AKILDA KALMAYANLAR

28 Ocak 2026 Çarşamba

HAYATIN NERESİNDEYİZ

   Bugün Müslümanlar namazı kılıyor mu? Eda mı? Ediyor. Camilerde namaz kılınmaz, eda edilnesi gerekir. Fark yok gibi gözükür ama çok büyük fark vardır. Namaz kılmak Müslümanın üzerindeki borcu düşürür, eda etmek ise namaz ile yaşama şartını ele alır. 
Namaz kılmak
Günlük, halk arasında kullanılan ifadedir.
Namazın rükünlerini (kıyam, rükû, secde vb.) yerine getirmeyi anlatır.
Teknik bir hüküm vurgusu yoktur.
Örnek:
“Akşam namazını kıldım.”
2. Namazı eda etmek
Fıkhî (ilmî) bir terimdir.
Namazın vaktinde, şartlarına uygun şekilde yerine getirilmesini ifade eder.
“Eda” vurgusu, ibadetin asıl sorumluluk anında yapılmış olduğunu gösterir.
Örnek:
“Öğle namazını vaktinde eda etti.”
         Müslüman günlük kırk defa Fatiha suresini okur kırk defa der ki "Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur. (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil."
Her şeyin mabudu, maliki sensin der, ama namaz bitince hemen kendisine mabud ve malik arar, çoğu zamandan bulur. Beş dakika önce söz verdiği Maliki unutan Müslüman'a ne kadar güvenilir?  Müslüman namazı kılmamalı, mümkünse eda etmeli. 
      Birde rükûda, secdede sarf ettiğimiz sözler var. (Subhane rabbiel azim) Subhane rabbiel ala) “Azîm (yüce, çok büyük) olan Rabbimi her türlü eksiklikten tenzih ederim.”
Peki gerçekten öyle mi? Yoksa yalan,  söyleyip aldatıyormuyuz? 
         Dışımız ile içimiz bir olmayınca aldatılan değil aldatan oluyoruz. Bunda şimdilik başarılıyız. Bu başarı hikayesi bizi nereye götürür biliriz ama daha zamanı var diyerek her şeyi öteleme yolunu seçeriz. Ama bu öteleme hiç bitmez. Vah dediğimiz an bitsede bir faydasını görmeyiz. 
          Allah insana akıl vermiş, onu kullanmak yöntemlerini öğretmiştir. Tercih yapma vererek iyiyi bulmayı, kötüden sakınmayı öğretmiştir ancak tercihinde müdahale etmemiştir. İnsan bu tercihinde kullanırken mükemmel yaratılış ilkelerine çoğu zaman uymamıştır. Hayatı garanti alma korkuları önündeki en büyük engel olmuştur. Toplum bilimciler hep anlatır "başarının sırrı" halbuki ortada sır falan yok. İnsan sırlarla değil gerçeklerle yaratılmıştır. Yaratılış amacından uzaklaşan insan sırlara mahkûm edilmiştir, sır işte buradadır. Allah hiç kimseye sırlı bir hayat bahşetmemiştir. Sır olan yerde imtihan olmaz. Gerçekler her insana eşit düzeyde verilir, kimisi doğru, kimisi yanlış yönde kullanarak hayatına yön verir. Bu tamamen tercih meselesi. Tercihin bir sırrı olmaz.
        Kimse bana fırsat verilmedi diyemez, dememelidir. Ya kendinden çok önceki nesline verilmiş, iyi değerlendirememiş, tercihini yanlış yapmıştır, ya da verilecektir. Verildiği taktirde tercihi ne olacaktır bunu kendisi dahi bilmez, kendi tercihi kendisinden sonra gelenlerin hayat şartlarını belirleyecek, kendinden öncekilerin belirlediği tercihin kendi şartlarını belirlediği gibi. İnsan burada kendinden öncekileri değil, kendi tercihinin doğruluğu ile sorumludur. 
        Bilgi çağı diyoruz, her bilgiye ulaşma imkanımız var, ancak halen atalarımızın düşünce biçiminden kurtulamıyoruz. Onlar bilgiye ulaşamadıkları için kendilerine göre bilgi ihtisas ederek kendilerini koruma yolunu seçmiş, bizler bilgiye ulaşsakta geçmişten kopamıyoruz. Dar düşünce kalıbı içerisinde mücadeleye devam etmemiz bize bir şey kazandırmıyor. Kendimizin üretmesi ve kontrol etmesi gereken fikirlerden yoksun hareket ediyoruz. Başkalarının peşinde gitmek, onların ayak izlerini takip etmek bize başarı gibi anlatılıyor, hâlbuki ortadan bir başarı hikâyesi yok. Günlük yaşam biçimi, önümüzü görmemize engel oluyor. Ani karşılaşılan problenlerde doğru karar veremiyoruz. Sonra da yüksek perdeden başkalarını suçlama yoluna giriyoruz. Dış güç diye bir şey yok, biz zayıfız. 

23 Ocak 2026 Cuma

MODERNLİK

      Modernite (Modern) olma! Modernlik kişiden kişiye değişiklik gösterdiği gibi, teknoloji  çağ ile ilgisinin olmadığını düşünüyorum. Mesela giyim tarzı. Bir çok insan açık, dekolteli giymeyi modernlik olarak, kapalı giyinmeyi ise çağ dışılık olarak tanımlar. Hâlbuki hiç de öyle değildir. Mesela Binlerce yıl önce Hiyeroglifler Firevunlar ve üst yöneticiler hep giyinik, köleleri çıplak gösterir. Aynı şekilde günümüz dede aynı şey geçerli, dinin fark etmediği, toplumlar arası birliktelik gibi gözüken giyim tarzları ortak bir noktada buluştuğu gerçeği. 
       Avrupa da gelenek hâline gelen, aile arasında kalan kraliçelik saygıyı, edebi ön plana çıkarır. Kraliçe olsun veya kraliçe adayı açık ve dekolte giymez. Halk onları farklı kabul eder. Kendileri gibi hareket etmeleri farklı olmadıkları izlenimi verir. Onun için kraliçe, prenses toplum karşısına kapalı ve edepli çıkmak, konuşmak zorundadır. Bunun sebebi köle ile efendisinin farklı olması gerektiğidir. 
       Kölelik ruhu binlerce yıldır devam eden bir davranış biçimidir. Zaman zaman ad değiştirmiştir. Değişiklik sadece ad dadır. Harekette, davranışta bir fark olarak gözükmez. Köleler hâlinden memnun, efendiler hâlinden memnun olduğu sürece de bir değişiklik olmaz. İnsan kendini köle zihniyetinden nasıl kurtarır? Efendisi ile aynı haklara, aynı özgürlüklere, aynı adalet anlayışına ve efendisini kendinden farklı görmediği zaman kölelikten kurtulur. Diğer türlü zaman, teknoloji kendini kölelikten kurtulamaz.
       Bazen Afrika'daki kabileleri görürüz. Kabile bireyleri hep çıplaktır, ama reis giyiniktir. Çünkü kendi diğerleri gibi olursa onlardan bir farkı olmaz. Kabile üyeleri de bunu istemez zaten. Reisleri her zaman farklı olmalı, farklı davranışlarda bulunmalı, farklı yerlerde ikame etmelidir. Reis istemese bile halkı onun için farklı bir hayat şartı hazırlar. Bu kölelikten gelen, köle olduğunu kabul eden bir insan davranışıdır.
        Günümüze bakın değişen ne olmuş? Krallar, padişahlar, devlet başkanları, imparatorların yaşadıkları yerler hep muhteşem yapılar. Bunun yanında peşin olarak yonetilmeyi bir onur sayan halk perişan halde yaşamayı kabul etmiş olarak gözükmez mi? Bu yönetenin suçu değil, yonetilenin yönetene sunduğu bir lütuftur. Bunu bilerek ve isteyerek yapar. Sınırı belirleyen sadece yönetenin vicdanıdır. Yöneten kendini ilah ilan etse onu kabul edecek hazır bir halk vardır. Hani Firevun kendini Allah'ın yerine koyduğunda itiraz eden olmuşmudur? Halk söylenenlere inanmış kabul etmiştir. 
        " Özür dilemek" modernlik, olarak tanımlanır. Halbuki yerine konamayacak, geri getirilmeyecek hatalar modernlik değil, yobazlıktır. Bir kişinin başka biri hakkında yaptığı iftira onun hayat akışını değiştirip zarar veriyorsa bu özürle geliştirilecek bir olgu değildir. Özür başa dönmektir, yıktığını aynı şekilde yapmaktır. Yak, yık, geride onarılamayacak hasar bırak, sonra adamın karşısına geç "Yaptıklarımdan dolayı özür dilerim" bu pişmanlık değil, ahlaksızlıktır. Telafi edilebilecek şeyler için özür dilenir, diğer türküsü hak kavramının içine girer. Bu da ancak maddi ve manevî olarak telafi edilerek gerçekleşir. Özür her yerde kullanılırsa bir değeri kalmaz. Değerli olan da her yerde her ağız da bulunmaz. Sıradanlaşan özür bayağılaşır, hatayı telafi etmekten uzak olur. Sırf vicdan rahatlatmak için kullanılan bu kelimenin sözden çok anlama ihtiyacı vardır. Buna anlam kazandırmak modernliktir.

19 Ocak 2026 Pazartesi

ÇAĞDAŞ YAŞAM

      Çağdaş yaşam nedir? Tanımını yapan daha çıkmadı. Herkesin kendine göre bir yaşam biçimi var. Bu yaşam biçimini toplum ve din birinci sırada etki eder. Mahalle baskısı denen etki insanı istediği gibi yaşama biçiminden uzak tutar. Mahalle baskısı toplumun kültüründen, geleneklerinde etkilenerek ortak bir davranış biçimi belirleme yöntemidir.
        Çağdaş yaşam kime ve neye göre belirlenir? Özgür yaşama bir çağdaş yaşama biçimimidir? Olmasa gerek. Çok açık giyinen birisi ben özgürüm, çağdaş bir insanım istediğim gibi giyinirim demesi birileri tarafından giyiminden bahisle çağdaş diye tanımlanır. Ancak yine özgür iradesi ile kapalı giyinen (Bu çarşafda olabilir) birisi giyiminden ötürü yobaz olarak yaftalanır. Temel olarak ikisi arasında bir fark yoktur. Çünkü temel özgür düşüncedir. Bireyin kendi iradesini ortaya koyması vardır. Ama sadece şekile bakıp birine çağdaş diğerine yobaz denir.
        Çagdaşlığı sadece giyim tarzı olarak belirlemek ne ahlaka ne bilime ne de yaşanılan yüzyıla bağlamak kadar absürt bir şey olamaz. Ama olduruyorlar. 
        Toplum yapısına, geleneğine, kültürüne uymayan giyinip sokaklarda gezenler (erkek kadın) fark etmez yüzyılın yobazı olarak adlandırılmalı. Ama ne yazık ki insanın şekline bakarak yaftalamak alışkanlık hâline geldi. Bir şeyi fazla tekrarlamak alışkanlık olur. İnsan edep dairesi içerisinde istediği gibi giyinebilir. Bunun şekline bakılmaz. Fikrine, düşüncesine en önemlisi de insan olduğuna bakılır. Kendini yetiştiremeye, toplumda saygınlık kazanmamış kişilere bakın hepsi kendi gibi düşünmeyen, kendi gibi giyinmeyen herkesi yobaz ilan eder. Çünkü kendisi öyledir, bu yükten kurtulmak için yükünü başkasına boşaltma yolunu seçer. 
       İnsanın bakış açısı daralınca, ortada bir fikir kalmaz. Herkes kendi düşüncesinin doğruluğunu ispat etme çabasına girer. Hiç kimse birbirini dinlemez. Kim olursa olsun ister sağcı, solcu, dindar, Atatürkçü, ataist, deist, neyi sayarsanız sayın hepsi potansiyel bir yobaz adayıdır. Toplum değerlerine aykırı giyinmeyi, konuşmayı Atatürkçülük olarak tanımlayanlar yobazdır. Atatürkdende bir haberleri yoktur. O sadece bir perdedir. Dış görünüşlerin değil fikirlerin tartışıldığı bir toplum olmadıktan sonra yapılan her davranış yobazlıktır. Yobazlığın kendini savunacak kendine özgü bir argümanı yoktur, hep perdeleme yaparak konuşur. Bir taraf Atatürk'ü diğer taraf din 'i perde yapar. Sonuç da da başarılı olarak kendini adlandırır. Aslında gerçek olan kendini aptal yerine koymaktır. 
        Her hangi bir din'e mensup olmayanlara bakın, açık olarak ben inanmıyorum demez, her zaman toplum tepkisine maruz kalmamak için bir perde kullanır. Bu toplumun değerleride, olabilir, tarihi bir şahsiyette. Yıllarca Atatürk kullanıldı, artık oradan bir yol alamıyorlar. Yeni bir yol türettiler, Türklerin ilk dini olan "Tengricilik" bu yolu seçenler ilginç olan Türk değil. Ama şu zaman diliminde en popüler yol. Türklerin Orta Asya'da ki tek tanrıcılık olan Şamanizm in bir din değil bir kültür olduğundan habersiz bu kitle, ne bulursa sarılma derdinde. İnşallah karşılarına yılan çıkmaz. Bu da çağdaş bir yaşam olurmu bilinmez.
         

16 Ocak 2026 Cuma

İNANMAK AMA NASIL!

        İnsanı gerçekler ile yüzleştiren hayata doğru tarafından bakmakmış. Doğru bakmaz, duyguları ile bakarsan yanlışı doğru görürsün. Bu bakış sana pahalıya patlar. Bir ömür biriktirdiklerin bir anda uçup gider. Hayatın anlamı kalmaz. Hayata nasıl sıfırdan başlamışsan, sıfır ile bitirirsin. İnsan akıllıdır derler. Çok iddialı bir söz. Gerçekten öyle midir? Bunu söyleyenler hayata sıfır dan başlayıp, ömrün sonunda hiç bir şey elde edemeyenler de akıllı mıdır? 
        İnsan kendisine hiç bir yanlışı konduramaz. Halbuki olayın dışında olan biri için doğrunun, yanlışın bir önemi yoktur. Taraf olmadığın bir olaya müdahil olmak aklın işi değil, içgüdüsel bir davranıştır. İnsanda içgüdüsel davranış var mı? O da o kişiyi ilgilendirir. 
          Kendilerini çok iyi dindar olarak tanımlayan insanların ağzından çıkan, sürekli dillendirdikleri büyük günahlar vardır.  Ama o saydıkları büyük günahlara karşı duyarlı olduklarını hiç görmedim. Allah onları onunla imtihan ediyor. Bir yerde bir olay oluyor. Olay bunlarla ilgisi olmasa dahi, olayın mahiyetini bilmeden birilerinin teşvikiyle hemen olaya dahil oluyorlar. Dahil olması ya da olmaması ona her hangi bir yarar sağlamayacağını bilerek yapıyorlar. Olay bunlara anlatıldığından farklı ise o vebali kaldırabilecek gücü nereden alıyorlar bilinmez, ancak taraf oldukları konunun iftira, kul hakkı içerip içermediğini sorgulamamak başlı başına bunlar için bir sorun olması gerektiği algısından uzak hareketleri sıfır ile başlayan hayata sıfır ile devam etmelerini sağlıyor. 
         Seni ilgilendirmeyen, zararı ya da faydası olmayan, sana değer katmayan bir eylemin tarafı olma çabası neden?  Eylemin toplum yararı, inandığın din'e zarar olabilecek tarafları olduğunu idrak edemeyecek kadar aciz olmanın sebebi nedir? Eğer bunlara tatmin edici, etrafındakileri ikna edici bir cevabın yoksa sen hayatı sıfır ile bitirmeye mahkumsun. Yıllar boyu yaptığın ibadetlerin bir faydasını alamıyorsan sen bir aptalsın. İnsan akıllıdır deniyor ya, sen ondan nasiplenmemişsin. Müslüman şüpheli şeylerden dahi uzak olacak diyorsun, ama bırak şüpheyi bildiğin yanlışın içine kendini atmaktan geri kalmıyorsun. 
         Bir konferans da dinleyicilerden biri konuşmacıya bir soru soruyor. " Tanrı insanlara bir şey soyleseydi üç kelime ile ne derdi" konuşmacı üç kelime ile cevap veriyor "HEPİNİZ BENİ YANLIŞ ANLADINIZ" 
Bunun doğrusu nedir? Akıl burada devreye giriyor. Taraf olmadığın hiç bir şeye müdahil olma. Sorumlu tutulursun. Senin her hareketin hanene bir kayıt olarak düşer. Bu kayıt olayın büyüklüğü ve etkileme gücü, zamanına göre değişiklik gösterir. Yıllarca sürecek bu etkilenmeden sende nasibini alırsın. Amel defterinin kapatılmayacağı yerlerden birisisidir burası. 
         Yaptığı yanlışı din adına yaptığını iddia edenler var ki bu daha acı. Din sana bilmediğin şeyin ardına düşme diyor. Seninki düşme değil, intihar. İntihar sadece insanın hayatına son vermesi olarak algılanıyorsa insan yanılgı içindedir. Bilmediğin şeyin ardına düşüp, insanları peşin olarak yargılamak, yaralamak da bir nevi intihardır. Diğer tarafını yok eden, oraya bir azık biriktirmeyen insan yaşayan bir ölüdür. O doğmadan ölmüştür. Yaşamanın bir anlamı olduğu gibi, ölmenin de bir anlamı vardır. Her ikisi arasındaki zamanı değerlendiremeyen insan sıfır dır. Sıfırın bir değeri olmadığı gibi. 
         Hayat değer ile ölçülür. Zenginlik, makam, güzellik bir değer değildir. Bunlar insana o yolda verilen birer lütuftur. Verilen bu lütuf o insanı değerli kılmaya yetmiyorsa hayatın başlangıcına yani sıfır noktasına dönmeye mahkûm olur. 
      

14 Ocak 2026 Çarşamba

DELİLER-22-

     Kur'an 114 süre 6336 ayet 604 sayfa . İbadetler bölümü otuz sayfayı geçmez. Diğer 574 sayfa insanın davranışlarının nasıl olması gerektiğinden bahseder. Bunu misallar vererek, önceki toplumların yaptıklarını ve sonucunun ne olduğunu anlatır. Biz otuz sayfayı, 574 sayfanın önüne geçiririz. Zoru kolaya tercihtir. En masrafsız nasıl kurtuluruz hesabındayız. Emek olmadan, kazanç olmaz prensibi bizim için geçerli değil.  Al namazı, ver cenneti bu tüccar mantığıdır. Tüccar mantığıyla hareket insanı iyi yapmaz.
---------------------------------------------------------------------
      Neyi ön plana çıkaracağımızı bilmiyoruz. Peygamberimiz diş sağlığı için o günün şartlarında en kullanışlı olan "misvak" kullanmayı öğütlemiş. O gün dış fırçası, diş macunu olmadığı için yapmış bunu. Biz şimdi "misvak"ı diş sağlığının önüne geçiriyoruz. Burada aslolan misvak değil, diş sağlığı. Sarık, cüppe, o günün şartları, iklimi onu gerektiriyordu. Peygamber kutuplarda olsaydı ayı postuylamı gezecektik? Şekli hareketin önünde tutuyoruz. ---------------------------------------------------------------------
      Dünyanın en büyük petrol ve altın madenlerinin olduğu ülke nasıl istikrarsız olur? Av hâline nasıl gelir. Yönetenleri suçlarızda, seçenler suçsuz mu? Venezüella devlet başkanı oraya demokratik bir seçimle geldi. Zenginlikleri halka yansıtma yerine belirli ellerde toplayarak ülkeyi istikrarsız hale getirdi. Yani yaraladı. Yaralanan şey ne olursa olsun kolay av olur. Doğal olarak Halk burada hemen sürü psikolojisi moduna girdi. Avlayanı değil, av'ı suçladı. İstenilen de bu değil miydi? Sonuç: BAŞARILI 
---------------------------------------------------------------------
      İnsan on binlerce yıl önce neyse şimdi de aynı. Evrim hikaye. Beyinde, algılamada, düşünmede hiç değişiklik göstermez mi? Demek ki beyindeki kapasite dolu. İnsana doğrunun ne olduğu belgeler ile anlatılıyor yine bildiğinde ısrar ediyor. Hz Musa Nil nehrini ikiye böldü, Hz İsa ölüyü diriltti, Hz İbrâhim herşeye gücü yeten olarak bilinen putları kırdı insanı yine ikna edemedi. Geriye son bir şey kaldı. İsrafil sur'a üflediğinde de ikna olmazlarsa yapacak bir şey yok. Kır dizini otur. 
---------------------------------------------------------------------
İnsan haklarını, hukuk 'u, adaleti, insan hayatına değeri, töreyi, bir kenara bırakıp kendi çıkarı için çalışan, fikir üreten, toplum yararı değil, kendi yararını ön plana çıkaran, eylem, hareket ile değil sadece söz ile hareket eden düşünce sığ bir düşünce değil, sığır bir düşüncedir. Sığırlık genetik değildir, sonradan kazanılır. 
---------------------------------------------------------------------
     Kalbimiz temiz diyorsunuz. Sanki yarıp içine baktık. O kalpte neler gözlendiğini herkes biliyor, bir kalbin sahibi bilmiyor. İt başkasının kapısında bir şey bulamazsa, sahibine geri döner. Her kapıya gitmenin anlamı yok. Kalbine güven diyeceğim de, diyemiyorum çünkü senin kalbin temiz ya! Temiz kalpliye ne denir ki, dön aynaya bak desen aynaya yazık olur. Ayna olanı yansıtır, olmayanı nereden bilsin. "Söyle ayna dünyada benden iyi kim var" ayna dile gelse ne der acaba. Başka kapıya deme olasılığı nedir? Herkes doğasının, yaratılışının gereğini yapar. İt itliğini, kedi kediliğini, kahbede kahbeliğini. Herkese görevlerinde başarılar dilerim 
---------------------------------------------------------------------
     Seksen yaşına gelmiş birisi. Ömründe farz olan ibadetlerin hiç birini yapmamışsa, hakkı , hukuku, kul hakkını gözetmeden yaşamışsa öbür tarafta başına ne geleceğini merak etmesin. Sadece girişte bir sıkıntı çıkabilir. Sıkıntı da sadece kapıları karıştırmasıdır. O sıkıntıda hemen çözülür. Doğru kapıyı gösteren bir görevli mutlaka vardır. Ha kapı nereye açılır onu bilemem. Bildiğim sadece giriş kısmıdır. Girişte hiç hata yapılmıyor, bu şekilde olanlar içini ferah tutsun. Hepimiz o kapıya varacağız. Unutmadan buradaki huyunuzu oraya götürmeyin, orda torpil, rüşvet yok. Zenginlik, makam beş para etmiyor.
---------------------------------------------------------------------
        Hayat neden değerlidir? Farzedinki güzel bir film seyrediyorsunuz. Bu film birazdan bitecek diye seyretmekten vazgeçmezsiniz. En kötü ihtimal devamını sonrada izlerim derdiniz. Ama hayat öylemi? Tekrarı yok. Burada dondurayımda yarısını sonra izlerimde diyemiyorsun. O an ne yaşadıyan o. Ne geri ne de ileri sarma var. İnsanda ki "keşkeler" bu yüzden var. Senaryo mükemmel de oyuncu mükemmel mi?  Ortada bir gerçeklik var. Sorsan herkes mükemmel oyuncu. Oyunun sonunda yapımcının fikri ne, onu bilen daha yok. 
---------------------------------------------------------------------
     Elinize bir sinek konar. Öldürmek için elinizi kaldırır mümkün olan hızla vurursunuz ama çoğu zaman sinek sizden hızlı çıkar hedefinize ulaşamazsınız. Yada kediler refleksleri çok hızlı deriz. Kedinin hareketi avından daha hızlıdır. Bir çok hayvanda bu vardır. Ama bu durum o hayvanın yaşam süresi ile paralellik gösterir.  Çünkü o hayvanlar zamanı daha hızlı yaşarlar. Bir filmi hızlıca ileri sarmak gibi. Bu refleks değildir. Zamanın hızı ile ilgilidir. Her canlı zamanı farklı hızda yaşar. Işık hızında ki bir gemi ile hareket imkanı olsa yaşlanma yavaşlar denir. İşte bu zaman ile ilgilidir. 

13 Ocak 2026 Salı

DİNLER VE DEVLETLER

      Hiç bir din olmasın ki, doğduğu topraklarında hüküm süren devletler tarafından baskı görmesin. Her din çıktığında iktidarda bulunan kişi ya da kişiler tarafından kendilerine ya bir alternatif ya da tehdit olarak algılamasın. Bunun yanında aynı topraklarda ki inanç sistemleri de buna karşı hareket etmemiş olsun. Burada doğruyu söylemenin hiç bir önemi yok. İnsanlar için önemli olan bulundukları konumlarını kaybetme korkusu her şeyin önüne geçer. Sonra değişen bir şey olur mu? Olmaz. Karşı çıktıkları din'i kendi kontrollerine aldıkları zaman, istenmeyen din bir anda kıymete biner. Bundan sonra Koltuklar, makamlar, iktidarlar bu din sayesinde ayakta tutulacaktır.
          Dinin getirdikleri ile yetinmeyen idareciler kendilerini Allah yerine koyup yeni ihtisaslar yapacak din budur diye halkına din yardımıyla zulm edeceklerdir. Din makam, koltukları korumak için sadece bir araçtır. Firevun Hz Musa'nın getirdiği dinî kabul etmedi, onunla mücadeleye girişti sonu hüsran oldu. Firevunun korkusu din yada Hz Musa değildi. Bulunduğu makamın gitmesinden korktuğu için mücadele etti, ancak başarılı olamadı. Roma geçmişten ders almış gibi hareket etti. İlk zamanlar Hıristiyanlara zulüm edip yasaklama yoluna gitmiş ise de, bu hatayı uzun süre devam ettirmedi. Bilâkis Hıristiyanlığın en büyük destekçisunin kendisi olduğunu ilan ederek,  Hıristiyanlığın devlet ideolojisine göre şekillendirdi. Bu şekillendirme ne kadar Hıristiyanlıktan uzak olsada Halk dinin içindeki değerlerden çok ismi ile ilgilendiğinden karşı çıkmadı. Müslüman dünyasındaki durumda pek parlak olmadı. Her devlet dini kendi ideolojisine göre şekillendirme yoluna gitti. Devlet halkına sürekli "Benim izin verdiğim şekilde dinini yaşayabilirsin" dedi. Halklar buna yok diyemedi. Az olsun benim olsun mantığı ile hareket etti. İnandığı değerler bir bir elinden alındı bunun farkına varamadı. İşin sonunda baktı ki elinde hiç bir şey kalmamış.  Kendi ile değerlerini ya kendi yıktı ya da yıktırdı. Hiç bir suçu sorumluluğu yokmuş gibi "Dinin içi boşaltıldı" diye fevaren etti. İnsan kendi kendini yok eden bir makina haline gelmişse, onun önünde durulmaz. Kendim ettim kendim buldum mantığı. İnsan hem fail hem mağdur olurmu? Oluyormuş demek ki.
         Hz Muhammed'in amcasının kervanı ile Suriye ye yolculuğu var. Orada Bahira adında bir rahibin Hz Muhammed de  peygamber alametini gördüğü, bu nedenle hemen oradan uzaklaşmaları gerektiği ile ilgili bir hikâye anlatılır. Bu bir mucize midir?  Rahip açısından evet. Ancak Hz Muhammed açısından sıradan bir vaka. Siyer kitaplarında anlatılan bu olayın Müslümanlara ne gibi bir faydası var ki anlatılır anlamak mümkün değil. Ortada bir mucize varsa Hıristiyanlıktan uzaklaştığını iddia ettiğimiz Hıristiyan rahip Bahira göstermiştir. Diğer bir neden var ki daha ağır. Sözde Kur'an ı Kerim'i Bahira Hz Peygambere yazdırmış iddiası. Hıristiyanlar bu olayı her yönden kendi lehlerine kullanmasını çok iyi bildikleri halde, bu olayı Müslümanlar niye dillendirir anlamak mümkün değil. Sebep sonuca bakarsan bu hikayenin kârlı tarafı Hıristiyanlar. Hz Muhammed'in peygamberlik yolunda ilerlerken böyle bir mucizeyi neden ihtiyaç duysun. Hikayeden kim menfaat elde ediyorsa, yazanda o dur.
     

12 Ocak 2026 Pazartesi

DELİLER -21-

      İslam'da ki müeyyideler iki şekilde olur. Birincisi sonuca bakmadan sebebe, sebebe bakmadan sonuca göre ceza belirlenmez. Sebep-sonuç ilişkisi. Bir insanı haksız yere öldürmek, kısas gerektirir. Yalnız sebebe bakmadan ceza vermez. Sebepler arasında nefsi müdafaa varsa kısası düşürür. Yalnız hak kavramları bunun dışındadır. Burada sebebe bakmaz. Örneğin hırsızlık. İnsan ne kadar zor durumda olsa da buna cevaz vermez. Yalnız burada hırsızlık yapanın yanında idareciyede sorumluluk yükler. Bir idareci yönetiminde ki bir kişiyi açlıktan dolayı hırsızlık yapacak duruma getirmemelidir. 
--------------------------------------------------------------------
         Sarıkamış acı bir olay. Ne oldu orada " Anadolu'nun saf ve temiz insanları donarak öldü. Biz o günü acı bir gün anarızda, nedenini hiç sorgulamayız.o asker niye donarak öldü? Birilerinin istikbali, saçma sapan hayaller için. Biz bir yeri kurtarayım derken, elimizdekindende olduk. Bir kurmay kafası sonucu düşünerek hareket eder. Kurmayları İstanbul'dan uzaklaştırıp, okuma yazma dâhi bilmeyenleri subay yapıp, savaş planı yaptırırsan, sonuç bu olur. Acısını Anadolu halkı çeker. Anadolu ağlar, İstanbul bahane üretir. Savaşın planını yapan Enver paşa. Aynı zamanda hanedanın damadı.
--------------------------------------------------------------------
       Uyuşturucu işinde herkes ne kadar masum. Bütün kusur bende gibime geliyor. Bütün bunlar dün olmuş gibi anlatılıyor. Günah keçisi olayı vardır. Yahudi inanışında bir keçi bulurlar halk toplanır, keçi halkın önüne getirilir herkes günahını bu keçiye yükler, bu keçiyi uçurumdan aşağı atarlar, herkes günahından kurtulur. Aslında keçi masumdur, masum olmayan halktır. Bugün tamda bu oynanıyor gibime geliyor. İyi de biz Yahudi miyiz! Tövbe haşa, demek ki kendini Yahudi hissedenler var. Olabilir Dinde zorlama yok. 
--------------------------------------------------------------------
        Zulmeden bir dindardan daha kötüsü, zulmeden bizden diyen susan dindarlardır. (Ali Şeriatı) Öyle söylüyor. Şimdi olsaydı bunun içine hırsızlığı, uyuşturucuyu,  kul hakkını da koyardı. İnsan kendinden olana toz kondurmuyor. Bu suçları işlemeyen dindar faili olmadığı suçtan yargılanmayı göze alıyor. Ne diyelim bize sadece onun istediği gibi dua etmek düşer. Allah beraber haşr etsin. 
--------------------------------------------------------------------
         Kağan,  halkın ekmeğine dokunursa, Töre kılıcını çeker. Türk töresinin özetidir bu. Türklerde yazılı yasalar yoktur. Töre vardır ve bu töre kesin çizgiler ile belirlenir ve uyulur. Orta Asya Türk devletlerinin yıkılmasının tek sebebi kaan'nın töreden uzaklaşması olarak görülür. Türk devletleri yasaların yanında geleneklerle yönetilir. Bu geleneklere uyulduğu sürece devlet ayakta kalmıştır. Ne zaman ki gelenekten ayrılındı devlette çökmüştür. Kendini Milliyetçiyim olarak tanımlayanlar hatırlatayım dedim. 
--------------------------------------------------------------------
       Dinde teferruatların mahiyetini bilmiyorsan takılma. Mutlak olacak diye yanlışa düşme. Küçüğü, büyük yaparsın. Allah'ın kelamı da bulunan emir ve yasaklara uy. Kendini  zorlama, zorlanan şey açılmaz, kırılır.  Kırma, o kapı oraya konulmuşsa, mutlaka açılacaktır. Allah insana kaldıramayacağı yük yüklemez. Senin ile benim kaldıracağım yük farklı olabilir. İsterken kaldırabileceğini iste. Diğer türlü mutlaka verilir, ama senden de bir şey alınır. Alınan şey akıldır. Onu almazsa dayanamazsın. 
--------------------------------------------------------------------
       İnsanın hayvanların nasıl  ve ne konuştuğu ile ilgili hiç bir bilgiye sahip değildir. Bilgisi olsa ne olur. Değişen hiç bir şey olmazdı. İnsan insanı anlamıyor, hayvanları nasıl anlayacak. Konuşamaz, sen onu o senin dilini anlamıyor iken hayvana bazı şeyleri deneme yanılma yolu ile kısa bir sürede bir şeyler öğretiyorsun, ya bazı insanlara bir ömür anlatsanda hiç bir şey öğretemiyorsun. Onun için hayvanları anlamamak daha iyi. Olur ya insandan daha akıllı çıkarlar. Ya onlar insanları hiç de düşündükleri gibi olmadığını anlarlarsa, halimiz harap. 
--------------------------------------------------------------------
       İşler niye ters gider? Arkadakini öne cikarırsan. Kötüyü iyi yaparsan, liyakatsizi, liyakatlınín önüne gecirirsen, Fakir yerine zengini daha zengin yaparak serveti belirli ellerde toplanmaya çalışırsan, düğünleri aşklardan daha önemli hale getirirsen, caneze merasimlerini ölenden daha değerli yaparsan, camileri ibadetten daha ön plana çıkarırsan, Terörist başını bebek katili iken, kurucu Önder yaparsan işler kötüye gider. 
--------------------------------------------------------------------
          Temel, Budist olmaya karar vermiş. Konfüçyüs'ün karşısına çıkamışlar! Konfüçyüs, ilk ders olarak, ?Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma!? demiş.
      Ne yani, şimdi ben Fadime'yle beraber olamayacakmıyım?
        Konfüçyüs, yerden fırlamış ve adamlarına bağırmış:
       Atın şu pezevengi dışarı! Bin yıllık felsefenin içine etti bu herif!?
        Bugünlerde tam bunu yaşıyoruz. Ortada ne felsefe kaldı ne din ne düşünce, lastiği patlamış kamyon gibiyiz. 

9 Ocak 2026 Cuma

DELİLER -20-

     Kadın derneklerinin kadını korumak olduğuna inanmıyorum. Kadınlar sadece fiziki olarak şiddet görüp öldürülüyor mı? Başka sorunları yok mu? Genelevlere kapatılan, pavyonlarda çalıştırılan kadınlar nasıl çalıştırılıyor. Biliyorlar mı? Her hangi bir hizmet, bedel olmadan zorla borç senedi imzalatarak çalıştırılan kadınlara, hangi pavyonun, genelevinin önünde eylem yapanı gördünüz. Onlara onurlu bir çalışma koşulu ile ilgili ne tür adımlar attınız. Tek kelime ile ikiyüzlüsünüz. Ankarada "martı sevenler" derneği var. Nerede deniz varsa?  Amaç elbette farklı. 
---------------------------------------------------------------------
      Dindarlık, dini bilmek olsaydı şeytan hepimize hoca olurdu. Şeytandan daha çok biliyorum diyen var mı? Ben biliyorum diyen yalancıdır. Dindarlık bilmekte değil, yaşamakta olsa gerek. Şeytan bildiği halde yaşamadı. İnsanında bildiği halde yaşamayını var. Bu insan şeytanı dışarda değil, içeride arasın. Mutlaka bulacaktır.
---------------------------------------------------------------------
       Her şey vaktinde olur. Mezar ne anlasın çiçekten. O çiçek oraya girmeden önce olmalıydı. Her şey bitip oraya girdikten sonra yapılanların hiç bir önemi yok. Yok üçüymüş, beşiymiş, kırkıymış say sayabildiğin kadar. 
---------------------------------------------------------------------
      Güllü yü kızı öldürmüş. Vay ve ne hayırlı evlatmış! Güllü çok şükür "ay parçası bir kızım oldu" demiş midir?  Ya da "prensesim" ne diyelim prenses, prensesliğini yapmış. Tarihde öz annesini öldürten krallar, kraliçeler, prensler, prensesler olmuştur. Demek ki insan bu konuda bir adım ilerleyememiş. Bin yıl önce neyse, şimdide aynı. Ne olursa olsun, işin sonuna bakmak gerek. Benim şunum var, benim bunum var. Çukura indirdiler ya yirmi dakika sonra bak. Neyin olduğunu o zaman görürsün. 
---------------------------------------------------------------------
      Soruyorsun yılbaşı kutlamasına niye karşısın? Halbuki ki Noel değildir o gün. Savunma şudur: "Yılbaşını Hristiyanlar kutluyor, onlara benzememek için kutlanmaması gerekir." Ne kadar doğru! Onlara benzememek için. Peki hakkı, hukuku, dalavereyi, zulmü demi onlara benzememek için mi? Yapıyorsunuz. Güzel bir yol, devam edin! Onlar Lüks araçlara biniyor, hatırlatayım dedim, deve yada at, eşeklere binin. Herşey düzgün gidiyor, abdest suyu az mı olmalı, çok mu olmalı? Uzayda namaz nasıl olur, kıble nasıl bulunur. Her gün uzaya gidiyorsunuz ya, çok büyük bir sorun.
---------------------------------------------------------------------
        Şarap (içki) içmenin dinen belli bir müeyyidesi var. Soruyorsun "Allah neden içkiyi haram etti" vücut sağlığına zararı olduğu için diyor. Peki cezası ne. Kırk kırbaç. Kırbacın insan sağlığına faydası var mı? Yok, bilâkis vücut bütünlüğüne zarar verir. O zaman niye bir yanlışı, bir yanlış ile düzeltmeye çalışıyorsun. Cevap yok. 
        İçki niye haram olmuştur. Diğer günahlarda olduğu gibi, Öncelik içkinin sonucuna bakar. İçkiden sonra akıl sağlığı yerinde olmadan hareketine ceza verir. İçkili iken insan beyni kısıtlanır. Kendine ve başkasına zarar verme olasılığı arttığı için yasaklar. Yani önleyici tedbirdir. Sonuç meydana gelmeden, nedeni yok etmektir amaç.

       İnsan garip varlıktır. Nerede duracağını, nerede yürüyeceğini pek bilmez. Tepkiyi haksız bir olay karşısında göstermesi gerekirken, bunun tersini yapar. Örneğin : Şu denize gir biraz serinlersin der. Şahıs da denize girer. Ama yüzme bilmediği için Boğulmak üzereyken denize gir diyen şahıs onu kurtarır. Kurtarana , minnet eder. Hâlbuki boğulma durumuna sokan,  denize gir diyendir. Kötülüğe sebep olan, kötülüğün mağdurları tarafından iyi kabul edilebilir. Kötüyü sorgulamaz, sonuca bakar. Bu normal bir insan davranışı mıdır? 
---------------------------------------------------------------------
       Doğrular, adaletli olmak, hak hukuk gözetmek her zaman kişiyi iyi insan yapmaz. Ya da yanlış ve adaletsizlikler kişiyi kötü insan yapmaz. Her hangi bir sırada bekliyorsunuz önünüzde bir kişinin işlemi uzun sürdü, ne olursa olsun beklemek zorundasın. Sıra sana geldi, arkadaki dedi ki " Benim işim kısa önceliği bana verirmisin". Verseniz iyi, vermeseniz kötü olursunuz. Halbuki, siz ondan önce gelmiş, doğru, hakkı ve adaleti gözeterek beklemişsiniz. İşin  uzun sürmesi, arkadakine bir hak ve doğruluk hakkı vermez. Doğruyu yapmakla kötü,  yanlış yapmakla iyi olursunuz.
---------------------------------------------------------------------
     Er Halil'in hikayesini bilirmisiniz? Osmanlı'nın son donemleri Abdülhamit padişahtır. İstanbul'da bulunan bir Rus subay Osmanlı askerlerinin kendini gördüğünde selam vermesini ister. Selam vermeyenleri kırbaçla döver. Bir yerde nöbette olan Er Halil, bu Sivil giyimli Rus subayına selam vermez. Rus kırbaçla Halil'e vurmak ister, ancak Halil subayı vurur. Mahkemeye çıkar yanında beraber nöbet tuttuğu Abbas ile idama mahkûm edilir. Abdülhamit in af edeceğine inanan bu erler, ne yazık ki idam edilir. Kendine suikast düzenleyen ermeniyi affeden Abdülhamit kendi askerini affetmez. Gazelleme düzenler bilin istedim. Çünkü anlı şanlı tarihçilerimiz için bu önemsiz konudur.

6 Ocak 2026 Salı

GÜNAH NASIL BELİRLENİR?

      İçki haramdır. Sadece içene değil, satan, yapan,baynı mekânda bulunan, meze hazırlayan, meze taşıyan vb. Hepsine günahtan bir pay vardır denir. Bu kesin bir bilgi midir, içen için evet, ya diğerleri  orasını Allah bilir. İçkinin insana bedenen ve ruhen faydasından çok zararı vardır bu kesin doğru bilgidir. Üçüncü bir kişiye zararının dokunduğu anlar vardır, bazende yoktur. Şahıs evinin bir köşesine oturmuş içiyor ve sızıyor, sonra ayıkınca normal hayatına dönüyor. Burada etkilenen sadece kendisi. Bu büyük günahlardan mıdır? Etkileme gücüne bakmak lazım. Kendinde olmayan bir durumda yaptığı hareketler toplumu zarara sokan davranışlar sergiliyorsa günah büyüktür. Sadece içkiden sorumlu tutulmaz topluma verdiği zararlardan da sorumlu tutulur. Mesela iftira, yalan, taciz gibi hareketler ayrı değerlendirilir. Ben kendimde değildim, yaptıklarımı hatırlamıyorum diyemez. Sebep-sonuç ilişkisi devreye girer. İçmeseydi yanlış davranışlarda bulunmazdı. 
        Zulüm 'ü ele alalım. Pek dillendirilenmeyen büyük günahlardan birisidir. Zulmü kim yapar, zalim idareci, yönetici, yetki makamında olan herkes. Bunlar oraya nasıl geldi? Getirenin sorumluluğu yokmudur? O günah payından hiç hisse düşmez mi? Ayette " Zalime meyletmeyin ateş dokunur" diyor. İçki mi daha günah, zulüm mü? Haccac bir alime sorar. "Uyku mu hayırlıdır, uyanık olmak mı?" Alim der ki normalinde uyanık olmak hayırlıdır, yalnız senin için uyku hayırlıdır " der. Haccac şaşırır. " Benim diğer insanlardan ne farkın var" âlim der ki: "Sen zalimsin, sen uykuda olursan, zulüm az olur " der. Uykunun, uyanıklıktan hayırlı olduğu durumlarda varmış. Böyle büyük bir vebalin altına insan niye girer? Kendine göre haklı sebepleri vardır. Mesela zalimin yaptıklarının mutlak doğru olduğuna inanır. Belki de rızkını onun verdiğine inanıyordur. Bunun için haklının bir önemi olmasa gerek. Hani Firavun halkı demiş ya "Ey Musa sen haklısın da, rızkımızı Firevun veriyor."  Bilinçli, sorgulamacı, akleden dindarlık olmadıktan sonra ne Firevunlar biter, ne de ona uyan Halk. Bu döngü ilelebet devam eder.
            Mutlak doğru varmıdır? Sadece Allah'ın bildirdikleri mutlak doğrudur. Kul mutlak doğruyu dillendirmesi, kendini Allah'ın yerine koymak değilde de nedir! Bugün mutlak doğru bildiklerimiz, yarın yanlış çıkıyorsa kul olarak hiç bir şey bilmediğimizdendir. Bunun telafisi olmayan sorumluluğu var. İlginç olan bu nedenle cezalandırılan hiç kimse yoktur. Doğru sabittir, insan düşüncesi hareketlidir. Doğruyu bulmak için sürekli hareket eder. İnsan karanlık bir odada eli ile bir şeyler arar. Dokunduğu şeyi tahmin eder. Bazen bu tahminde yanılır. Az ışıkda uzaktaki bir nesne hakkında tahminde bulunur. Bu duvardır der, fakat yaklaşınca bunun bir perde olduğu anlaşılır. Işık ne kadar çoksa doğruya ulaşma o kadar hızlı ve kolay olur. Karanlıklar insanı boğar, doğruyu yanlış bilir.  Yanlış olan şey onun için mutlak doğrudur. Görmeyen bir insana dünya üzerindekileri tarif etmek ne kadar zorsa, karanlıkta yürüyenleride aydınlığa çıkarmak o kadar zordur.
         

5 Ocak 2026 Pazartesi

DELİLER -19-

      1453 de Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldı. 1000 yıllık Bizans'ı yıktı. İyi de  Bizans 1000 yıllık değil ki. Roma 1000 yıllık. Şimdi biz Roma'yı mı yıktık, Bizans 'ımı. Fatih Sultan Mehmet ben  Roma'yı yıktım diyor. Avrupalılar ve günümüz bizimkiler Bizans'ı yıktı diyor. Fatih Sultan Mehmet, ben Osmanlı padişahı yım aynı zamanda Roma imparatoru yum diyor. Sonradan gelenler işin içinde olanın söylediklerini kabul etmiyor. 
-------------------------------------------------------------------
        Bazen biri gerçek olay ya da durumlardan konuşurken kendine hakaret edildiğini zanneden kişi "Entel, dantel" konuşma diye dalga geçmeye çalışır. Entel: Entelektüelin kısaltılmışıdır. Anlamı da bilgiye, doğruya sahip olan demektir. Dantel ise ingilizce bir kelimedir. Anlamı da bilgiye, doğruya, liyakate, önem veren demektir. Biz entel ve dantelleri pek sevmeyiz.  Onun için bu kelimeleri küçültürüz. 
---------------------------------------------------------------------
       Hepimizin ağzına pelesenk olmuş bir deyim var. "Şeytan diyor ki" ile başlar. Bu söz farklı bir şey yapmak için kullanılır. Şehirde oturan birisi canı sıkılınca "Şeytan diyor ki sat evi köye yerleş, hayvancılık ya da tarımla uğraş" der. Bre be adam sana bu fikri şeytan veriyor niye uyuyorsun. Şeytan insanın iyiliğini ister mi? Uyda anyayı gonyayı gör.  Elinde bir ev var o da gider. Dımdızlak ortada kalırsın. Aman ha şeytana uymayın. 
--------------------------------------------------------------------
        Bozuk Paranın olmadığı zamanlarda yazı tura gibi bir şeyi belirlemek için"Aşık atma" vardı. "Aşık" küçüğü, küçükbaş, büyüğü, büyük baş hayvanların ön diz kapaklarında bulunan kemikten çıkarılır. Ortası içeri çökük bir aç tarafı, bir de diğer tarafı bombeli kısım olurdu. Yazı tura denmezdi de "açmı tokmu" denirdi. Havaya atılır yere düşünce ya aç gelir, ya tok. Bilene bizde "dahi" deniyor. Yöneticiler İnşallah karar alınırken "aşık atmazlardır" öyle bir şeyse vay halimize.
-------------------------------------------------------------------
       İçinde mantık olmayan evlilikler üç yıl surer. ilk bir yıl çok iyidir. Onun için kitaplar, şiirler yazarsın. İkinci yıl mesafeler başlar, başkalarına bakmaya başlarsın. Üçüncü yıl mı? Bir iyi bir kötü haberim var. İyi haber eşin seni terk eder, boşanırsın, kötü haber ilk başa döner kitap ve şiir yazmaya başlarsın. 
        Sevgi yanında mantık olmayan evlilikler hep kitap ve şiir yazmakla geçer. 
      Kısacası 1. Yıl eşya alırsınız. 2. Yıl eşyanın yerini değiştirirsiniz. 3. Yılda eşyaları bölüşürsünüz. 
-------------------------------------------------------------------
      İki ihtiyar bir bankta oturup kahkaha ile gülermiş, oradan geçen biri merak etmiş sormuş "siz niye böyle kahkaha ile gülüyorsun" ihtiyarlardan biri demiş ki " Biz memleketi bu durumdan kurtaracak bir yol bulduk" adam da " nedir" ihtiyarlardan biri demiş ki " Herkes hapse yanına bir eşekle girsin" adam ihtiyara dönerek "Ne alaka eşek" ihtiyarlar yine gülmeye başlamış adam " niye gülüyorsunuz" deyince ihtiyarlardan biri "İşte evlat insanlar hep eşeği soruyor, insanlar hapse  niye giriyor, niçin giriyor diye soran daha hiç olmadı" demiş. 
--------------------------------------------------------------------
       Dini bir konu açıldığı zaman (herkes değil, olmayanları tenzih ederim) çoğunlukla anlattıkları cennet ve cehennemdir. içinde "huriler" ve "cennetde olan şarap ırmaklarından" bahseder. Ama daha ilginci bunların deyimine göre cehenneme düşme sebebi alkol ve kadın, aynı kişiler cennettede alkol ve kadın istiyor. İlginç.
---------------------------------------------------------------------
              Günah kapılarının sonuna kadar açık olduğu bir sistemde, yöneticilerin sevaplarına bakılmaz. Yöneticilerin günahları gözükür, sevapları değil. Sevaplar bize, günahlar kendine kalır. Alışverişin en karlısı da budur. 
---------------------------------------------------------------------
        İslam'ın Gazze diye bir sorunu var. Ama kendilerini Müslüman olarak tanımlayan devletlerin resmi olarak bunu bir sorun olarak görmüyorlar. En sert tepki Güney Amerika ülkelerinden. İslam ülkelerinde ki halk yangını görüyor, bulundukları yerden üfleyerek söndürmeye çalışıyor. Bin km deki yangını üfleyerek söndürmek için henüz bir teknoloji yok. Bunu kendileride biliyor, ama bir şey yapıyorum adına yapılan vicdan rahatlatma yöntemi gibime geliyor. Cehennem ateşi de üfleyerek söner mi,  bunu söndüreceğine inanan onu da söndürür herhalde. O gün gelince göreceğiz.
---------------------------------------------------------------------
        Yasal günah olur mu? Olacak. Son günlerde Futbol dünyasına yönelik bir operasyon oluyor. Adı nedir? "Yasa dışı bahis operasyonu" bunu ben deniyorum basının, ve resmi makamların söylemi bu. Demek ki yasadışı bir bahis varsa, legali (kanunlara uygun olanı) da var. Milli piyangonun yaptığı. Yasal kumar. İleride şunu da görürsek şaşmayın " yasa dışı hırsızlık, yasa dışı dolandırıcılık, yasa dışı zulüm) bunun terside yasal olur. basının ve resmi makamların söylemlerinden bunu anlıyorum. Mesela Yasal hırsızlık. Güzelmiş be. Kim düşünmüşse, şu anda şeytan adama secde ediyordur.
---------------------------------------------------------------------
      Bazı villaların önünde geçerken bir tabela göze çarpar. "Dikkat köpek var" köpek sadık hayvandır. Beslediğin sürece sana ihanet etmez. Senin için canını ortaya koyar. Sana havlamaz, seni gördümü kuyruk saklayarak sevgisini gösterir. Yalnız senden daha fazla biri beslerse işin kötü. Sadıklık bir kenara itilir. Sana havlamaya başlar. Sadıklığın yanında bu kadar da nankördür. Onun ölçüsü verilen kemiğin, yal'ın ölçüdür. İnsan iyiymiş kötüymüş onun için önemli değildir. Dediğim gibi ölçü kemik. Kim fazla verirse onun yanında yer alır. Onun için köpeği küçümsemeyin. Köpek akıllı hayvandır.


1 Ocak 2026 Perşembe

KOMPLO TEORİSİ

     Toplumlar işin içinden çıkamadığı zaman komlo teorileri üretir. Ama mutlaka bir dayanak noktaları vardır. Bunu çok iyi kullanırlar. Komplo teorisi çok uçuk, imkansız olayları ya da hedefleri belirtmiş olsa da birilerine ilham kaynağı da olabilir.  Gündem değiştirmek için bu yola başvuranlar bir zaman gelir kendileride inanır. Komplo teorileri çok karmaşıktır. Planlama yapılıp, taşlar birer birer örülerek yapılır. Sonuca istediği şekilde ulaşmak komplonun başarılı olduğunun göstergesidir.
       Yaşadığımız bu zaman diliminde her şey birbirinin içine girmiş gibi gözüküyor. Öyle görmemizi istiyorlar. Perde arkasında neler olup bittiğinden haberimiz olmasın. Bu da başarılıyor.
       Kim ne yaparsa yapsın her Konunun sonu din'e çıkıyor. Savunmalarda, saldırılarda hep o var. Gündem yaratanlar özellikle insanları ve partileri oraya kanalize ediyor. Özellikle kendini dindar olarak tanımlayanların her hatası din ile özdeşleştiriliyor. Doğru bir yaklaşım olup olmadığı ayrı bir konu. Bunu oynayanlar çok iyi oynuyor ve organize. Özellikle birileri dindar olarak tanımlanan yöneticileri hedef alıyor, hata yapmasını sağlıyor. Buldukları anda her taraftan saldırıyor. Halkın gözünde kendi itibarı dan çok, dinin itibarı zedeleniyor. Kurgu kişiye, yönetime yönelik değil din 'e yönelik. İlginç olan saldıranlar da kendini dindar olarak tanımlıyor. Bir taşla iki kuş vurmak bu olsa gerek. Mağdur eden dindar, mağdur olan dindar.
       Diğer yandan Yönetim kadrosu bunların eline delil vermekten de geri durmuyor. Ortada da hazır bir pazar var, herkes buradan fazlasıyla istifade ediyor. Pazar herkese açık. Olması gerekende o değil mi? 
        Elde edilmek istenen nedir? Her şey bir plan dairesinde işliyor. Allah'ın kuluna indirdiği din yozlaşmaya uğrayacak, içi boşalacak. Emirlere riayet edenler toplum tarafından dışlanıp yalnız bırakılmaya çalışılacak. Kendi ürettikleri din üstün meziyet, liyakatleri törpüleyecek. Din kendi istedikleri yere gelince, davranış tekrarı ile bir kültür yaratacaklar. Bunun içerisine her ideolojiden bir şeyler katacaklar ki tepki verilmesin. Din ile ideoloji bir araya gelecek yönetenler göz önünde bulunup halkın tepkisinden uzak olacak. Hatalar satın alınmışların üzerine yıkılacak. Hata yapan yıkılan duvarın altında can vermemek için. Agresifleşecek. Kural tanımadan insanlara zulm edecek. Perde arkasında kiler bundan memnun, olarak kurdukları çarkları rahat çevirme mutluluğunu yaşayacak. İnsan, dost kim? Düşman kim bilmeyecek. Toplumun temel taşları oynatılacak. Hiç kimse birbirine güven duymayacak. Bireyselleşme öyle bir noktaya gelecektir ki, bir kişi diğerine yaşam hakkı tanımamaya çalışacak.      
         Bunların hepsi gerçekleştiğinde mutlu bir azınlık sınıfı ortaya çıkacak. Hindistan daki kast sistemi gibi. Çoğunluk yönetilecek, köleleşen insan bu durumu Kanıksayacak. İtiraz, isyan duygusu tamemen yok olacak. İtaat mutluluk aracı olarak kullanılacak. 
        Masanın üstünde rekabet var? Yalnız masanın altında ayaklar zencir ile birbirine bağlı. Birisi kuyuya düşerse hepsi düşer. Bunu bildikleri için kimsenin düşmemesi için büyük çaba harcıyorlar. Peki bize ne diyorlar? Biz farklıyız. 
     Sonuç da  bu bir komplo teorisi mi! 
         

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...