AKILDA KALMAYANLAR

29 Aralık 2025 Pazartesi

DELİLER -18-

         Hakikati sağırlar duyamaz. Peki hakikat nedir? Şöyle düşünün. Sağır bir kişi okuma yazma ve herhangi bir dil bilmiyor, bu insan hangi dilde düşünür?  İşte hakikat buradadir. Bu bir insan ve aklı var ve düşünecektir. Bunu hangi dilde yapar. Bunun cevabı hakikattir. Bunun birinci cevabı uhrevidir.  Beşeri hakikat var olanı kabullenmektir. Evrensellik vardır. Hakikat herkes tarafından bilinir diye bir kavram yoktur. Sağırlar bilmez, körler görmez, ahlaksızlarda yanlış yorumlar. Cahil, düşüncesiz, aptal, zekasız değildir onda sadece ahlâk yoktur.  Hakikati toplum için değil, kendine göre yorumlar. Ne zaman ki o hakikat kendine zarar vermeye başladı, o zaman ışığı görür.  O ışık bir ateşin ışığıdır kendini yakar. Her hakikatten uzaklaşan batıl 'a yok olmaya gider. Kelebekler gibi. Kelebekler ateşin ışığını kurtuluş olarak görürmüş. Kelebeklere hayret ederiz değil mi? Bilerek ateşe gidiyorlar diye, insanın ne farkı var.
-------------------------------------------------------------------
     N Ak kara olurmu? Ya da kötü olan iyi. Olmaz demeyin olur. Yılanların bülbül gibi şakıdığı bir dönemde yaşıyoruz.
-------------------------------------------------------------------
            Narsist, psikolojik bir hastalıktır. Belirtileri:
Her konuda haklı olduğunu düşünür
Sürekli övgü bekler. Eleştiriye sert tepki verir. Başkalarının duygularını önemsemeyebilir. Kendisinin özel ve üstün olduğunu düşünür. Manipülatif davranabilir. Eleştiriye veya reddedilmeye aşırı kızma.
       Şeytan ile Narsist 'i karşılaştırdım. Şu sonuca vardım. Şeytan sadece kandırıyor. Narsist hem kandırıyor hem de suçu başkasına atıyor. Narsist'e göre Şeytan daha vicdanlı.
------------------------------------------------------------------
        Biz orospu çocuğuna benzeyen iyi bir adam aramıyoruz.
       Biz iyi adama benzeyen bir orospu çocuğu arıyoruz.
       Ama bulduğumuz da hiç aradığımız gibi çıkmıyor. Orospu çocuğu arıyoruz iyi çıkıyor, iyi adam arıyoruz orospu çocuğu çıkıyor. 
---------------------------------------------------------------------
     İnsan dindarlığına göre bir din üretemezse, ahlakına göre bir din üretir. Üretilen bu din iyiyi kötü, doğruyu yanlış, hırsızı dürüst, düşmanı dost, yapar. Yapamazsa olumsuzlukları yumuşatarak küçültür. O zaman,  kötü, hırsız, düşman, zalim, üçkağıtçı, dolandırıcı gibi kavramlar önemsiz hale gelir. Bunu yapan Allah'ın dini değil, kulun ahlakına göre ürettiği dindir. 
---------------------------------------------------------------------
      Papa Türkiye'yi ziyaretinde 1700 yıldır izin verilmeyen İznik de ayin yaptı. Ayin yapmasına karşı çıkılıyor. Adamın ibadeti ayin yapmak. Bundan doğal olan ne olabilir ki. Türkiye'ye geldi diye namaz mı kılacak tı. Beklenti bumuydu da ayin yapınca rahatsız olundu.
        Kendi inanışına göre Kutsal olan bir yeri Ziyaret etti. Kimseye Hıristiyan olun demedi. Korkunun sebebi ne? İmanınız, itikatınız yerinde ve sağlam ise korkulacak bir şey yok. Ha eğer halkımızın iman, inanç meselesinde bir sıkıntı olduğuna inanıyorsanız korkunun ecele faydası yok. 
       Kendi inancını düzgün yaşa onlara örnek ol. Sen onları dinine davet et. Ayağına gelen fırsatı kaçırma. 
       Düşmanlık etmenin kimseye bir faydası olmaz. Yanlış olan şeyler olmuştur Elbette, bu yanlış da onlardan kaynaklanmıyor. Yanlış hata yapan yine sensin. Üç tane bayan a papa kıyafetine benzer kıyafet giydirip ilahi söyletmek hoş olmamış. Geçmişte papa ile ilgili söylediklerinin tersini söylemek hoş şeyler değil. Siyaset ile söylenmiş denemez. İnancın yanında siyaset şık durmaz. 
       Sen kendinden eminsen kim gelirse gelsin. İnancını nerede yaşıyorsa yaşasın. İbadetini istediği yerde yapsın. Başka bir yere gittiğimde inanç özgürlüğü istiyorsam, başkasına da ben vermem gerekir.



28 Aralık 2025 Pazar

HAREM

        NnHarem Kelime anlamıyla korunan, özel yer demek. Mesela Kabe gibi. Kabe'de hiç bir canlıya eziyet edilemez, öldürülmez.
        Gelelim bu kelimenin geldiği noktaya. Zengin, yüksek mevkiye sahip kişilerin,, padişahların, sultanların bu kelimeyi nasıl anladığına. Kur'an í kerimde " Erkeklerin kadın üzerinde hakları olduğu gibi, kadınlarında Erkeklerin üzerinde hakları vardır." Der. Peki Harem'e satılan kadınların ne gibi hakkı var. Efendisini zorunlu olarak memnun etmekten başka hiç bir hakkı yok. Harem ağaları tarafından kontrol altında tutulan bu kadınlar, fikir beyan edemez, dışarıya çıkamaz, tam bir kölelik hali. Adına köle demiyorlar "cariye" diyorlar. Peki cariye nedir! Savaşta elde edilen kadın ganimet. Buna göre para ile aileden satın alınanlar, yada aileyi tehdit ederek alınan bu kızların durumu Kitabın neresinde, hangi hadiste var? 
        Bir de "Harem ağası" konusu var ki tam bir facia. Genellikle çirkin veya siyahi olur. Sebebi haremde ki kadınların alıcı gözle bakmamasını sağlamak. Facia olan kısmı ise hadım edilmeleri. Erkeklikten tamamen arındırılmaları. Bu şekilde hareket edilmesini emir buyuran bir tane Ayet, hadis gösterin? Yok. İslam Hz Muhammed ile kız çocuklarını öldürmeyi yasaklamış, ağır müeyyideler getirmişken, erkeği hadım ederek öldürmeden farksız bir hale sokmak değil midir?
          Onunda kolayını bulmuşlar, (biz hadım etmedik, hadım olarak aldık.) yani diyor ki günahı bizim değil, onu yapanın. Yapan ile ticaret yapıyorsun. Hani diyorsun ya içki ile ilgili yapan, taşıyan, alan bundan sorumludur diye. İçki ile ilgili günahtan sorumlu tut. Diğerinden sorumlu olma. Oh be ne güzel dünya, ne güzel din!
         İslam erkeğe boşanma hakkı verdiği gibi, kadına da veriyor. Harem de bu mümkün mü? Bir kadın "ben haremin sahibini kabul etmiyorum" diyebilir mi? Derse sonu büyük ölçüde ölümdür. Haliç, torbaya konularak atılan kadın cesetleri ile dolu. Kimsenin bilgisi olmadan gömülenlerin hiç saymıyorum.
         Kadına bir yerde boşanma hakkı tanıyor. Eğer kadın " ben Allah'ı inkar ediyor ve inanmıyorum" derse, kadın dinden çıktığı için nikâhı düşürüyorlar.  Adalete, dindarlığa bakın! Yüzlerce kadını toplumdan soyutlayarak rızaları dışında bir yerde tut, ondan sonra dinî hükümleri uygula, ben dinin kurallarına uyuyorum de! İkiyüzlülüğün en uç noktası değilde nedir bu?
          Kur'an'da karı koca nın arasını bulmak için erkek tarafından bir, kadın tarafından bir aracı olması gerektiğini söyler. Paşaların, sultanların, şeyhlerin yüksek mevki sahiplerinin ve zenginler bundan muaftır diye bir ibare yoktur. Peki durum böylemi? İlk dört halife döneminde böyleydi, Muaviye dönemi ile birlikte ne değişti de bu uygulanmadı. Peygamber den sonra bir ayet mi geldi? Ne değişti? Yoksa birileri Allah'ın dininin yanına ona benzer bir din mi oluşturdu? 
       Allah kadınlara değil erkeklere ipek elbiseyi yasaklamıştır. Bu kitap ile sabit. Sultanların, padişahları, seyhleri geçtim Etrafınıza bakın ipek gömlekler, atkılar ne sayarsanız sayın, erkeklerde övünç, ayrıcalıklı giyim tarzı olmuş? Sorsanız çok iyi de dindardır. Ama dinden haberi yok. Ağızda var kalpte yok. Bu da kıyamet alameti değil mi? Bir hadiste derki: "öyle bir zaman gelecek kendini Müslüman olarak tanımlayanların ağızlarından söyledikleri  gırtlaktan aşağıya inmeyecek, işte o zaman kıyametten korkun." der. 
         Ben şunun bunun torunuyum diyenler bir daha düşünsün. Hafizallah bereber haşr olursunuz, Harem kurmadan, haremin suç ortağı olmayı elbette kimse istemez. Ha ille de ben torun olmak istiyorum derse ona da kimse bir şey diyemez. Belki bildiği birşeyler vardır. Ebesi sarayda belki de cariyeydi. Gerçek torundu yani Kim bilir!

DELİLER -17-

      Çobanlar yaylada koyun ağıllarının sınırlarını belirlemek için yüksek yerlere taştan insan boyuna kadar olabilen yapı yaparlar. "Burası benim ağılımın sınırı" demek ister. Herkesde bunu bilir. ( Şimdi böyle bir şey kalmadı ayrı mesele) 
        Bu yapı sistemine bazı yörelerde çoban oyuncağı denir. Bize özgü olmayan bir çok mediniyette de görülen bu uygulama bize Orta Asya dan gelmiştir. Yaklaşık bin yıldır sürdürdüğümüz bu gelenek nedense son yirmi, yirmi beş yıl önce yok oldu. Bin yıllık bir kültürü bu kadar kısa bir sürede yok etmek de bize nasip oldu. Altmış yaş üzeri bazı kişiler bu kültürü devam ettirme çabasında olsa da ülkeyi Afgan çobanların istilasından dolayı en geç yirmi yıl içinde yeni nesil bu ne saçma şey diyerek geçmişini eleştirecektir. 
-------------------------------------------------------------------
      İnsan beyni üç kısımdır. Başka bir varlıkta olmayan bu yaratılış doğru kullanıldığında insanı melek yapar, kullanılmadığı takdir de rezil eder. 
      Birinci bölüm sürüngen bölümüdür. Sürüngenler gibi hareket eder. Sadece tehditlere karşı kendini savunmak için saldırır. Önemli olan kendi hayatıdır. Kendi hayatına vücut bütünlüğüne verilecek en ufak bir saldırıyı tehdit olarak algılar ölümüne saldırır. Hayat felsefesi bunun ötesine geçmez. 
       İkinci bölüm yürüyebilen hayvan beynidir. Kendini savunmada, ve tehditte daha hızlı hareket eder. Evcilleştirilebilir. Yakınlık duyduğu sahibine neden yakın olduğunu idrak edemez. Önemli olan sahibinden gelecek sevgi değil menfaattır. Ölçüsü değişken olur. Bir kaç yerden menfaat gelirse her birine ayrı ayrı sadakat gösterir. Menfaatin bittiği yerde dostlukta, sadakat da biter. Kısacası değişkenlik üzerine kurulu bir düşünce, hareket sistemi.
      Üçüncüsü, ise hepsini kapsayan beyin sistemidir. Doğruyu yanlışı ayırabilen, menfaati için yanlışı savunmayan, hayatta kalmak için hak hukuk gözeterek yaşamıyı bir erdem olarak gören beyne sahip olan insan beynidir. 
        Doğumdan itibaren safha safha beyin gelişir. Önce sürüngen beyin, sonra hayvan beyni tam kemale erince de insan beynine sahip olur. Ama problem şudur: her insan üçüncü safhaya geçemeyebilir. Bazısı sürüngen beyinde kalır, bazısıda hayvan beyninde. Hayatta kalma da bir problem olmaz. Çünkü üçüncü safhada ki kişiler diğerlerini tolere eder. 
        Her insan hangi safhada olduğunu bilemeyebilir.  Ancak İnsan kendisine bazı sorular sorar, verdiği samimi cevaplar hangi safhada nolduğunu bilmesine yardımcı olur. Önemli olan samimiyettir. 
--------------------------------------------------------------------
        Kırsala gelen birisi ilk defa görmüş gibi Hayvan gübresinin (teslik) denen yere atılmasını hayretler içinde ifade eder. Hele kokusuna hiç dayanamaz. Burnunu kapatır, ne iğrenç koku der. İlginç olan aynı kişi şehirde evinde kedi köpek besler. Evindeki kokudan rahatsız olmaz. Hele beslediği hayvanı parka çıkarıp gezdirirken hayvan doğal olarak dişkılar onu peçeteyle alır çantasına ya da cebine koyar. Bundan rahatsızlık duymaz. Kendi hayvanının kokusu onu rahatsız etmez. Siz hiç köyde hayvanının dışkısını cebine, çantasına koyanı gördünüz mü? Olmaz çünkü. Dışkının yeri bellidir teslik denen yer. 
         Burası dünya işte böyle terslikler olağan olarak görülüyor. Bu alışılmışlıktır. Alışkanlıkların doğrusu yanlışı olmaz. Sadece sık tekrarları olur.  Kötü bir davranış da olsa sık tekrarlanan bir alışkanlıksa  bu davranış bir zaman gelir sıradan hale gelir. Ne yapanı ne de toplumu rahatsız etmez. Konuşulacak bir mevzu olarak da görülmez.
---------------------------------------------------------------------
         İnsan kendine şunu sormalı "araçla gidiyorum kavşakta bana kırmızı ışık yandı durdum. Ancak çoğunluk geçti. Ben burda enayimiyim, ahlaklımıyım?  Yada güvenlik şeridini kullanmamak ahlakla ilgili mı? Yoksa enayilik mı? Kamu yada özelde sıra alıp beklerken sıra almadan işini yaptıran ahlaksız mı? Yoksa uyanık mı?" İnsan kendine bu soruları sorup cevabına göre ne olduğu ortaya çıkar. Din eşittir ahlaktır. İslam'ın şartı beş miş, imanın şartı altıymış hepsi hikaye İslam'ın tek bir şartı var AHLAK ve EDEP bunlar olursa gerisi gelir. Geriye de sadece kelime-i şehadet kalıyor. İbadetler mi? O ikincisi bir şahsı ilgilendirmez. O Allah ile kişi arasında bir konu. Ben şahsın ibadetine değil ahlâk ve edebine bakarım. Bunlar kişi de yoksa gerisi de hikâye. Ben hikâyeleri sevmem. Hikayede okumam zaten.

26 Aralık 2025 Cuma

DELİLER -16-

         Kadınlar hep haklıysa ve Erkekler hep haksízsa, bir erkeğin kadına sen haklısın demesi, haklı olduğunu mu? Haksız olduğunu mu? Gosterir. 
---------------------------------------------------------------------
        İnsan alkol alınca sarhoş oluyor. Yolda yalpalayarak yürüyor anlıyorsun ki, bu adam sarhoş.
       Bir de şöyle olsaydı yalan söyleyen,  aldatan, zulmeden, kul hakkı yiyen, vicdansız davranan, hak hukuk bilmeyenlerde yaptıklarından dolayı sarhoş olsalardı sokaklar nasıl olurdu ki? Ayık adam bulabilirmiydik ki? 
---------------------------------------------------------------------
      Doğruluk derecesini bilemem. Bir tespitde bulunmak istiyorum. Yíllardır sürüp gelen bir davranış biçimi. Her yıl Temmuz ayı gelip ekinler biçilmeye başladığında insanlar kendi kimliğinden çıkıyor, sanki tanımadığımız bir başkası oluyor. Benlik o kadar ön plana çıkıyor ki, komşu, arkadaş, akraba bir tarafa itiliyor. Sanki yedi köyün yabancısı. On bir ay Aynı ortamda bulunan insanlar birbirini tanımıyor. Bugüne kadar biçilmeyen hiç bir tarla olmamasına rağmen, sanki o gün biçimin son günü, son saati gibi hareket ediliyor, kalp kırılıyor. İlginç olan biçim bitince ilişkiler kaldığı yerden devam ediyor.
        Bu ay da insanlara ne oluyor?  İnsan gerçekten korkuyor. Bireyselleşmenin olduğu toplumların sonuna bakmak lazım. Toplumum zor zamanlarında halleri nasıl. Komşumun evi yanarken ben söndürecek miyim yoksa seyredecekmiyim. Herkes eminim söndürmeye giderim der ama ya o biçim dönemi olan Temmuz ayına gelirse. Yanıp kül olur. 
            Bu tespiti yapıyorum ama ektiğim bir metre yer bile yok. Dışardan bakış açım bu. Herkesi kapsarmı? Hayır. 
-------------------------------------------------------------------
          Zamanın birinde zalim bir kral varmış. Yaninda da bir sürü yalaka. Övülmeyi sever büyüklük hususunda bir takıntısı varmış. Bir gün uyanık yalakalarından birini çağırır:
-söyle bakalım ben mi büyüğüm, yoksa benden önceki kral mı?
Yalaka;
-Elbette siz büyüksününüz. Önceki kral İngiltereden korkardı, siz korkmuyorsunuz, der. 
Kralın hoşuna gider bu söz. Ve tekrar sorar;
-Peki ben mi büyüğüm ondan önceki kral mı?
Yalaka:
-Elbette siz büyüksünüz, o Amerikadan korkardı, siz korkmuyorsunuz.
Bu daha da hoşuna gider kralın. En büyük olduğunu duyacak ya tekrar sorar;
-Peki ben mi büyüğüm yoksa Hz Ömer mi?
Yalaka yine cevap verir.
-Bu tartışılacak bir konu değildir kralım elbette siz büyüksününüz.
Kral 
-Niye der.
Yalaka:
-Kralım o Allah'tan korkardı siz korkmuyorsunuz, der 
        On yıllara , yüzyıllara, bin yıllara bakın, iyi kötü, doğru yada yanlış ülke yönetenlerin icraatları  ortada Allah'tan korkuyorlar mı?  Bu soru elbette kişiye göre değişir. Evetse ayrı bir sıkıntı, hayırsa ayrı sıkıntı. Evetse yöneticinin yanlışlarını doğru olarak kabul edip arkasından gidenler için ağır bir vebal, Cevap hayırsa Allah'tan korkmayan neden yönetici yapılmış, yapanlar için ayrı vebal. 
-------------------------------------------------------------------
   ( Enver Paşa'nın hatıralarında)
   İstanbul'un işgali sırasında Rus bir general vardır. Elinde kırbaç ile dolanır. Kendisine saygı göstermeyenleri kırbaçlar. Sadece kendi askerleri değil Osmanlı askerlerinde ona selam vermesini ister ve bu ayrıcalığı da II. Abdülhamid den alır. Birgün sivil olarak dolaşırken askerî bir tesisin önünden geçerken Osmanlı askeri buna selam vermez adı Halim dir. Buna hiddetlenen Rus general kırbacını çıkarır Halim i kırbaçlamaya başlar. Halim buna dayanamaz silahını çeker Rus generali vurup öldürür. Halim ile yanında nöbet tutan Abbas ı mahkemeye çıkarırlar affedilip ödüllendirilmeyi bekleyen Halim ile Abbas idama mahkûm edilir. Umutlarını II. Abdülhamid e bağlayan iki Türk askerî padişahın affedeceğini beklerken idamları gerçekleşir. Kendine suikast düzenleyen Ermeniyi affeden padişah askerini affetmez.
-------------------------------------------------------------------
         Berber olmak maharet ister, zaman ister. Ben berber oldum diye, berber olunmaz. Çıraklık, kalfalık, ustalık mertebeleri vardır. 
       Esnaflar içinde müşterisine en çok hürmet eden meslek grubudur. Traş olacağın sandalyeyi çeker, oturduğun zaman da iter. İltifatlar havada uçuşur. Sanırsın ki "dünyanın en iyi adamı benim" havasını verirler. 
      Berber bunu niye yapar? Yaptığı işin girdi maliyeti çok azdır. Bilgi ve becerisi her şeyi halleder. Traş biter kalkarsın, koltuğunu hürmetle çeker. Borcumuz nedir dersin? O koltuk seremonisinin neden yaptığı söylediği fahiş fiyat ile anlaşılır. Hele bir de randevulu lüks berber ise kitleyebildiği kadar kitler. Sen parayı değil, yapılan muameleyi anlata anlata bitiremezsin.
        Bu nereden aklıma geldi  bilmiyorum. 

22 Aralık 2025 Pazartesi

KOMPLO TEORİSİ!

     Toplumlar işin içinden çıkamadığı zaman komlo teorileri üretir. Ama mutlaka bir dayanak noktaları vardır. Bunu çok iyi kullanırlar. Komplo teorisi çok uçuk, imkansız olayları ya da hedefleri belirtmiş olsa da birilerine ilham kaynağı da olabilir.  Gündem değiştirmek için bu yola başvuranlar bir zaman gelir kendileride inanır. Komplo teorileri çok karmaşıktır. Planlama yapılıp, taşlar birer birer örülerek yapılır. Sonuca istediği şekilde ulaşmak komplonun başarılı olduğunun göstergesidir.
       Yaşadığımız bu zaman diliminde her şey birbirinin içine girmiş gibi gözüküyor. Öyle görmemizi istiyorlar. Perde arkasında neler olup bittiğinden haberimiz olmasın. Bu da başarılıyor.
       Kim ne yaparsa yapsın her Konunun sonu din'e çıkıyor. Savunmalarda, saldırılarda hep o var. Gündem yaratanlar özellikle insanları ve partileri oraya kanalize ediyor. Özellikle kendini dindar olarak tanımlayanların her hatası din ile özdeşleştiriliyor. Doğru bir yaklaşım olup olmadığı ayrı bir konu. Bunu oynayanlar çok iyi oynuyor ve organize. Özellikle birileri dindar olarak tanımlanan yöneticileri hedef alıyor, hata yapmasını sağlıyor. Buldukları anda her taraftan saldırıyor. Halkın gözünde kendi itibarı dan çok, dinin itibarı zedeleniyor. Kurgu kişiye, yönetime yönelik değil din 'e yönelik. İlginç olan saldıranlar da kendini dindar olarak tanımlıyor. Bir taşla iki kuş vurmak bu olsa gerek. Mağdur eden dindar, mağdur olan dindar.
       Diğer yandan Yönetim kadrosu bunların eline delil vermekten de geri durmuyor. Ortada da hazır bir pazar var, herkes buradan fazlasıyla istifade ediyor. Pazar herkese açık. Olması gerekende o değil mi? 
        Elde edilmek istenen nedir? Her şey bir plan dairesinde işliyor. Allah'ın kuluna indirdiği din yozlaşmaya uğrayacak, içi boşalacak. Emirlere riayet edenler toplum tarafından dışlanıp yalnız bırakılmaya çalışılacak. Kendi ürettikleri din üstün meziyet, liyakatleri törpüleyecek. Din kendi istedikleri yere gelince, davranış tekrarı ile bir kültür yaratacaklar. Bunun içerisine her ideolojiden bir şeyler katacaklar ki tepki verilmesin. Din ile ideoloji bir araya gelecek yönetenler göz önünde bulunup halkın tepkisinden uzak olacak. Hatalar satın alınmışların üzerine yıkılacak. Hata yapan yıkılan duvarın altında can vermemek için. Agresifleşecek. Kural tanımadan insanlara zulm edecek. Perde arkasında kiler bundan memnun, olarak kurdukları çarkları rahat çevirme mutluluğunu yaşayacak. İnsan, dost kim? Düşman kim bilmeyecek. Toplumun temel taşları oynatılacak. Hiç kimse birbirine güven duymayacak. Bireyselleşme öyle bir noktaya gelecektir ki, bir kişi diğerine yaşam hakkı tanımamaya çalışacak.      
         Bunların hepsi gerçekleştiğinde mutlu bir azınlık sınıfı ortaya çıkacak. Hindistan daki kast sistemi gibi. Çoğunluk yönetilecek, köleleşen insan bu durumu Kanıksayacak. İtiraz, isyan duygusu tamemen yok olacak. İtaat mutluluk aracı olarak kullanılacak. 
        Masanın üstünde rekabet var? Yalnız masanın altında ayaklar zencir ile birbirine bağlı. Birisi kuyuya düşerse hepsi düşer. Bunu bildikleri için kimsenin düşmemesi için büyük çaba harcıyorlar. Peki bize ne diyorlar? Biz farklıyız. 
       Bu bir komplo teorisi mi? Onu da zaman gösterecek. 
         

20 Aralık 2025 Cumartesi

HER ŞEY TERSİ İLE MUKİMDİR

       Her şey tersi ile mukimdir. Beyaz olmasa, siyahın ne olduğunu, ne işe yaradığını bilmeyiz. Kötü olmadan, iyinin ne olduğu bilinmez. Çirkin olmadan, güzel nasıl bir şey idrak edilemez. Madde olmadan karşı madde nedir? Ne işe yarar? Dünyada en değerli madde "karşı maddeymiş" gramı trilyon dolar ile ölçülüyor. Kısacası her şeyin bir zıddı var, sevabın günahı gibi. 
        Yalnız bunun bir de korkusu var. Ne kadar iyi, güzel, zengin olursanız olun bunları kaybetme korkusu hiç bir şey ile ölçülemez.
      Zengin çok parası olan, parasız fakir olandan daha huzursuzdur. Elindekini kaybetme korkusu onu hiç rahat bırakmaz. Güzel çirkin olacağım diye, zengin fakir olacağım diye huzursuz olur. Fakirin kaybetme korkusu yok. Zaten kaybedecek bir şeyi yok. 
        Zengin üst perdeden, aşağılayıcı konuşur ama, cesareti yoktur aslında. Kaybetme korkusu her şeyin önüne geçtiği için cesaretli konuşamaz. Sarf ettiği kelimeleri özenle seçmek zorundadır. Ya fakir öylemi istediği gibi konuşur, ama ilginç olan eziktir. Bu ezikliği ona toplum verir. Kendinde eziklik yoktur, dışarıdan enpoze edilen davranışlar onu ezik gösterir.
        Birde kazanan ile kaybeden vardır. Kaybeden daha cesaretli olması gerekirken bu duygu bunda gözükmez. Hâlbuki kaybetmişsin, daha neyi kaybedeceksin. Kaybedenin cesaretinin önünde kimse duramaz, cahil cesareti gibi. Bazen görürsünüz adamın hiç bir şeyi, herhangi bir eğitimi, öğretimi de yoktur, ama zamanla zengin olur çıkar. Sorsanız "Ticari zeka" der. Ticari zeka farklı bir zeka türü gibi. Herkeste buna gıpta ile bakar, taktir eder. Ama öyle değildir "Ticari zeka" söylemi sadece bir perdedir. Perdenin arkasında neler olup bittiği bir muammadır. 
        Cahil cesareti nedeniyle kimsenin tahmin etmediği zor, riskli, belki kanunsuz bir işe girmiştir. Kimse görmediği için oradan kazanç elde ederek zengin olmuştur. Sermaye, Finansal okur yazarlık olmadan böyle bir küresel, kapital dünyada bir anda servet edinmek ya mucize ya da cahil cesaretinden olur. Bu gibi insanların sayısı bir elin parmaklarının sayısını geçmez. Bu cahil cesaretinden yok olup gidenlerin kimse çetelesini tutmaz. Onlar kaybedenlerdir. Ölmeden toprağın altına girenler. Etrafda çoktur bunlardan. 
         Dünyadaki servetin miktarı bellidir. El değiştirmeler çok olur ama hiç bir zaman yok olmaz. İnsan ebedi olarak o serveti elinde tutamaz. Geçmişte çok serveti olan Karun yada daha günümüze yakın olan Afrikalı kral Mansı Musa'nın serveti nerede. Yok oldu gibi gözüküyor ama Yok olmadı, sadece el değiştirdi. Bu ya savaşlar yoluyla, ya da nesilden nesile bölünme yolu ile. Her şeyin yapı taşı atom. Yok oluyor mu? Şekil değiştirerek bir maddeden başka bir maddeye geçiyor. 
      Var olan hiç bir şey yok olmaz.  Kapital kendini yok etmez. Sürekli şekil değiştirerek karşımıza çıkar. Ekonomik krizler bir nevi şekil değiştirmedir. Buda altı ay en fazla bir yıl sürer. Bunun dışında ki ekonomik krizlerin arkasında başka şeyler aranmalı. Servetin çeşitli yollarla el değiştirmesi gibi. Bu normal veya anormal yollarla olur ki bu da kapitalin devamını sağlar. Kapital için servet A şahıs olmuş, B şahısta olmuş hiç fark etmez. Kapital insan hayatlarını değil, kendi varlığını düşünür. Her zamanda kazanan kendisi olur.
        

18 Aralık 2025 Perşembe

YALAN SÖYLEYEN TARİH UTANSIN!

      Mustafa Müftüoğlu'nun"Yalan söyleyen Tarih utansın" diye bir kitap var. O kitapta da yalan var. Matruşka gibi açıyorsun içinden kendinden küçük bir benzeri çıkıyor. "Yalan söyleyen insan utansın" diye daha bir kitap yazılmadı. Kim yazacak, yalan söylemeyen birini bekliyoruz ama gerek yok. Yalancı biri de yazabilir. Yalan söyleyen tarihin içinde yalan varsa, yalan söyleyen birininde "Yalan söyleyen insan utansın" diye bir kitap yazması normal karşılanması gerekmekmez mi? 
         Yazacaklarımda ben de yanılıyor olabilirim. Mutlak doğru diye bir şey ancak ilahi olur. Bizde ilahi olmadığımıza göre yanlışlar olması hoş karşılanır herhalde. 
       1- " Yalan söyleyen, aldatan, zulmeden, üçkağıtçı vb. birisi namaz kılar genellikle derlerki, onun yeri ayrı onun yeri aynı. 
        Hayır, böyle bir kavram olamaz. İbadetler insanı kötülükten alıkoymak içindir. Alıkoymuyorsa bir anlam ifade etmez. 
        2- Ölen kişinin arkasından "hatim indirmek" diri iken okumayan, tatbik etmeyen birini hidayete erdirme çabası. Kur'an diriler için, ölüler için değil. Hele hele okuyarak cennete sokmak için hiç değil. Bunun yapılış amacı da geride kalan yakınlarının vicdan rahatlatma işi gibime geliyor. Öyle bir şey olsaydı hali vakti yerinde olan birilerine para verir yirmi dört saat okur sevabını da ona bağışlardı. Cennete girmenin kolay yolu. Kur'an mezarlıklarda okunmak, fal bakmak için indirilmedi, insanın yaşamını düzenlemek için indirildi. Bu düzenleme ahlâk, edep, hak, kavramlarını düzenler. Hele bağışlama, hediye etme işi var, tam bir fecaat. 
        3- "Hediye etme, bağışlama" sanki dünyayı düzene soktu onu bağışlıyor. Bir ayeti kendin okuyorsan, sebep dairesi içerisinde tatbik etmek için okuyor olman gerek. Diğer türlü okumanın kimseye bir faydası yok. Hele hele okuduğun ayetlerden hasıl olan sevabın hediye edilmesi temel kaidelere ters. Şöyle ki, ölünün arkasından hatim indirip ölüye faydası olacağını düşünmek ile bunun arasında bir fark yok.
         4- Her yasal şey helaldir diye bir kaide yok. Devlet yasalar ile bazı kişilere ayrıcalık tanır. Milletvekillerinin dokunulmazlığı, ihalelerin rekabet ettirilmeden belli kişilere verilmesi, hakim ve savcılara trafik cezası yazılamayacağı vb bunlar yasaldır ama helal değildir. Hali vakti yerinde birinin belediyelerden yaşından dolayı ücretsiz ulaşım kartı al alması da kanunidir ama helal değildir. Her Kanuni hakka helal gözüyle bakmak insanı yozlaştırır. Bugün bu kanuni hakların arkasına sığınarak hak yiyen başka bir gün değişik bahaneler üretebilir. Bunun sonu yoktur. Din kesin emirlidir ve mutlak itaat ister. 
         5-  Suç ile Günahı ilişkilendirmek yanlıştır. Suç olanlar günah, günah olanlar suç sayılmayabilir. Kanunilik dini bir terim değil, beşeri bir terimdir. Mesela Faiz kanunlarda suç değildir, ama günahtır. Kanunlardaki  zinanın mueyyidesiyle dinin müeyyidesi aynı değildir. Zekât farzdır ama kanunda yoktur. Vergi zekât olarak değerlendirilmez. Vergi üretilen malın kazancından alınan miktardır. Zekât da öyle değildir.  Zekât temel ihtiyaçlar dışında ki mal dan alınır. Kırkta bir gibi söylemler yanlıştır. Din, zekât, hayır, hasenet,  sadaka yoluyla zenginliğin belli kişiler arasında toplanmasını önlemeye çalışır. 
         6- Ulu emre itaat farzdır. Ancak şartları vardır. Ulu emr kâfir, münafık, fasık olmayacak. Ulu emre şartsız itaat farz olsaydı Hz Hüseyin'in öldürülmesi haklı olurdu. Hz Hüseyin'e soruyorlar Ulu emre itaat farz iken sen neden başkaldırdın dediklerinde " ulu emr dediğiniz kişi fasıktı" demiştir. 
          7- Mezar ziyaretleri ibret almak için yapılır. Diğer türlü orada kimse yok. Ölen insanın ruhu Berzah âlemine gider. İsim söyleyerek ölen ile konuşmak insanın kendini rahatlatmak için başvurduğu bir kandırmacadır. 
        8- Talkın vermek. En saçmasıda bu. Dünyada iken inanmayan insana kopya vermek gibi. Yasin Süresinde "Siz ölülere işittiremezsiniz" dediği hâlde sufle vermeye çalışmak bidattır. Eskiden "alt üst" olayı vardı, şükür gerçeği buldularda kalktı. Din adamlarının halkın din cahilliğini kullanarak menfaat elde etme yöntemiydi.
       

12 Aralık 2025 Cuma

TEBBET SÜRESİ

Tebbet Süresi: 
        Ebû Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu. Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı. O, bir alevli ateşe girecektir, Boynunda bükülmüş hurma liflerinden bir ip olduğu halde sırtında odun taşıyarak karısı da (o ateşe girecektir)
       Namaz sürelerinin içinde yer alır. Namaz ikame edenler sık sık okur. 
      Bu ayet kime hitap eder pek düşünmeyiz. Ama aile olarak hepimize hitap eder. Aile babasını üste koysa da eş ve çocukları da eş geçmez.
      Bir bürokrat, Genel Müdür, Belediye başkanı, yardımcısı, oda başkanı yönetici sınıfı olsun olmasın bütün memur ve amirleri düşünün. Aldığı maaş bellidir. Aldığı maaşa göre de bir yaşantısı vardır. İyi veya kötü. Ev alabilir, araç alabilir. Bu normal kabul edilir. Aldığı maaşın çok üstünde harcamaları varsa herhangi bir ek geliride yoksa bu normal değildir. Şahıs eşine milyonluk mücevherler, çocuğuna lüks araç alıyorsa eş ve çocuk bunun maaş ile mümkün olmadığını mutlaka bilir. Böyle bir ortamda eş ve çocuk "baba , bey senin maaşın belli bunları nasıl aldın" diye sorar mı? Orasını bilemem belki vardır. Ama ortada bir gerçek var bu sebeplerden eşinden boşananı, yada evi terk edeni ne gördüm ne de duydum. Herkes hayatından çok memnun gibi gözüküyor. 
      Bir çalışanın milyonluk servet edinmesinin normal yollardan olmadığını herkes bilir ama kimse ses çıkarmaz. Bilakis savunanlar vardır. Servetin kaynağını aklayanlar da az değildir. Bunu neden yapar? Kendisine sormak gerek. Elbette bir savunması vardır. 
        Örnek mi? Adliyede ki adlı emanetde bulunan altın ve gümüşleri çalan şahıs eşi ile birlikte yurt dışına kaçmış. Eşi düzgün biri olsa demez mi "Biz neden yurt dışına gidiyoruz" diye. Sırtında odun taşıyanlar dan birisi de bu eş değil mi?
         Sebepsiz, haksız yoldan servet edinilenlerin ayette eli kuruyacak, yanacak diyor. Ateşine de karısı, odun taşıyacak ve ikisi de ateşe girecek. Derler ya cehennemin yakıtı insanların  dünyadan götürdükleridir. İnsan kendini yakmak için odun taşıyor. Ne diyelim ateşleri bol ve harlı olsun.
-------------------------------------------------------------
       Kürsüye çıkan, kendini din bilgini sanan her kürsücü cennetteki "hurilerden" mutlaka bahseder. Hele şarap ırmakları, bal ırmaklarını hiç es geçmez. Öbür tarafta sadece bunlar mı var yoksa insanın can alıcı noktasına mı hitap ediyorlar. Ruhu doyuracak sohbetler, yalansız, dolansız sonsuz hayattan hiç bahseden var mı? Burada sınırsız hurilere sahip olmayanlar oradan medet umuyor. Uyanık burda sahip olamadıklarına orada çabasız, emeksiz orada elde edecek! Huri yerine ya zebani karşına çıkarsa, bundan bahseden hiç yok. Sen burada filmin fregmanını seyrediyorsun. Orada tamamı olacak. Fregman iyi ve heyecanlı yerleri seyirciye verir. Filmin tamamında neler var kimse bilmiyor. Fragmanı seyretmekle filmi seyretmiş sayılmazsın. Huriler fregman, gerçekler zebaniler olmasın. Hayaller gerçekleşmezse "yandı keten helvam" orada rüşvet, aracı, makam, mevkide yok. Hiç kimse "sen benim kim olduğumu biliyor musun" da diyemeyecek. Çünkü herkesin ne olduğunu onlar çok iyi biliyor. 
      Bunların anlatımına göre cehenneme düşme sebebi alkol ve kadın, bunların cennette istedikleride alkol ve kadın. Bu biraz tuhaf değil mi? Herhalde bana öyle geliyor.
        Kısacası iyi olmak lazım. Dünyada ki filimler hep mutlu sonla biter. Oradaki hayatımızı anlatan uzun metrajlı filmin sonu iyi olmayacak gibi. Her insan senaryosunu kendi yazar ve kendi oynar. Eleştirmenler filmi nasıl bulur? Onu da sorabilirsen onlara sormak lazım. 
--------------------------------------------------------------
       

7 Aralık 2025 Pazar

DELİLER 15


        En'am 135: Onlara şöyle de: “Ey kavmim, elinizden gelen ne varsa yapın, şüphesiz ben de vazîfemi yapmaya devam edeceğim. Şu dünya yurdu kime kalacak ve bu hayat sona erince kim sevinip mutlu olacak elbette bileceksiniz. Gerçek şu ki zâlimler kurtuluşa eremezler."
        Yani kısaca diyor ki "Bu hayat sona erince kim sevinecek kim üzülecek göreceksiniz." 
        Anlayana, düşünene, akl edene ifadeler çok ağır. Birileri kaybedecek. Kendini haklı sananlarda olabilir. 
-----------------------------------------------------------
        Ulemanın, o büyük ve dehşetli gün olan ahirette insanlar nasıl yargılanacak, insanlar birbirinden haklarını nasıl alacaklar ile ilgili bir görüşü var. Bu görüş ayet ve hadisler ile desteklenir derler ki " Alacaklı ile borçlu getirilir. Önce borçlu sevaplarını alacaklıya verir. O yetmez ise, alacaklının günahları borçluya yüklenir.  Ne zamana kadar, borçlu borcunu ödeyene kadar." 
        Güzel bir yargılama onun için kesin olarak size haksızlık, zulüm etmiş birini yargılamayın bilâkis daha çok iyilik, yardım ederek sevap kazanması için teşvik edin, yardımcı olun. Yaptıklarının mükafatı zaten sizin olacak. 
-----------------------------------------------------------
         Bir eylemi, problemi çözmek için teşvik edilmesi problemi bazen daha kötü hale getirip çıkılmaz hale sokabilir. Buna "Kobra etkisi" denir. 
      Hindistan'da 1886-1947 yıllarında İngilizlerin bulunduğu yıllarda sokaklarda çok sayıda kobra yılanı olması İngiliz vatandaşlarını rahatsız eder. Çözüm olarak İngilizler her Kobra derisi getirene para verir. Zamanla halk evlerinde kobra beslemeye, üretmeye başlar. Bunun farkına varan İngilizler bu uygulamadan vazgeçer. Bu uygulamanın bitmesiyle halk evlerinde ki kobraları sokağa bırakır. İş o zaman sorun çıkılmaz hale gelir. "Kobra etkisi" terimi buradan gelir. 
         Teşvikler her zaman doğru sonuç doğurmaz. İngilizler fark edince hemen vazgeçiyor. Ya vazgeçmeyip halen teşvik edenler. Bizdekiler normal kobra değil, sadece de kobra değil "kral kobra" var "kara mamba" var. "Engerek" var. Var da var. Birde boğa yılanı başımıza bela oldu. Zehirlemiyor boğarak öldürüyor. Hangi birini yakalayıpta derisini yüzeceğiz. Şükredelim onlar bizim derimizi yüzmüyor. Ya birlik olup yuvalarında insan beslerlerse. 
      En ilginci de bizdekiler konuşuyor. Şansa bak "konuşan yılan" 

5 Aralık 2025 Cuma

BU BİR TAHMİN

        Altı uçlu yörük kilimi, Çolpan ya da Çoban yıldızı olarak bilinen Venüs gezegeni Türklerin yol gösterici yıldızdır. Sabah yıldızı olarak da bilinir. Sabah erken doğmaya başladığı zaman göç etme zamanı gelmiş demektir.
          İşte bu yıldız aynı zamanda Karamanoğulları beyliğinin de bayrağının tamgasıydı. Hani Türkçeyi resmi dil ilan eden, Arapça ve Farsçayı yasaklayan Karamanoğulları.
Bu girişten sonra size, anlatılmayan gerçekleri anlatmaya başlıyorum.
Derler ki "tarihte Türk devletlerini hep Türkler yıkmıştır."
        Yok öyle birşey.  Yıkılan devletler değildir,  hanedanlıklar yıkılır ve daha acar, daha akıllı olan geçer yönetime. Türk milleti de ona bağlanır, arkasından gider. Devletin adı da yeni hanedan ile anılır.
         Bu hanedan değişimini hükümet değişimi gibi düşünün.
        Bu günkü hükümete sorsanız devleti onlar ayakta tutuyordur,  onlar gitse devlet yıkılır.
       Ve Türklerdeki devlet yönetimi, töre şöyle idi.
       Merkezi bir devlet vardı ve başında Kağan bulunurdu. 
        Kağana bağlı olan beylere verilen topraklar üzerinde beylerin hükmü sürerdi. Beyler topraklarını istediği gibi yönetirdi. Kağana yıllık vergi ve asker verirlerdi.
         Zamanla kimi beylikler güçlenir, Kağanı yani Hanedanı devirir ve merkezi devlet onların eline geçerdi. Bu durum devlet yıkmak olarak anlatıldı hep bize.
        Oysa yıkılan bir devlet filan yok. Sadece yönetim değişmektedir, kii bu durum devlet yönetimine hep bir dinamizm getirmiştir.
       Türkler Osmanlıya kadar güçlenerek,  büyüyerek,  asimile ederek gelmiştir.
        Pekii Osmanlıda ne oldu ? 
       Osmanlı töreyi bozdu ve sistemi değiştirdi.
      Hep diyorlar ki Timur geldi Osmanlıyı yendi,  Anadolu birliğini bozdu ve gitti, beylikler yeniden kuruldu.
      Yahu Timur eski düzeni sağlayıp gitti. Zaten Anadolu'daki beyler onu çağırdı, " Gel, düzeni yeniden kur"diye.
Osmanlı Anadoluda birliği sağlamaya filan çalışmadı.
       Osmanlının amacı Anadolu'daki beyleri yok etmek, kendine rakip olabilecek hiçkimseyi bırakmamaktı.
Bunu da hep iyi birşeymiş gibi anlattılar. Neymiş, Osmanlı Anadolu'da  birliği sağlamışmış. 
        Osmanlı, Anadolu'daki beyleri yenince  boy sistemini bozdu.
      Aynı boydan olan toplulukların kimini Arap çöllerine sürdü, kimini Balkanlara. İstedi ki bunlar birleşip güçlenmesin, benim hanedanımı yıkmasın.
      Türk milletinin hafızası olan, söyledikleri Türküler, anlattıkları yaşanmış hikayeler ile Türk milletinin milli bilincini canlı tutan, geçmişi geleceğe aktaran, ülkü ve kültür bağlarını canlı tutan ozanlar Osmanlı tarafından öldürülmüştür.
     NnÇünkü Osmanlı eski Türk töresini ve kültürünü istemiyordu. Eski töre ve kültürü yok.ederse varlığı için bir tehdit kalmayacağını düşünüyordu.
Celali isyanları boşuna çıkmamıştır.
Bölüp parçaladığı Türk boylarını yabancı milletlerin ortasına atıyor ve burada birbirleri ile uğraşan milletler Osmanlı için sorun çıkaramaz hale geliyordu.
        Osmanlı egemenliği altındaki topluluklar birbiri ile uğraşmaktan, güçlenip de Osmanlıya baş kaldıramıyordu.
       Cenupta Türkmen Oymakları kitabında Elbeyi Türklerinin Araplar ve Kürtler ile yaptıkları savaşlar anlatılır. Olayların büyük bölümü bu günkü Suriyede bulunan Rakka ve çevresinde yaşanmıştır. Ne zamanki Türkler düşmanı ezmeye başlamış Osmanlı hemen ordu gönderip Türklerin üzerine binmiş.
          İşte bu durumlara dayanamayıp biz Kürdüz,  biz Arabız diyen rahat etmek isteyen aşiretler olmuş. Yazıktır bu aşiretler zamanla kimliklerini kaybetmişlerdir. Bu sebepledir ki günümüzdeki Kürtlerin yarısı aslında Türktür.
         Dahası Osmanlı saraya ve devlet yönetimine hep devşirmeler getirmiştir. Türkler saraya sokulmamış,  orduda başa getirilmemiştir.
        Çünkü Türklerin güçlenip de hanedana darbe yapmasından  korkulmuştur.
       Türk dili, Kültürü ve sanatı Osmanlı sarayında yer bulamamış.
         Türkler ve Türklük hiçbir şekilde Osmanlıdan destek görmemiştir.
Binlerce yıldır asimile eden, üstün kültür ve sanat üreten Türkler asimile olmaya yok olmaya başlamıştır.
Osmanlı Türklere uyguladığı baskı ve zulümler sonucunda Türkleri gelişmiş dünyadan 500 yıl geride bırakmıştır.
Kazanılması imkansız onlarca cephelerde Türkler adeta soykırıma uğramıştır.
        Evet biz Yörükler hayatta kaldık.  Sürgünlerden ve katliamlardan kaçıp Toroslara, uzun yaylaya sığınan küçük Türk öğürlerinden ( ailelerinden ) geriye kalanlarız. 
       Balkanlara sürülenlerimizin çoğu yine öldü. Kurtulabilenler Balkan muhacirleri olarak biliniyorlar.
Eğer Osmanlı Türk töresini bozmasa. Türklüğe savaş açmış olmasa idi bugün Balkanlar aynı Anadolu gibi Türk olurdu.
         Atlas Okyanusuna kadar dayanırdık.
        Safeviler yok edilmemiş olurdu. İran, Irak ve Afganistan Türk olurdu.
Memlükler yokedilmemiş olurdu.
Mısır, Libya ve Cazayir Türk olurdu.
Belki Amerikayı bile biz keşfetmiş olurduk.
       Amerika kesinlikle Türk olurdu çünkü biz Kızılderililere soykırım yapmazdık.
       Amerika diye bir canavar dünyanın başına bela olmazdı.
        İşte size bunları anlatmıyorlar,             Osmanlıyı övüyorlar.
         Çünkü hâlâ Türklerin devleti yönetmesinden korkuyorlar. 

4 Aralık 2025 Perşembe

KATİL KİM?

       Masum biri öldürüldüğü zaman katile bazen indirim uygulanır. Bu hâkimin takdiridir. Sonucu beğeniriz veya beğenmeyiz. Bu insanda insana ne yazık ki değişir. Bazen olur ki insan öldüreni kendine daha yakın hisseder. Öldürme amacını kendisi de bir zamanlar yaşamıştır. Ancak hayalini gerçekleştirmemiştir. Bu sadece öldürme ile ilgili değil, bütün suçlarda bu böyledir. Sorun insanda kaynaklanır. Bunun tedavisi de yoktur. Herkes bir an olmuştur ki bir suçu işlemek için hayal kurmasın. Bu durum normal bir insan davranışımıdır bilemem. Ama ortada bir gerçeklik vardır, cezalar caydırıcılıktan ziyade toplum düzenini korumak için verilir. Bu beşeri dünyada hep böyledir. Demokrasi denen yönetim şeklinin bir sonucudur?         
         Yeni bir uygulama değil, krallıklarda, imparatorluklarda, sultanlıklarda, padişahlıkda, diktatörlükte görülen davranış, yönetim sisteminin içine girmiş uygulamadır bunlar. Roma arenalarında dövüşen kişilerin ölümlerine imparatorlar değil, arenaya dövüşleri izlemeye gelen halk verirdi. İmparator sadece ölüm emrini veren kişiydi. Yani sorumluluğu kendine göre yoktu. Ha keza halkda aynı düşünce de idi. 
        Önemli olan toplum düzenidir. Her devlet bu önceliği birinci sırada tutar. Mağduru memnun etmek sonra ki iştir. 
        Bir kişinin bir insanı haksız yere öldürmesi toplum açısından kabullenilir bir durum değildir. Yalnız öldürme işinin kararını topluma verirsen toplum kendini suçlu saymaz. Şu söz onun vicdanını rahatlama sözüdür ( Ben tek başıma karar vermedim, benim bir oyun ne işe yarar ki) bu sadece günümüzde olan bir durum değil. Bu psikolojik durumu Roma arenalarda icat etti. Arenaya iki kişiyi çıkardı biri diğerini düşürdüğü zaman öldürülmesini imparator değil halk karar verirdi. Hiç kimse de bu ölümden sorumlu tutulmazdı, vicdani olarak rahatsız olmadı.
         Dini olarak günahlarda böyledir. Benzerlik gösterir. Toplu olarak işlenen günahların faili belli değildir. Hiç kimse kendi üzerine günahı kondurmaz. Hep bir bahanesi vardır. Zulmedeni destekler ama kendisi zulm etmediği için kendini bunun dışında tutar. Sebebiyeti akıl edemez. Halbuki ki tetiği çeken ile azmettiren arasında bir fark yoktur. Zulmeden de kendini zulm eden olarak görmez. Çoğunluk yaptığı davranışları onaylamış olarak görür. O da suçu kendisini oraya getirenlere atar. Bu döngü böylece sürüp gider. Ortada ne bir zulmeden, ne zalim, ne katil, ne de günahkar olur. 
         

         
          

2 Aralık 2025 Salı

KÖLELİK Mİ O DA NE?

        Cahiliye döneminde kız çocukları diri diri toprağa gömülür öldürülürdü. Ama hepsi değil. Kendi geliştirdikleri bir gelenek vardı. Bir şahıs başka birinden borç alır, onu ödeyemezse, alacaklı borçlunun kızını alma hakkına sahipti. O kızı cariyer ya da köle olarak kullanabilirdi. Onun için fakir aileler bu utanç duruma düşmemek için kız çocuklarını öldürürlerdi. 
        İslam ile birlikte Ayetle bu yasaklandı. Bitti mi hayır. Şekil değiştirerek devam etti. Günümüzde kendini Müslüman olarak tanımlayan bazı Arap bedeviler tarafından halen uygulanan bir geleneğe göre. Bir şahıs haksız yere veya kaza ile başka birini öldürürse. Öldüren şahsın kızını ölen şahsın oğluna vermek zorundadır. O kız bir oğlan çocuğu doğurup, çocuk koltuk altında bir kılıç yada elinde bir çanta taşıyana kadar o evde kalır. Kızı alan adama sorarlar bu oğlan çocuğu kimin. Adam yemin ederim benim derse. Kadın evde tutulmaz. Kabilesine ya da ailesine gönderilirdi.
         Aynı şekilde Pakistan'da buna benzer bir gelenek vardır. Şahıs birinden borç aldı ödeyemedi. Alacaklı borçlunun küçük yaştaki çocuğunu alır.  Özellikle kilim atölyesinde çalıştırır. Her hangi bir ücret vermeden kendine köle yapar. Çocuk iyi halı dokusun diye az beslenir. Narin ele sahip olması sağlanır. Borç miktarına göre yıllarca o çocuk alacaklı da köle olarak kalır. Bunun adına köle denmez. Başka bir ad verirler. Köle denirse İslam'a aykırı kabul edilir. Çok eski bir gelenektir bu. İslam insanların kalbine tam nüfus etmediği için bu köle düzeni başka bir ad altında hâlen devam etmektedir.
         Sadece köle, cariye mevzuunda değil. Toplum yapısı şekillendirmede, sosyal hayat yaşantısında adalette, hukukta, hakta aklınıza ne gelirse İslam'ın öngörmediği yanlış davranışlar ya isim değiştirerek ya da hülle yoluyla hayatın içinde yaşamını sürdürmektedir. Kişi yaşadığı hayatı İslami bir hayat olarak tanımlasa da, dindar olduğunu söylese de yaşadığı hayat, yaşadığı din Allah'ın dini değil kendi yarattığı kul'un dinidir. 
        Böylelerine doğrusunu söylesen kendini savunacak delil getirmeden "Biz atalarımız dan böyle gördük" tür. Bu Kelime ne kadar tanıdık. Bütün peygamberler indirildiği toplumlara tebliğ yapınca  onlar da peygamberlere aynı kelimeyi kullanmıştır "Biz atalarımız dan böyle gördük" 
       Kur'an'ın deyimiyle "Ya atalarınız yanlış yolda ise" 
         İslam'ı tam anlamamış toplumlarda bazen işin dozu öyle artar ki bunlar insan mı dedirtir mesela Pakistan'da ki Baçavaze. Dehşetin Nirvanasıdır.
       Geceleri geç saatlerde düzenlenen davetlerde, erkek çocuklar kadın giysisi giyerek davetteki erkekler için dansediyor.
       Çoğuna yapma göğüsler, ayaklarına zilli halhallar takılıyor. Çevredekiler dansçıya para takıyor.
       Bu, kadınlarla erkeklerin aynı sosyal ortamlarda buluşmadığı Afganistan'da, Pakistan'da çok eskiden beri uygulanan bir gelenek. Zaten baçabaze, kelime anlamı olarak, 'oğlanla oynamak' demek.
        Ama işin rahatsız edici tarafı, bu davetlerin sona ermesinden sonra erkek çocukların otellere götürülmesi ve bazen birkaç erkekle birlikte cinsel ilişkiye girmek durumunda kalmaları...
       Davetlerde oynatılan genç erkekler, genellikle yetimler ya da yoksul ailelerin çocukları. Erkek çocuklarına kadın giysileri giydirip oynatan erkeklerse, genellikle zengin ve güçlü konumlardaki insanlar.
        Taliban Afganistan'da bunu yasaklamış, halen devam ettirmek isteyenlere ağır cazalar vermektedir.
       Arap Yarımadası bir gelenek olan erkeklerin el ele gezmesi İslam öncesi bir gelenek olsada halen devam etmekte, sınırları aşarak Pakistan ve Afganistan'da da görülmektedir. 
       Bir de modern kölelik var. Başkasının işinde çalışan sınıfı gibi. Yaptıkları iş, yaşadıkları hayat, verilen haklar, çalışma saatleri geçmişte ki kölelikten farklı olmayan. O zaman köle diyorlardı, şimdi çalışan. Yalnız tek bir fark var. Satılmıyorlar. O da vardır da adı değişiktir. Biz insanlar aldatmayı, üçkağıtçılığı çok iyi biliriz. Her şeye bir kulp takar işin içinden sıyrılırız. Hep haklıyızdır. Yanlışımız olmaz. Suç ya da günah işleriz, ama mutlaka haklı bir savunmamız vardır. 
       Gelenekler devam ettirilir ancak insan onur ve vicdana uygun olanlar. İnandığın bir din içinde insanın kendine din ihtisas etmesi yozlaşmaya devamında gelenek din kuralı haline gelir. Bugün yaşadıklarımızın bir kısmı da bu değil mi? 

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...