faydası olmayacak. Doğru cevaplar zamanında verilirse bir anlamı olur. Diğer türlü bir hiç tir.

15 Ekim 2025 Çarşamba

SİYASET NEDİR?

       Sanat, öğrenilen, tecrübe edinilen, tekrarlanan kabiliyet gereken bir harekettir. Bunun içine neyi koyarsanız koyun hiç fark etmez. İnsan hiç bir çaba harcamadan diğer insanların hoşuna gidecek bir yapıt yada hareket yapamaz. 
        Siyaset bir sanatmıdır? Çoğu filozoflar tarafından sanat olduğu belirtilir, ancak ölçülerini ve sınırını belirlerler. Burada önemli olan menfaattir. Sanatı ne için öğreniyorsun. Başkasına, topluma fayda için mi? Yoksa kendi menfaatiniçin mi? Heykeltıraş yaptığı bir eseri kendi için mi yapar? Yoksa toplum ve gelecek nesiller için mi? Ressam, tiyatrocu, sinemacı çaba ve kabiliyet gerektiren ne varsa bunun içine girer. 
       Sanat sadece meslek  olarak yapılıyorsa, herhangi bir toplum yararı gõzetilmiyorsa bu sanat olmaktan çıkar, meslek olur. Bunun sanatçıya menfaat dışında bir faydası yoktur.  Siyaseti bir sanat olarak gören, şahsi menfaati bırakıp, toplum yararına siyaset yapan kişi bir siyasetçi dir, diğer türlü bir meslek olur ki, bu da şahsi menfaati ön plana çıkarır. 
        Demokrasi, meclis iradesi ile yönetilen ülkelere bakın, insanlar siyasetçi mi? Yoksa meslek sahibi mi? Ülke menfaatlerini, toplum yararını gözetiyor mu? Yoksa kendi menfaati, güvenliği ülke yararının önünde mi? Bunlar gözlem ile cevabı kolay olan sorular. Cevabı samimiyetle verin ülke yönetenler siyasetçi mi? Yoksa meslek sahibi mi?
         Bir de bunun din ile harmanlanmış şekli var. Kendi evinde ki pislikleri, tozları halının altına süpürüp o halı üzerinde secde edenler. Secdeler kime? Sanata mı? Yoksa mesleğe mi? Yaratıcıya olmadığı aşikar. Mehmet Akif Ersoy bir şiirinde diyor ya
 "Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile...
Âlem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir." 
       Müslümanlığın yerden silinip, göklere çıktığı bir ortamda secde kime yapılır? Halının altında ki pisliğe değil mi? Pislik,  toz gereksiz çer çöp olarak algılanmasın, hakkı olmadan hukuksuzca elde edilen mal da bir pisliktir. Üzeri örtülerek ona secde ediliyorsa, Müslümanlığı göklerde, aramak en doğrusu olsa gerek.

12 Ekim 2025 Pazar

DÜŞMAN YARATMAK

        Aynı şeyleri sevenler değil, aynı şeylerden nefret edenler daha çok arkadaşlık kurar, daha çok bir araya gelir. Bu davranış biçimi en çok siyasette kullanılır. İktidarlar hep bir veya daha fazla kesimi düşman ilan ederek iktadarlarda kalırlar. Hiç şaşmayan bir şey vardır bunda da hep başarılı olurlar. 
          Bunun sebebi karşısındaki muhalefetin ortak bir noktada buluşamamasıdır. Muhalefet kendini korumak için çoğu zaman iktidarın söylemlerine cevap vermek için zaman harcar, bazen iktidarın söylemlerini kullanır. Yeni bir şey üretemeyen muhalefet hiç bir zaman iktidar olamaz.
       Siyaset de her zaman geçerli bir şey vardır, seçmen düşmanını kendi belirlemez, lider belirler. Seçmen demez ki "Bu bana veya topluma ne gibi zarar verdi!" Düşünmez bunu. Önemli olan liderine zarar vermesi. Bu gibi düşünenler için lider aslında bir "tağut" dur. 
        Ortada hiç bir şey yokken bir de "düşman yaratmak" var. Bu düşmanın kim olduğunun, ne yaptığının, hiç bir önemi yoktur. Bunu lider belirler, seçmen de kabul eder. İlginç olanı düşmanı yaratan değilde,  taraftar o düşman ile ölümüne mücadele eder. Bazen olur ölümüne mücadele ettiği düşman lider tarafından dost ilan edilir, taraftarda sebebini, sonucunu sorgulamadan ona itimat eder. Bu normal bir insan davranışı olabilir mi? Bir toplumda böyle hastalıklı insanlar çoğunlukta ise en doğru olanı bunlar ile mücadele değil, susmaktır. Bunların tedavilerini ikinci bir şahıs yapamaz. Bir tedavi imkanı varsa ancak kendi kendine olur. Gözlem, ve yaşantı en iyi ilaçtır. Tâbi kapasite varsa? Diğer türlü tedavisi olmayan bir hastalık sınıfına girer.

7 Ekim 2025 Salı

DELİLER 12

      Toplumu dizayn etmek, insanların emeğini sömürmek için her kılığa giren işveren insanlar vardır. Kendi açılarından insanlara iş vererek karınlarını doyurduğunu iddia ederek, çalışana sürekli dem vurur. Bu sınıfsal bir harekettir. Şöyle ki işçi iken sömürülen şahıs, işveren olunca sömürmeye başlar. 
         İşverenin Çalışanı motive etmek, işine daha sadık ve dikkatini vermesi için meşhur bir sözü vardır. İstisnasız hepsi kullanır bu sözü "Biz bir aileyiz" koca bir yalandan başka bir söz değildir. İnsanları kolay yoldan sömürme taktiğidir. İşveren açısından bir aile gibi gözükse de, çalışan açısından emek sömürüsüdür. 
        Aile olmanın şartları vardır. Ortak çalışma ve ortak adaletli bölüşüm. Ortada bir adalet vardır. Hangi işyerinde ortak çalışma varken ortak bölúşme vardır. Kar yüz ise doksan dokuzu işverenin biri çalışanın. Kurt bile yapmaz bu taksimi. Ama işveren bir aile olma kandırmacasıyla sömürmek ten ne yazık ki geri durmaz.  Kâr'ı taksim yaparken yüz bana bir sana. Ne güzel aile değil mi?
--------------------------------------------------------------
       “Susuzluktan ölmek üzere olan bir köpek bir kuyunun etrafında dolaşıp duruyordu. İsrailoğullarından fâhişe bir kadın onu gördü; hemen çizmesini çıkardı ve onunla köpek için kuyudan su çekerek onu suladı. Bu yüzden o kadın bağışlandı.” (Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Selâm 155)
        Sürekli İslam'ın beş şartı olan namaz, oruç, hac dan bahsedilir. İbadetleri küçümsemek babında değilim ama Ahlâk, vicdan yokken yapsan ne olur yapmasan ne olur. "Onun yeri ayrı, onun yeri ayrı" diye söylenen bir söz yıllarca dile peltek oldu. Bu söz ibadeti yüceltmek adına değil, yerin dibine batırma propagandasından öteye gitmez ve İslam'a bu sözden daha büyük zarar veren bir şey yoktur. Şahıs ahlaksız ama namaz kılıyor, hırsız ama kul hakkı yiyiyor, zalim ama hacca gidiyor. Bu ibadetleri yapan açısından onun yeri ayrı onun yeri ayrı olarak gözükse de dışardan bakınca hiç de ayrı değil. Ahlaksız namaz kılana, hırsız kul hakkı yiyene, zalim hacca gidene kim güvenir. Daha önemlisi İslam'ı bu şekilde tanıtmak, "din budur" imajı toplum tarafından nasıl algılanır. Din açısından hem büyük tehlike olan "yol açma, yeni kıstaslar oluşturma" dinî dejenere etmez mi? Muslumanlara oynananan en büyük, masum gibi görünen bu savunma aracı dinî başkalaştırmaz, mı? Dilimize nereden geldiği belli olmayan bu söz hiç de masum değil. Kur'an-ı Kerim'in bir kelimesini inkâr etmek nasıl şirk se bu sözün de bundan bir farkı yok. Din bir bütündür yarısını alıp yarısını almamama gibi bir durum olamaz. Fahişe bir kadına bir iyiliginden dolayı merhamet eden Allah inanmış ve hak, hukuk, adaleti gözetene neler yapmaz.
        Bir daha düşünmek lazım " Ben dinin neresindeyim" diye 

TOLERE ETMEK

    Tolera etmek: hoş olmayan bir davranışa müsamaha göstermek, onu yok saymak, hoş görmek anlamı içerir. Hayatımızın her alanında bir takım yanlışlar görürüz ama bizi ilgilendirmediğine kanaat getirerek görmezden gelir, geçip gideriz. "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" deyimine istinaden. O yılanın bir gün bizi de ısıracağını o an düşünmeyiz. Anlık yaşayan insanız. 
       Dini yönden de bu tür tolere hareketlerim olur. Hak yeriz, kul hakkına riayet etmeyiz ama İslam'ın beş şartından olan namaz, oruç gibi ibadetleri yaptığımız için yanlış olan hareketleri başka bir ibadetle kapatmaya çalışırız. Aklımızda hep şu vardır "onun yeri aynı, onun yeri ayrı" bu söz aslında şirktir ve insanı mazallah dinden çıkarır. Çünkü ortada bir inkar var, bilerek yapılan yasaklanmış bir hareket var. 
       Günlük yaşantılarımızda da görülür bu tolere etme mevzusu. Bir iktidar sahibi, bir belediye başkanı büyük işler yapar, yanında da o yapılan işleri yapandan komisyon adı altında rüşvet alır. Bu herkes tarafından biliniyor da olabilir, bu önemli değildir, önemli olan yapılan o iştir. Meşhur da bir savunmamız vardır "Çalıyor ama çalışıyor" o çalınan para bu sözü söyleyenindir de buna pek aldırmaz. Cebinden yüz lira çalınsan kıyametleri koparır ama verdiği vergilerden milyarlar çalınır buna sesini çıkarmaz. 
         On kişi bir araya gelsek bir iş yapmak için hepimiz yüzer lira para koysak, bu paranın yönetimini de bir kişiye versek o kişinin harcamalarının hesabını İnce detayına kadar sorgularız; bir de o kişi bir anda zenginleşmişse o adama etmediğimizi bırakmayız ama diğer tarafdan seçtiğimiz kişiler aynısını yapar ses çıkarmayı geçtim birde methiyeler düzeriz. Sonra da hiç bir şey olmamış, hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi "Memleket niye böyle" diyerek dert yanarız. Hiç bir zaman sorumluluk almaz, üzerimize toz kondurmayız. Bu durum normal bir insan davranış biçimi olmasa da bu normal olmayan davranış biçimini tekrar edip dururuz. 
         Benim param ile bizim paramızın aynı şey olduğunun idrakine daha varamadık, varacağımızda ufukta gözükmüyor. Halbuki benim param sadece bana hizmet eder ama bizim paramız hepimize hizmet eder. Ben ile biz arasında ki farkı, toplum açısındanki  yarar farkını anlamamışsak, sadece kendimizi geliştirir, kendimize yatırım yaparız. Halbuki toplum gelismedikçe kişinin gelişmiş olmasının kültüre hiç bir faydası olmaz. 
       Nasıl ki insan tek başına değil topluluk halinde yaşama kültürü oluşturmuş onun için benlikten sıyrılıp bizliği öne çıkarması en doğru olan olması gerekmez mi? Allah tek ve ebedidir kitabında peygamberine hitap ederken " ben" değil, hep " biz" lafsını kullanmıştır. 
        Kötülüğün karşılığı iyilik olması gerekirken daha büyük başka bir kötülükle onu tolera edemeyiz. Bu insanı diktatöryan yapar. İnsanlık ne çekmisse bundan çekmiştir, halen de devam etmektedir. 
       Din bir bütündür, vicdan, merhamet de öyle. İnsan kendini nereye konumlandıracağının bir önemi yoktur. İster din, ister vicdan isterse vicdan. Bunlar bir bütünü temsil eder. Yarı din, yarı merhamet, yarı vicdan diye bir şey olamaz. Yapılan bir kötülüğün toleresi olmaz. Ben bir insanı öldürdüm, karşılığında bir çeşme yaptırdım, o bunu yok eder davranışı sağlıklı değildir. 

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...