AKILDA KALMAYANLAR

28 Şubat 2026 Cumartesi

BİZ KİMİZ?

        Bu topraklarda Türk adı 1400 yılına kadar bir değeri vardı, bu yıllardan sonra sadece kullanılan bir aparattan öteye geçmemiştir. Sadece savaşlarda anılan bir halk hâline getirilmiştir. Ölen Türk, öldüren Türk hayatı dolu dolu yaşayan Ermeni, Yahudi, Rus, Yunan say sayabildiğin kadar. Savaşlarda değerlidir, her istediği yerine getirilir, aslan olur, kaplan olur, kahraman olur, bu duygular ile önüne ne gelirse devirir, devrilir, savaş biter, haydi memleketine, vurdulu, kırdılı, savaş yerini geçim, hayatta kalma savaşına girişir. Burada da başarılı olsa da az kayıp vermez. Hastalık bir yandan, yoksulluk bir yandan saldırır üzerine. Savaşta elde edilen başarı ile kurulan  saraylarda, haremlerde bireri gününü gün edip eğlenirken kendisi ölümle, hayat arasında gidip gelir. 
      Tabii olduğun devletin her derdini çek, başkentine hamallık yapmak için bile izin ile gir. Bu düşmanlık neden? Anadolu ile barışık olmayan saray yıkılmaya mahkûmdur. Savaşta Türklerden, barışta ecbebilerden medet ummak da neyin nesi. Anadolu halkı bu duruma isyan edince, isyancı diye üzerine ordu gönder. Anlı şanlı tarihçinde çıksın "bunlar devlete hıyanet eden üç beş çapulcu" desin. Diyen kim yine Türk. Bu bir ideolojidir. Bunlar için masum Anadolu insanını suçlayıp "üç beş çapulcu" diyen hakkını değil, kendini satılığa çıkarmış çapulcu dan başkası değildir. Ne kadar kolay değil mi? Kendi rahatın, debdebeli hayatın için insanları ötekileştirmek. Bunun için canlar yakıp, kırıp dökmek. Üç beş Yahudi, Hıristiyan için Müslüman kimliğin ile evlere ateş atmak mutlu mu ediyor sizi!
         Barış zamanlarında sarayı bırakın, sarayın olduğu bölgeye yaklaştırılmayan Türkler savaş da kapılar sonuna kadar açılır. Ölecek, öldürecek birileri olacak ki saraylar ayakta kalsın, haremde zevk sefa sürsün. En ucuz can Türk'ün canı olsa da olur olmasa da olur. Adnan Menderes NATO ya girme karşılığında ABD nin taninda savaşmak için Kore'ye asker gönderdi. Dönemin ABD dışişleri bakanı "en ucuz askeri Türklerden aldık, bize 25 cente mal oldu" demiştir. Şehitlik çok büyük mertebe olarak anlatılır, sorgusuz sualsiz cennet garantidir şehide. Ama anlatan ne hikmetse şehit olmaktan korkar. Hazır talipli Türk varken ne gerek var, şehit olmaya. O başka yollarla da girer cennete. O yolu sadece kendileri bilir, kimseyi yanında götürmezler. 
          Saraylarında zevk sefa içerisinde yaşarken birileri onları kurtuluşa erdirir. Bir İyilik yapar, karşılığında binlerce kötülük, ama iyilik anlatılır, tarih olur, kötülük yok olup gider. Nesillere sadece iyilik öğretilir "cennet mekan" sözleri her dönem geçerliliğini korur. Savaşan mı? Çoğu zaman insan yerine bile konmaz. Savaşta aslan olan barışta çoğu zaman hamallık yapma izni bile alamaz. Sonra övünürüz " Tarihimiz deki büyük şahsiyetler, büyük komutanlar" demeyiz ki bunlara o payeyi Türk vermiştir diye. İlginç olan verdikleri paye ile övünen de Türk. Rezil, yoksul bir hayat yaşa, saray inşa et, o saraya sana kötülük edeni oturt ve onunla gurur duy. Bu sağlıklı bir insan davranışı mı? Herkesin elbette bir cevabı vardır. Sağlıklı veya sağlıksız.
         Siyaset de tesadüfler yer yoktur. Bize var gibi gösterirler. Anadolu'nun ücra bir köşesinde, her hangi bir ezoterik  bir yer ile bağlantısı olmayan birinin Yönetim kadrosuna geldiğine hiç şahit oldunuz mu? Mümkün değildir. Olanlar da orada fazla duramazlar. Erdal İnönü, Abdullah Gül. Abdullah Gül Başbakan oldu, körfez savaşını kucağında buldu. ABD nin isteklerine direndiği için, üstü çizildi. İcra makamı olmayan Cumhurbaşkanı yapıldı. Bir şey vermeden, bir şey alamazsın. Birileri tarafından Önce bir ideoloji oluşturulur, sonra oluşturulan yerde buna sonsuz itaat edecek insanlar yetiştirerek hizmet etmesi sağlanır. Burada mutlak itaat birinci şarttır. Bizim dindar, milliyetçi, sosyalist, komünist, vb ne varsa belli bir çerçevede üretilen bu düşünce yapısını piyasaya sürerler ve bizide buna uymaya, arkasından kavgalar vermeye mecbur ederler. Bunu birde kendi insanımıza yaptırırlar ya en acısıda, insana en dokunanı da budur.
         Hiç bir ideoloji tek başına, sınırları belli bir çerçevede hareketli etmez. Hep ileriye bakmak, bir şeyler üretmek zorundadır. Kendi dar çerçevesinde kalan ideolojiler yok olup gider. İnananları kendi içerisinde düşündürmemek için, sınırları aştırmaları gerekir, diğer türlü içine kapanan ideolojinin yanlışlarını görmek kolay olur. Sürekli ileri bir hedef seçmeleri gerekir ki, insanlar sorgulamasın. Örnekler mümkün olduğu kadar çoğaltılır. Her örnek bilinmezliklerle doludur. Bilinmeyen şeyi aslında kimse bilmez. Amaç insanları meşgul etmektir. O ideoloji üzerinde felsefi, sosyolojik çalışmalar yapılır, toplum üzerindeki etkileri araştırılır. Bunların hepsi yapmacık, insanlığa faydası olmayan şeylerdir. Her ideoloji evrensel gibi gözüktürülmeye çalışılsa da her zaman belli kişilere, belli toplumlara hizmet eder. Bakın komünizme, kapitalizme, monarşizme, otokrasizme say say bitmez. Ya kişiye ya da ülkeye hizmet için tasarlanır, bu uğurda insanlar birbirini kırar geçirir. Fayda her zaman için suyun başındakileredir. 
        "Halkımız mazlumu sever" külliyen yalan. İşine geldiğini sever. İyi Fakiri seven çok nadirdir, ama kötü de olsa zengini herkes sever. Geçmişe bakın. Halkın çoğunluğu ile seçilen Adnan Menderes'in darbe olup Yassı adaya götürülüp, hapsedildiğinde, milyonlarca seçmeni ne yapıyordu? Darbecilere alkış tutuyordu. Ya Demirel, Türkeş, Ecevit, Erbakan bunları seven ülkenin yüzde doksanıydı, 12 Eylül'de etrafında bir kişi kaldimı? O günkü Refarundumu gördük yüzde doksan üç Kenan Evren 'e " evet" dedi. Halkımız mazlumu sever miş! Peh. 
         
       

24 Şubat 2026 Salı

İNSANLIK

         İnsan çok değişken bir varlık. Kendinde olmayanı sert bir dil ile eleştirir, olduğu zaman eleştirdiği şeyi yapar. Çok fakirdir, zenginlerin hayatlarını eleştirir, hasbelkader zengin olduğu zaman eleştirdiği ne varsa fazlasını yapar, bundanda hiç rahatsızlık duymaz. 
        Köleliğe çok karşı insanlar vardır. Olması gerektiği gibi. Zorunlu olarak kendisine bir köle verin, en ufak hatasında efendi rolünü üstlenir. 
       Birden fazla kadınla evlenmenin yanlışlarını, hatalarını anlata anlata bitiremeyen birine zorunlu olarak birden fazla eş verin. Ne yapacak diye bakın. Emin olun memnun olup, daha fazlasınında olması gerektiğini söyleyecektir. Eşlere adil davranmanın şart olduğunu söyleyecek, davranış eşit olmazsa birden fazla evlenmenin yasak olduğunu ile ilgili fetva verecek, kendi o işin içinde olduğunda adaletli davranmayacaktır. Adaletli davranma ile ilgili öyle savunmalar yapacak ki siz kendinizi suçlayacak, ona hak vereceksiniz. 
        İnsan yetkisinde olmayan işlerle ilgili eleştiri yeteneğini sonuna kadar kullanır. Aynı makamı ver, eleştirdiği adamı mum ile aratır. Bir söz vardır "gelen gideni aratır" diye her konuda yanlıştır bu söz yalnız bu konuda yanılma çok azdır. Milli piyangodan zengin olanlara bakın, en geç beş yıl içinde eski halinden daha beter duruma düşüyor. Görmediği imkanlar aniden verilince, o ağırlığı kaldıramıyor. Sınıf atladığını zannediyor, ama atladığı sınıf değil düştüğü insanlık oluyor. 
         Allah insana kaldıramayacağı yük yüklemez. Israr ederse yükler yalnız ondan insanlığını alır. İnsan hak etmediği konum ya da zenginliğe sahip olunca başka bir varlık haline geliyor. Bunun açıklaması var mı? Elbette var. Her verilen nimetin bir de külfeti olduğunu bilmeyenler, kulfetin nereden ve nasıl geldiğini fark etmemesi sonucu altında kalıp eziliyor. 
        Hırs insanı yer bitirir, insanlıktan çıkarır. Hırslı olan hedefe tek başına ulaşamaz. Hırs da zaman kavramı önemlidir. Sabır olmaz. Hedefe ulaşmak için her yol mübahtır. Başkalarını kullanmadan, onun omuzlarını bir basamak olarak kullanmadan, kısa sürede hedefine ulaşamayacağını bildiği için, hep maşa, çıkılacak bir omuz kullanmayı tercih eder. "Hedef bana, yapılan yanlışlar ona" mantığı ile hareket ettiği için, insan olma duygusu dan uzaklaşır. 
         Kendilerini dev aynasında görüp, insanlığı ben yarattım havasında olanlar. Ölmeyecek gibi yaşayanlar, "Ölüm var ölüm" bunu idrak etmek için akıl, düşünce bir bedeni terk etmişse, kalbine vurulan mührü açacak alet, bilgi, beceri beşerde yoktur. O mührü sadece vuran kaldırır. Dönüşü olmayan bir Yola girmişse insan, o yoldan döndürecek kuvvet kendisinde olamaz. Yıkan, yapmaz, öldüren, diriltemez, yakan söndüremez. 
     Gerçek olmayan ideolojik düşünce ile, yalan tarih üreterek, bilmediği konuyu eğip bükerek anlatarak, doğru olmayanı doğru gibi göstererek, benlik duygusuyla hareket ederek. Başkasında olanı istemeyerek kültür medeniyet oluşturulmaz. Olanında içine eder. Orta Asya'da Türkler Çin ve İran'a rağmen kendilerine özgü bir kültür oluşturmuştur. Bu kültür içerisinde Yukarıda kilerden hangisi var? İslam kültürüne hiç gitmeyelim. Zaten biri varsa dinde değil, kişide problem vardır.
          

22 Şubat 2026 Pazar

DELİLER -26-

     Dua ederken dikkat etmek lazım. Kaldıramayacağın şeyi isteme. Bana para ver derken, o para vermez, yol açar. En önemlisi de İsteğiniz çok olabilirde verilecek belki sınırlıdır. "Allah'ım bana mal mülk ver" demeyin. Olur ya mal 'ı verir, mülkü vermez. Mal ile başbaşa kalırsınız. Ondan sonra uğraş dur. 
------------------------------------------------------------------
   "Halkımız mazlumu sever" külliyen yalan. İşine geldiğini sever. İyi Fakiri seven çok nadirdir, ama kötü de oldarbesa zengini herkes sever. Geçmişe bakın. Halkın çoğunluğu ile seçilen Adnan Menderes'in olup Yassı adaya götürülüp, hapsedildiğinde, milyonlarca seçmeni ne yapıyordu? Darbecilere alkış tutuyordu. Ya Demirel, Türkeş, Ecevit, Erbakan bunları seven ülkenin yüzde doksanıydı, 12 Eylül'de etrafında bir kişi kaldimı? O günkü Refarundumu gördük yüzde doksan üç Kenan Evren 'e " evet" dedi. Halkımız mazlumu sever miş! Peh. 
------------------------------------------------------------------
 Hallac-ı Mansur’u  idama götürürlerken, kız kardeşine de vedalaşması için gelmesini söylediler. O da gelmiş, fakat başörtüsüz gelmişti. Muhafızlar ona bağırıp, ihtar etmişlerdi...
         "- Başörtün nerde  be kadın, erkeklerin arasına böyle çıkamazsın...?"
           O da "Ben burada Mansur'dan başka erkek göremiyorum." dedi.
     Lafın burasında  Dr.Ali Şeriati der ki:  
   --  "Zulmeden bir dindardan daha kötüsü, 'zalim bizden' diye susan dindardır."
       
------------------------------------------------------------------
Çok dindar yöneticiler sizi cennete sokmaz, dinsizlerde, cennetten çıkaramaz. Ölçüyü belirleyen, yönetici değil senin ahlâk, iman, edep, hak hukuk anlayışındır. Yöneticinin gayesi sana bu dünyada cenneti yaşatacak ortam hazırlamasıdır. Bu dünyada sana cehennemi yaşatanlar, diğer tarafta gül demetleriyle karşılanmayacağına emin olabilirsin. 
------------------------------------------------------------------
       Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı var. Yalnız görev alanı pek anlaşılmıyor   insanların kafasında soru işaretleri var. Aydınlatılsa iyi olur. Gerçekten bildiğimiz aile ile sorunları, çözümleri, hukuki danışmanlıkları, çocukları koruma için mi var, yoksa kurumlara çalışan alırken aynı aileden olması için kurumlara yol göstericilik yapıp, denetleme mi yapıyor? Burası tam anlaşılır gibi değil. Başarıya bakarsan görev alanı ikinci gibi geliyor. 
------------------------------------------------------------------
     Beşeri benimsemiş yönetici ile, şapkadan tavşan çıkaran sihirbaz arasında hiç bir fark yoktur. Her ikisi de insanların duyguları ile oynar. Her ikisi de olmayan bir şeyi var gibi gösterir, her ikiside gerçekleri gizler birisi seyirciye diğeri garip gurabaya hayaller satar. Sihirbazın şapkadan tavşan çıkarma işinin hile olduğunu seyirci bilse, para vererek gösteriye gelir mi? Yöneticinin hiç bitmeyen ve gerçekleşmeyen vaatlerini garip guraba bilse peşinden gider mi? İkisi arasında tek bir fark vardır. Sihirbazın yaptığı gösteriden sonra biter. Ama diğerinkininki bitmez. Tek bir gösteri ile yetinmez, sürekli sahnede kalır. Numara çoktur onda. Tabii garip gurabada.
------------------------------------------------------------------
Normal nedir? alışılagelene, kurala uygun olan, şaşılacak bir yönü bulunmayan, olağan, doğal. Herkesin normali farklıdır. Dilencinin aşağılanması, polisin cop kullanması, hırsızın cop yemesi, zenginin gururlanması herkes tarafından normal karşılanır. Peki normal midir? Bunu toplum alışkanlıkları belirler. Yanlış da olsa tekrar edilen davranış zamanla normalleşir. Birini her hafta dövün, ilkinde tepki çekersiniz ama bir yıl sonra normalleşir. Dönüp bakmazsınız bile. Toplum duyarsızlılığı normalleşmenin en kötü halidir. Bizde ki gibi. Biz böyle değildik, sonradan olduk.

------------------------------------------------------------------
      Bugünün dünyası kadim (eski) medeniyetlerin hükmünün olmadığı bir dünyadır. Kim ne derse desin Günümüzde sadece iki medeniyet vardır İngiliz ve Yahudi medeniyeti.  Tevrat da bir emir vardır Yahudiler bunu uygular. "Kardeşine borç vereceksin faiz almayacaksın, kendinden olmayana vereceksin faiz alacaksın der. Bugün dünyada parayı Yahudiler yönlendirir, dünya politikasını İngilizler belirler. ABD sadece uygulayıcıdır. Bir nevi tetikçi. Biz tetikçiye bakarız, azmettirenler perde arkasından bize sadece gülerler.
------------------------------------------------------------------
Bir hurefe doğduğunda, ilk kuşak onu reteder. İkinci kuşak onun ile yaşar. Üçüncü kuşak yaşamayı bırak onun için savaşır. Hangi din olduğu önemli değil, din savaşlarının tamamının altında bir hurefe yatar. Örnek Haçlı seferleri. Din gibi gözükür ama Avrupa'nın ne kadar çapulcusu varsa, zengin olmak için katılmıştır. Samimi olanlar ise cennete gitmek için. Masum öldürmek, zulmetmek, yağma yapmak, tecavüz sonucu cennet ummak. Hurafe değilde nedir? Keteybe İslam adına katliamlar yaptı, ne için din için. 
------------------------------------------------------------------
      Bir futbol maçında, hakem gol atıyor ve bu da geçerli oluyorsa. Bu futbol maçı sirk'e dönüşmüştür. Bu gibi maçlar zaman kaybıdır, seyredilmez. Hakemin görevi tarafsız olarak maçı yönetmektir. Hakemin gol attığı futbol maçından herkes etkilenmeye bilir, yalnız insan hayatını ilgilendiren bir konu ile ilgili tarafsız olması gereken biri taraf olup, hayatları etkiliyorsa, sorumluluk sadece o şahsa ait değildir. O şahsı oraya getiren bütün yol açanlar ondan sorumludur. 
------------------------------------------------------------------
     Ekonomik zorluklardan bıkan halk saraya yürür. Padişaha "yeter artık o koltuktan in"derler. Padişah da inerim yalnız bir şartım var. Gece olduğunda herkes bir kova sut'ü şu meydanda bulunan üzeri örtülü havuza dökecek o dolursa tahtı bırakır istediğinizi padişah yapabilirsiniz. O gece herkes bir kova getirir havuza döker. Sabah olunca halk tekrar toplanır. Havuzun üstündeki perde kaldırılır, bakarlar ki süt değil su var. Herkes bir kova sudan ne olacak ki diye süt yerine su dökmüşlerdir. Padişah " işte bende sizin gibiyim sizinde benden farkınız yok. Kimi seçerseniz seçin o da benim gibi olacak. Ahlâk karanlıkta belli olur. Dürüst idareci istiyorsak önce kendinizden başlayalım. 
------------------------------------------------------------------
     Kürt bir çocuk ilkokula başlamış.  Öğretmeni Türkçü biriymiş. Öğretmen "Oğlum ismin ne" çocuk "Şivan öğretmenim" Öğretmen "Bundan sonra senin adın Kürşat olsun" demiş. Çocuk evine dönünce ailesine "Bundan sonra benim adım Kürşat, bana böyle seslenin" demiş. Anne, baba, abi, kardeş çocuğu bir güzel dövmüş. Ertesi gün çocuk okula gitmiş her tarafı mosmor. Öğretmen "Kürşatcığım ne oldu sana" çocuk "sormayın hocam üç beş Kürt beni dövüp bu hale getirdi" demiş. 
------------------------------------------------------------------
      "Ben çok dürüst biriyim" "Ben çok namuslu bir adamım" "Ben şerefli biriyim" "Ben her şeyde hak hukuk gözetirim" " Benim kimsenin malında gözüm yoktur" bu tip söylemler ile sık karşılaşırız. Hiç sorulmadan söylenir bunlar. Normal insan olmak zaten bunları gerektirmiyor mu? da üzerine basa basa insanlar kendini tarif etme yoluna gidiyor. Yoksa şüphe mi? var. Biz bir şey görmüyoruz da! tabiki insan kendini daha iyi bilir. 
------------------------------------------------------------------
      ATV ilginç bir Kanal.  Müge Anlı: günahkarları buluyor. Esra Erol: Günahları ortaya seriyor, Nihat Hatipoğlu: Günahların af edilmesi için dua ediyor. Bu döngü yıllarca devam edip gidiyor. Güzel bir organizasyon!  Şeytan bir gün bir kadının yanına oturur. Kadın komşusuna yapacağı kötülüğü anlatır. Şeytan "Kurban olayım yapma bu kadar teferruata girdin ya benden bilirler" demiş. Şeytan bu organizasyondan haberi olsun, bize burdan ekmek çıkmaz diye Ülkemizi terk eder. 

DELİLER -25-

    Yenilmiş bir kul hakkını ne Mekke temizler, ne de tekke. Buralarda uğraş vermek kısa da olsa vicdanı rahatlatır. Mühlet verilir, Kurtuldum sandığın anda yakalarlar. Sana Mekke ile tekkeyi değil yediğin kul hakkını sorarlar. Üzerinde değerli, seni kurtaracak ne varsa misli ile alırlar, hakkını yediğine verirler. "Sen benim kim olduğumu biliyor musun" desen, zaten biliyorlar. Torpilde yok. Şahit hâkimin ta kendisi. "Yetiş ya şeyhim mi" diyeceksin, o kendini kurtarma peşine düşmüş, seni tanır mı?
---------------------------------------------------------------------
ABD de ve bazı Avrupa ülkelerinde "İsrail soykırım yapıyor" diye eylem yapmak, konuşmak suç, tutuklananabilirsiniz. Savunma basit, o topraklar üç bin yıldır onların almaları hakları. Bunu söyleyen ABD ikiyuz elli yıldır Kızılderililerin topraklarında, burası Kızılderililerin, çıkın buradan dersen de suç. Demek ki "suçun" bir tanımı yokmuş. Kişiye göre değişen bir olgu. Güçlüysen haksız da olsan, haklısın. İnsan hakları, özgürlük, demokrasi sadece hikâye. Bu İnsan hakları, özgürlük, demokrasi, güçsüzleri kontrol etme, sömürme yöntemi. 
---------------------------------------------------------------------
       Kutsal olan yaşam mıdır? Yoksa ölüm mü? Nerede, hangi coğrafyada olduğunuza bunun cevabı verir. Aynı yerde, aynı köyde, aynı mekanda olan iki kişinin cevabı farklı olabilir. Burada önemli olan mekan değildir, önemli olan düşünce biçimidir. Aynı mekanda olman, farklı düşünen diğer kişi ile aynı mekan konumuna sokmaz. Bir kaç insanı ormana götürün, ağaçları gösterin " bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz" deyin cevaplar çoğunluk farklıdır. Bakış açısı, dünya görüşü, çevreyi doğru gözlemleme sonucu net olarak verir.  
---------------------------------------------------------------------
    ABD nin en uzun süre dışişleri Bakanlığı'nı yapmış, dünyadaki bütün ezoterik örgütler (masonluk, avanjelist, illimation vb) ile bağlantısı olan bir şahıs var. Geçen yıl öldü. Henry Kesincer) soruyorlar ABD neden güçlü: diyor ki: ABD ülkede bulunan hainleri yaşatmaz, yanlız ülke dışındakilere büyük destekler verir. Bunlar yönetici de olabilir, bürokrat da hiç fark etmez. ABD biri hakkında methiyeler düzüyorsa bilin ki ABD çıkarlarına hizmet ediyordur. 
---------------------------------------------------------------------
Bakara Suresi 174. Ayet (meal):
“Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyen ve onu az bir bedel karşılığında satanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmazlar. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz ve onları temize çıkarmaz. Onlar için acı bir azap vardır.”
      Kur'an ı Kerim'in en ağır ayeti. Herkes bunun muhatabı, ben bilmiyordum mazereti geçerli değil. Benim makamım gider, sürgün yerim, rahatım bozulur , mazeret çok. Bu dünyanın rahatını yaşa yaşayabildiğin kadar,   diğer tarafta rahat olmayacaksın. Bunu düşünen de pek yok ya orası da başka mesele. 
---------------------------------------------------------------------
      Dünyayı, yıllar önce topluluktan ayrılarak ters yöne, dağlara doğru tek başına giden bir penguen meşgul ediyor. Bilinçli servis edilen bu görüntüler, kişilere değil, yöneticilere yönelik olnasın. Bir de "ölüme gidiyor" diye yorum yapıyorlar. Benim kurmuş olduğum sisteme entegre olmazsan, yanlızlaşır ve ölürsün mü? Demek istiyorlar.
       İnsanı yanlızlaşmak öldürmez, insanı adaletsiz, hukuksuz, zalim bir yönetim öldürür. Tek başına huzurlu yaşayan binlerce insan var. Ama diğer türlü huzurlu yaşayan bir insan bulamazsınız 
---------------------------------------------------------------------
      Osmanlı padişahlarının yaptıkları iyi işler yanında kötü yaptıklarıda vardır. İyiler konuşulduğu gibi kötülerde konuşulmalı. Beşerin yaptıkları tabu değildir. Mesela kardeş katli. Israrla savunanların iddiası "Devletin bekası" ileride isyan edip devlete zarar verme ihtimali. Kesin olmayan bir hüküm. Suç işlemeden cezalandırma. Hiç bir dinde olmayan, bilâkis karşı çıkılan bir durum. O günün Şeyhüslamları fetva vermiş. Yanlış yapmış. Bugün halen kardeş katlini savunanlar gibi. İşlenmemiş bir suçun cezası ancak Kuzey Kore de ve guguk (Gelişmemiş üçüncü dünya ülkesi) devletlerinde vardır. 
---------------------------------------------------------------------
George Orwell' in 1984 kitabı, 1949 da yazılmış. Gelecekte olabilecek yönetim ve insanların yaşam biçimini anlatıyor. Orada diyor ki İnsanlar robotlaşmıştı, her hareketleri yönetim tarafından takip ediliyordu. Hiç kimse işsiz değildi. Her gün gereksiz toplantılar yapılıyor, toplantıya katılanlar, toplantının amacını dâhi bilmiyordu. Üretime hiç katkısı olmayan Gereksiz meslekler üretildi, Günümüze ışık tutacak bir kitap. Günümüzde sunum yapmak, İnsan kaynakları, halkla ilişkiler, evlilik danışmanlığı, yaşam koçu gibi mesleklerin topluma ne gibi katkısı var. Aileler daha mı iyi? Yaşam daha mı kaliteli? Halkla ilişkiler ile Üretici ile tüketici arasındaki sorunlar daha mı az? 
---------------------------------------------------------------------
       Espteın dosyası insanlığın yapabileceği kötülüğün üst sınırına ulaştığını belgelemiştir. Küçük yaşta kız çocuklarını üst düzey politikacı, iş adamı, sanatçıya sunmak nedir?  Haberin bireysel çabalar ile duyurulmaya çalışılması, ulusal basınlarda yer almaması ayrı bir rezalet. Kişiler üzerinden gidilmesi olayı küçültüyor, magazinleştiriyor. Kurulan sistemi deşifre etmek öncelik olmalı. Nasıl kuruldu, bu kadar bilgi, belge, fotoğraf, kayıt nasıl ve kim tarafından toplandı. Önemli olan cezalandırma olacak mı?  Depremde kaybolan çocuklarda var mı? Varsa Sebep olanlar, sebep olanlara dolaylı yada dolaysız yardım edenler dua etsin. Allah helak kapısını kapattığı için. 
---------------------------------------------------------------------
Menfaat ve para için, komşunu öldürmeye gelen katile ses çıkarmazsan, katil işini bitirip gittikten sonra yetim kalan çocuklarına bakacak yüzün olursa, yaşamaya devam et. Eğer yaşayamam diyorsan, katile ya müdahale et yada ihbar et ki o işini yapamasın. İşte insan ile insancık burada yol ayrımına girer. Nasıl ki Allah insana iyi ve kötü tercihi sunuyor, seçtiğin yol'a göre muamele görüyorsun. Burada da seçtiğin karara göre insan oluyor yada olmuyorsun.
---------------------------------------------------------------------
     İnsan Kendine değer katarken, kendinde bir şey varsa onu büyütüp çoğaltabilir. Hiç bir şey yoksa çaba boşunadır. Mesela bir'i üç yapabilirsin, çünkü elde kırıntı da olsa bir şeyler var. Bir buğday tanesini ekersen, başak verir, başakta en az sekiz tane olabilir. Bir sekiz olur. Sıfırı iki yapamazsın. Çünkü elde bir şey yok. Yoktan var edilmez. Onun için insan kendinde her zaman bir şey bulundursun. Bulundurduğu şey, kendine olduğu kadar çevresine de yararı olan şey olsun.

18 Şubat 2026 Çarşamba

BİZ KİMİZ?

        Bu topraklarda Türk adı 1400 yılına kadar bir değeri vardı, bu yıllardan sonra sadece kullanılan bir aparattan öteye geçmemiştir. Sadece savaşlarda anılan bir halk hâline getirilmiştir. Ölen Türk, öldüren Türk hayatı dolu dolu yaşayan Ermeni, Yahudi, Rus, Yunan say sayabildiğin kadar. Savaşlarda değerlidir, her istediği yerine getirilir, aslan olur, kaplan olur, kahraman olur, bu duygular ile önüne ne gelirse devirir, devrilir, savaş biter, haydi memleketine, vurdulu, kırdılı, savaş yerini geçim, hayatta kalma savaşına girişir. Burada da başarılı olsa da az kayıp vermez. Hastalık bir yandan, yoksulluk bir yandan saldırır üzerine. Savaşta elde edilen başarı ile kurulan  saraylarda, haremlerde bireri gününü gün edip eğlenirken kendisi ölümle, hayat arasında gidip gelir. 
      Tabii olduğun devletin her derdini çek, başkentine hamallık yapmak için bile izin ile gir. Bu düşmanlık neden? Anadolu ile barışık olmayan saray yıkılmaya mahkûmdur. Savaşta Türklerden, barışta ecbebilerden medet ummak da neyin nesi. Anadolu halkı bu duruma isyan edince, isyancı diye üzerine ordu gönder. Anlı şanlı tarihçinde çıksın "bunlar devlete hıyanet eden üç beş çapulcu" desin. Diyen kim yine Türk. Bu bir ideolojidir. Bunlar için masum Anadolu insanını suçlayıp "üç beş çapulcu" diyen hakkını değil, kendini satılığa çıkarmış çapulcu dan başkası değildir. Ne kadar kolay değil mi? Kendi rahatın, debdebeli hayatın için insanları ötekileştirmek. Bunun için canlar yakıp, kırıp dökmek. Üç beş Yahudi, Hıristiyan için Müslüman kimliğin ile evlere ateş atmak mutlu mu ediyor sizi!
         Barış zamanlarında sarayı bırakın, sarayın olduğu bölgeye yaklaştırılmayan Türkler savaş da kapılar sonuna kadar açılır. Ölecek, öldürecek birileri olacak ki saraylar ayakta kalsın, haremde zevk sefa sürsün. En ucuz can Türk'ün canı olsa da olur olmasa da olur. Adnan Menderes NATO ya girme karşılığında ABD nin taninda savaşmak için Kore'ye asker gönderdi. Dönemin ABD dışişleri bakanı "en ucuz askeri Türklerden aldık, bize 25 cente mal oldu" demiştir. Şehitlik çok büyük mertebe olarak anlatılır, sorgusuz sualsiz cennet garantidir şehide. Ama anlatan ne hikmetse şehit olmaktan korkar. Hazır talipli Türk varken ne gerek var, şehit olmaya. O başka yollarla da girer cennete. O yolu sadece kendileri bilir, kimseyi yanında götürmezler. 
          Saraylarında zevk sefa içerisinde yaşarken birileri onları kurtuluşa erdirir. Bir İyilik yapar, karşılığında binlerce kötülük, ama iyilik anlatılır, tarih olur, kötülük yok olup gider. Nesillere sadece iyilik öğretilir "cennet mekan" sözleri her dönem geçerliliğini korur. Savaşan mı? Çoğu zaman insan yerine bile konmaz. Savaşta aslan olan barışta çoğu zaman hamallık yapma izni bile alamaz. Sonra övünürüz " Tarihimiz deki büyük şahsiyetler, büyük komutanlar" demeyiz ki bunlara o payeyi Türk vermiştir diye. İlginç olan verdikleri paye ile övünen de Türk. Rezil, yoksul bir hayat yaşa, saray inşa et, o saraya sana kötülük edeni oturt ve onunla gurur duy. Bu sağlıklı bir insan davranışı mı? Herkesin elbette bir cevabı vardır. Sağlıklı veya sağlıksız.
         Siyaset de tesadüfler yer yoktur. Bize var gibi gösterirler. Anadolu'nun ücra bir köşesinde, her hangi bir ezoterik  bir yer ile bağlantısı olmayan birinin Yönetim kadrosuna geldiğine hiç şahit oldunuz mu? Mümkün değildir. Olanlar da orada fazla duramazlar. Erdal İnönü, Abdullah Gül. Abdullah Gül Başbakan oldu, körfez savaşını kucağında buldu. ABD nin isteklerine direndiği için, üstü çizildi. İcra makamı olmayan Cumhurbaşkanı yapıldı. Bir şey vermeden, bir şey alamazsın. Birileri tarafından Önce bir ideoloji oluşturulur, sonra oluşturulan yerde buna sonsuz itaat edecek insanlar yetiştirerek hizmet etmesi sağlanır. Burada mutlak itaat birinci şarttır. Bizim dindar, milliyetçi, sosyalist, komünist, vb ne varsa belli bir çerçevede üretilen bu düşünce yapısını piyasaya sürerler ve bizide buna uymaya, arkasından kavgalar vermeye mecbur ederler. Bunu birde kendi insanımıza yaptırırlar ya en acısıda, insana en dokunanı da budur.
         Hiç bir ideoloji tek başına, sınırları belli bir çerçevede hareketli etmez. Hep ileriye bakmak, bir şeyler üretmek zorundadır. Kendi dar çerçevesinde kalan ideolojiler yok olup gider. İnananları kendi içerisinde düşündürmemek için, sınırları aştırmaları gerekir, diğer türlü içine kapanan ideolojinin yanlışlarını görmek kolay olur. Sürekli ileri bir hedef seçmeleri gerekir ki, insanlar sorgulamasın. Örnekler mümkün olduğu kadar çoğaltılır. Her örnek bilinmezliklerle doludur. Bilinmeyen şeyi aslında kimse bilmez. Amaç insanları meşgul etmektir. O ideoloji üzerinde felsefi, sosyolojik çalışmalar yapılır, toplum üzerindeki etkileri araştırılır. Bunların hepsi yapmacık, insanlığa faydası olmayan şeylerdir. Her ideoloji evrensel gibi gözüktürülmeye çalışılsa da her zaman belli kişilere, belli toplumlara hizmet eder. Bakın komünizme, kapitalizme, monarşizme, otokrasizme say say bitmez. Ya kişiye ya da ülkeye hizmet için tasarlanır, bu uğurda insanlar birbirini kırar geçirir. Fayda her zaman için suyun başındakileredir. 
        "Halkımız mazlumu sever" külliyen yalan. İşine geldiğini sever. İyi Fakiri seven çok nadirdir, ama kötü de olsa zengini herkes sever. Geçmişe bakın. Halkın çoğunluğu ile seçilen Adnan Menderes'in darbe olup Yassı adaya götürülüp, hapsedildiğinde, milyonlarca seçmeni ne yapıyordu? Darbecilere alkış tutuyordu. Ya Demirel, Türkeş, Ecevit, Erbakan bunları seven ülkenin yüzde doksanıydı, 12 Eylül'de etrafında bir kişi kaldimı? O günkü Refarundumu gördük yüzde doksan üç Kenan Evren 'e " evet" dedi. Halkımız mazlumu sever miş! Peh. 
         
       

16 Şubat 2026 Pazartesi

DELİLER -24-

       Kendi kültüründen olmayanlardan aldığı ne varsa içinde "duygu" olmaz. Özellikle bu ruh hastalıklarında etkisini gösterir. "Avrupa'da, Amerika'da yapılan çalışmalarda" diye başlayan deney ve tespitler kendi kültürü, medeniyeti, gelenek, görenek, aile yapısı ile ilgili çalışmalardır. Her medeniyetin farklı kültürleri olduğundan bu çalışmalara uyum göstermeyebilir. Başkası için kutsal olanlar bizim için sıradan olabilir. Onun için insanı ilgilendiren konularda en doğru seçim, kendi yaptığın ile hareket etmektir. 
---------------------------------------------------------------------
İşlenen günahlardan, işleyeni korumaya çalışıyorsa bir insan onun için işleyen "tağuttur" yaptığı ibadetleri Allah'a değil tağutuna yapıyordur. Allah'ı bilerek veya bilmeyerek devre dışı bırakarak Kendine önder ettiği "tağut" ile haşr olur. Bu dünyada kurtarıcı gördüğü, diğer tarafta ateşidir. İnsan ateşini buradan götürdüğü bir gerçektir. Ateşe koşan kelebekler gibi. Kurtuluş sandığımız, ölümümüz oluyor.
---------------------------------------------------------------------
Ayı ile haral'a (çuval) girilmez. Ayı ile güreş tutulmaz, ayı ile dans edilmez. Bir tek ayı ile dans etmeye kalkarsan, dansın ne zaman biteceğine ayı karar verir. Ya birden fazla ayı ile dans etmeye kalkarsan, o zaman ayılar birer birer dansa kalkar, sen dinlenmeden sürekli dans edersin. Sen yorulur, ayılar yorulmaz. Diğer bir tehlikede, ayılar seni paylaşmak için kavga eder, bir yolunu bulup kendi aralarında anlaşırlarsa, sonuç daha feci olur. Kol birine, bacak birine, gövde birine. Onun için ne gerek var riske girmeye Karşındaki hem cinsin olsun. 
---------------------------------------------------------------------
       Biri çıkıyor, Kur'an-ı okudum dinden çıktım diyor, başka biri Kur'an'ı okudum Müslüman oldum. İkisi de okudu ama farklı sonuca vardı. Demek ki okuma arasında da farklar var. Ya da hedefe ulaşmak için okuma bir bahane. Kur'an'ın neresi seni dinden çıkardı? Mantıklı bir açıklama yok. Diğerine soruyorsun, seni kitapta yazan ne Müslüman yaptı. İnsana tefsir dersi verecek kadar anlatım yapıyor. İnsan elindekininin kıymetini bilmezse, başka ellerden ancak eline pislik bulaştırır. Temizi, pis 'e tercih etmek ancak bir insan davranışı olabilir.
---------------------------------------------------------------------
     Partilerin grup toplantılarında parti lideri kürsiye çıkıyor, geçmişteki başarısızlıklar dan değil de ileride olacaklardan bahsediyor. Bahsettikleri konular uçuk, başarılması mümkün olmayan işler, ama karşısında bulunanlar tarafından ayakta alkışlanıyor. Olmayacak bir şey niye alkışlanır. Alkış konusu olan sözler bugüne kadar hiç gerçekleşmedi, yine de aynı hızla söylemler ve alkışlar devam ediyor. İnsan bir delikten iki kere sokulmaz denir ama bu deyim bizim için geçerli değil. Biz her seferinde sokuluruz. Hemi de sevinçle.
---------------------------------------------------------------------
       Adamı vura vura öldür. Sonra dön dizini döverek, saçını başını yıkarak ağıtlar yak. . O bayrağı indirmek isteyenlere o cesareti veren siz değil misiniz? Binlerce yıllık insan hayatında Nasıl bir döneme denk geldik. Anne çocuğunu dövüyor sonrada ağlama diyor. Ya dövme yada ağlama deme. Mantıken ikisi bir arada olmaz. Ama bizde ne hikmetse oluyor. 
---------------------------------------------------------------------
    Toros sansarı gibisiniz. Sizi yıldızlı kürekle dövmek lazım. Onun sesi Taha tiz çıkıyor. Kafaya vurdumu tinnnn diye ses çıkarıyor. Başka türlü akıllanmayacaksınız. O da yetmeyebilir ama bir yerden başlamak lazım.
---------------------------------------------------------------------
      Allah insanı mükemmel yaratmıştır. Bunu semavî dinlerin indirdiği kitaplarda söyler. Altın olarak yaratılan insan, elmas olmak yerine teneke olma yolunda kendine bir yol çizer. Daha iyi olmayı korkuları nedeniyle düşünmez. İşin garantisine bakar. Yolun sonunda paslı bir teneke olur, bunu da başarı olarak kabul eder. Allah insana tercih sunar, kimisi altında kalır, kimisi elmas olur, kimiside teneke. İlginç olan elmasa bakar, tenekenin üstünlüklerinden bahseder. Kötülüğü iyiliğe tercihtir bu. 
---------------------------------------------------------------------
      Adnan Menderes Manisa daki bir konuşmasında "Herkes vatan cephesine (kendi partisi) üye olmak zorundadır, üye olmayanlar vatan hainidir" der. Aşık Veysel bu neden ile Sivas da mahkum edilir. Suçu vatan cephesine üye olmamak. Hani deniyor ya şapka takmayanlar mahkûm oluyordu. Adnan Menderes bu işi bir adım ileri taşıyarak demokrasiyi taçlandırmış. 
---------------------------------------------------------------------
      Müslüman ülkelerinde niye kan ve gözyaşı eksik olmuyor, niye fakirlik hiç bitmiyor diye serzenişleri duymayan, dile getirmeyen yoktur. Haklı mı? Elbette değiller. Müslümanların yaşantısına, eylemine, konuşmasına, davranışlarına, samimiyetlerine bakın sonra karar verin. Bir mecliste  bizzat şahit olduğum"kul hakkının çok büyük bir günah olduğunu, Allah'ın nasıl cezalandıracağını anlatan birinin, kul hakkının dibini sıyıranlardan biri olduğunu bilmeyen yok. Allah bizlere, bir damla suyu çok görmesi gerekirken, çok lütufkar davrandığı da kabul edelim.
---------------------------------------------------------------------
      Gerçekler kasabanın fahişesi gibidir. Sokağa çıktığında herkes onu tanır yalnız kimse onunla yan yana yürümez. Tanışıklık vermez. Biri çıkar emekliler için "Gariban" der. Herkes tepki gösterir. Hâlbuki söylediği gerçektir. Ne diyecekti gariban yerine "Mahmut" mu diyecekti. Gerçekler çoğu zaman rahatsız eder. İnsan neden gariban, fahişe oldu onu da herkes kendisine sorsun. Bilerek ve isteyerek gariban, fahişe oluyor sonra dönüyor birisi bu kelimeleri kullanınca rahatsız oluyor. Normal bir insan davranışı değil bu. 

15 Şubat 2026 Pazar

GEREKSİZ İŞLER

     George Orwell' in 1984 kitabı, 1949 da yazılmış. Gelecekte olabilecek yönetim ve insanların yaşam biçimini anlatıyor. Orada diyor ki İnsanlar robotlaşmıştı, her hareketleri yönetim tarafından takip ediliyor, uyarılıyor, yaptığı hareket devam ederse hemen cezalandırılıyor. Hiç kimse işsiz değildi. Her gün gereksiz toplantılar yapılıyor, toplantıya katılanlar, toplantının amacını dâhi bilmiyordu. Önemli olan insanları gereksiz işler ile meşgul etmek.           
         Gelelim günümüze, seksen yıl önce yazılmış bir kitapta ki öngörüler ne durumda. Günümüze ışık tutacak bir kitap. Çok isabetli tahminler de yapılmış. Üretime hiç katkısı olmayan Gereksiz meslekler üretildi, . Günümüzde sunum yapmak, İnsan kaynakları, halkla ilişkiler, evlilik danışmanlığı, yaşam koçu gibi mesleklerin topluma ne gibi katkısı var. Aileler daha mı iyi? Boşanma oranları düşürüldü mü? Kadın cinayetleri daha mı aza indirildi? Yaşam koçları hayatı daha mı kaliteli hale getirdi, hoşgörü, tahammül daha mı üst seviyede? Kurumlarda, şirketlerde oluşturulan Halkla ilişkiler birimleri ile Üretici ile tüketici arasındaki sorunlar daha mı az? Tüketici mahkemelerinin, Tüketici hakem heyetinin işleri azaldı mı? ARGE ler ne işe yarıyor? Daha kaliteli ve yeni üretim, tüketim odaklı icatlar yapması gerekmiyor muydu? Üretilen ürünler daha mı kaliteli? Hile hurda daha mı az. Hileli ürünleri, tüketici ile buluşturan departmanlar dürüst mü davranıyor? 
          Gereksizliliği kötü yolda kullanmak için icat etmişler. Her ülkenin Büyük şirket sıralamasında her zaman silah üreten şirketler ön sıradalardır. İnsanı daha acımasız, kolay ve toplu olarak öldüren silah yapıyorsun bununla da övünüyorsun. Bu gerçek insan davranışımı? Bunu hayvanlar bile mecbur kalmayınca yapmıyor. Gereksizlik kötü yolda kullanılınca iyi mi oluyor? Buna kim karar veriyor? 
          Öyle meslekler icat ediyorlar ki, bu niye var demekten insan kendini alamıyor. 
       

12 Şubat 2026 Perşembe

İNSANLIK

       İnsanlık tarihi üç yüz bin yıl olarak tanımlanıyor. Bir insan ömrü dikkate alınırsa az bir zaman değil. Tabi burada zaman kavramı dünya ile ölçüldüğü zaman üç yüz bin. Dünya ekseninde çıkıldığı zaman , zaman kavramı farklı işliyor. 
        Kur’an’a göre zaman Allah için bağlayıcı değildir. O, zamanı yaratandır.
“Rabbinin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.”
(Hac 22/47)
“Melekler ve Ruh, süresi elli bin yıl olan bir günde O’na yükselir.”
(Meâric 70/4)
         Biz burada sadece dünya kavramı üzerinden hesap ederek, geçmiş hakkında fikir yürütür, fikir sahibi oluyoruz. İlk yazılı tarih Sümerler ile başlatılıyor, o da MÖ 4000 yıl. Gerisi hakkında bilgi sahibi değiliz. Göbekli tepe 12. 000 yıl olarak hesaplansa da, o insanlar hakkında tahminde öteye geçemiyoruz. 
        Sadece yüz yıl önceki (1926) teknoloji ile günümüz (2026) yılındaki teknolojik gelişmeler dikkate alındığında 100 yıllık teknolojinin ilerleme hızı, on iki bin yıl ile kıyaslanınca karşımıza önceki nesillerin hiç bir şey yapmadıkları ortaya çıkmıyor mu? İnsan yaratılışından itibaren ne ile karşılaştı ki ilerleme sağlayamadı. İnsan hep bir adım ötesini düşünerek hayatta kalma mücadelesi verir, bir şeyler olmuş ki, hayatta kalma çabasından başka bir şey yapmamış. 
        Bu bir suçlama değil elbet. O insanlarda bizim kapasitemize sahiptiler. Yoksa ilerleme kaydettiler de bir an geldi teknoloji sıfırlandı mı? Her şeyini teknolojiye bağlayan insan kendi becerisini unuttu teknolojiye sıfırlanınca da beceriksiz bir varlık olarak ortada kaldı. Hayatta kalabilmek için sıfırdan yeniden başladı. Peki bu sıfırlama olduysa kaç defa oldu. Bundan sonra olacakmı? Ne zaman? Engelli bir fizikçi vardı, vefat etti. Sordular "Dünyanın geleceği nasıl olacak) diye. O da "Üçüncü Dünya savaşı yüksek teknoloji ile olacak, ancak dördüncü Dünya savaşı taş ile sopa ile olacak " demişti. 
           Teknoloji insanlığı esir alıp, insan becerilerini makinalara devrettikten sonra, hiç bir şey bilemeyen insana dönüştukten sonra teknoloji sıfırlanıp insan ortada elinden herşeyi alınmış bir çocuk gibi  kalacak, daha önceleri olduğu gibi. 
          İşler, beceriler sınıflaştı. Herkes ayrı bir dalda uzmanlaşma peşinde. Bir motor ustası, inşaat hakkında bilgi sahibi değil, ya da yazılımcı, tarımdan anlamıyor bunu bu şekilde devam ettirdiğin zaman her iş için ayrı bir birey gerekiyor. Birinin olmadığı bir yerde diğerleride hiç bir şey yapamıyor. Teknoloji ile bağlantıı olarak, herşeyimizi teknolojiye entegre ederek, o dalda olan kişi öldüğü zaman hepimiz ortada ortaçağa dönüyor oluyoruz. Bu şuna benzer dünyanın en zengin insanısın yanına milyon dolarlar alarak yola çıkıyorsun, çölde susadın ama cebindeki paranın sana hiç bir faydası olmuyor.
          İnsan tek başına, başıbiş olarak bırakılamaz. Teknoloji ile her şeyin üstesinden gelse de, aynı teknoloji ile insanlığı da sonlandırabilir, en iyi ihtimalde ise insanlığı sıfırlayabilir. Eğer gerçekten bir sıfırlama olmuşsa bunu yine insan yapmıştır. Binlerce yıllık emeğin bir anda yok olup gitmesi acıdan da öte felaketin en uç noktasıdır her halde. 
        İnsan bilgi birikimini gömmeli, yalnız gömdüğü yeri unutmamalı. 
        Bir görüşe göre, insan boyutlar arasında gidip gelen bir varlık olarak tanımlanıyor. Birinci boyutta ileri ve geri gitme yeteneğini elde ediyor. İkinci boyutta, ileri, geri, sağa sola hareketi öğrendi. Üçüncü boyut bulunduğumuz boyut olarak adlandırılıyor, ileri,geri, sağa, sola, aşağıya ve yukarıya hareket edebiliyor. Burada dikkat ceken şey, dördüncü boyut, dördüncü boyutta cisimlerin varlığı insan için önemsiz olacak, insan bir duvardan diğer tarafa bir zorlukla karşılaşmadan geçecek. Kaybolan bir insan misali. Bu bir beceri olarak adlandırılıyor. Cinler böyle bir yeteneğe sahip, insandan önce yaratıldığı için zamanla bu beceriyi elde ettikleri söyleniyor.  İlginç olan onlar boyutlar arasında gidip gelmeler yapabiliyor. Bu becerilere bütün cinler sahip değil, sadece bilgin olanlar sahip. İnsanında bu duruma sahip olmaması için bir sebep yok. Bilgi ile elde edilen beceri ile dördüncü boyutu geçecekte, diğerleri ne yapacak? Asıl soru, problem bu. Bilgisizliği, kendini nereye götürecek. Hile, torpil, rüşvet ile elde edilemeyen bilgiye ulaşma yollarını nasıl elde edecek? Ya bu imkansızsa. Arafta kalmak bu olsa gerek. 
           
          
         

5 Şubat 2026 Perşembe

AYIP

        Eğitimci yazar, toplum bilinci, yaşam koçu ( ne olduğu daha çoğu insan tarafından anlaşılmış değil) evlilik danışmanı (ne danışılıyorsa) gibi bir çok meslek dalları ortaya çıktı. Bu şunu gösteriyor insanlar mutlu değil, mutluluk adına çok şeyden çok çabuk vazgeçiyor. Tahammül, sabır mazide kalmış bir olgu olarak kitaplarda yerini almış. 
         Bu kadar meslek grubu müşterisi var ki ayakta kalabiliyor. Yanlızlaşan insanın çaresizliğidir bu. Bu meslek grupları insanları bireysel olarak müşteri sınıfı dışında bir de toplumsal rolllerde de yer almaya başladı. Belli bir düşüncenin peşinden giden bu kişiler, kendi grup düşüncesi dışındaki her akım'ı potansiyel düşman etme peşine düştüler. Yalnızca kendileri var, en iyisini bunlar bilir, bunlar doğru düşünür, toplum bunların takip ederse kurtuluşa erir. 
        İnsan yanılır ancak kendilerini yanılmaz gören bu kişiler, son zamanlarda meydanı boş bulunca ayıpları da araştırmaya, kamuoyuna servis etmeye de başladı. Dinen ve vicdanen insanın kendini ilgilendirmeyen başkasının ayıbını gizlemesi tavsiye edilir. Bazı şeyler göründüğünden farklı olmabilir düşüncesi bunlarda yok. Neyi görür, duyarsalar, gerçeği araştırmadan servis etme peşine düşüyorlar. Kendilerini dindar olarak tanımlayanların bu hareketleri Müslüman bir davranış olmadığının farkında değiller. Varsa yoksa kendi grubu. 
       Edep, ahlâk ve haya dairesi içerisinde  Çeşitlilikler zenginlik olarak görülmeli, doğru ancak çeşitlilik varsa bulunur. Mutlak doğru diye bir şey olamaz. Şu grup şunu yapmış, şu cemaat bunu yapmış, şu tarikat şöyle hareket etmiş, komünistler, sosyal demokratlar, Milliyetçiler hakkında söylenen her söz tehlikelidir. Bireysel konuşulmayan bu gibi sözlerin arkasında kaldırılamayacak veballer vardır. Genelleme ile yapılan her söz, orada bulunan herkesi bağlar. O grubun hepsini tanımadığına göre, görmediğin nasıl olduğunu bilmediğin birisi hakkındaki sözler insanı sorumluluk altına sokar. Sana her hangi bir yararı yada zararı dokunmuyorsa Bırak milletin ayıplarını, ayıp bildiğin hareketler, çıkar yol bulunamayınca girilen bir yol olmadığını nereden bileceksin. Zorunluluğun insana yaptıramayacağı şey yoktur. 
       İnsan önce kendine bakmalı, karşısındaki kişide gördüğü yanlış hareket kendisinde var mı? Yok mu? Aynalar ile küs olan başkalarına tavsiye verirken dikkat etmesi gerekir. Her sözün bir de geri dönüşünün olduğunu bilerek hareket etmek insanı doğruya götürür. 
       İnsanların değerleri, inançları bir birikim sonucu, tekrarlanan davranışlardır. Genelleme yapılan her eleştirinin altının doldurulması zorunludur. Diğer türlü eleştiri eleştiri olmaktan çıkar, iftiraya dönüşür. Eleştirdiğin olayın karşısına bir şey koyman gerekir. Seni haklı konumuna herkesi ikna edebilecek koyacağın şey belirler. Diğer türlü konuştuğun her kelime havada kalır. Yalancı, huysuz, güvenilmez olarak yaftalanır, toplum içinde saygınlığını kaybedersin. Tabii bunlar toplumda bir yeri olanlar ve o toplumda bu değerler ön planda tutuluyorsa, geçerlidir. Diğer türlü, değerlerin bir seçiciliği olmaz. Seçici olmayan bir toplumda da ahlâk dan bahsedilemez. 
        Ahlaksız toplum olmaz. Önemli olan bireylerin ahlaktan ne anladığına, nasıl tanımladıklarına bakmak lazım. Sende ahlaklı, normal bir davranış, başka bir toplumda anormal ve ahlaksızlık olarak görülebilir. Önemli olan davranışın iyi olup olmadığına toplumun kendisi değil evrensellik belirler. Toplumların kültürel çatışmalarıda binlerce yıldır bu nedenle çıkar. Kültürel çatışmalarda masaya oturulup anlaşma imzalanmaz. Burada belirleyici olan kültürlerin baskınlığıdır. Bu değişim yıllar, yüzyıllar alabilir. Bazende olur ki kültür tanınmaz hale gelir, yamalı bohça gibi olan bir kültürde fazla yaşamaz. Saldırılara açık ve kabullenme hızlı olur. Toplumun dilini al, kendi hallerine bırak, onlar kendilerini yok eder zaten 

2 Şubat 2026 Pazartesi

DELİLER -23-

      ABD Venezüella ya neden çöktü? Antarktika yı niye istiyor? Binlerce yıllık tarihe bakarsanız güçlülerin yaptığı olağan davranış biçimidir. Romanın Mısır'da ne işi vardı, İskender Hindistan'da ne arıyordu, Cengiz han Bağdat'a niye geldi, Osmanlı Viyana'da ne arıyordu bunun gibi örnekler bitmez. Dünün insanları da bizim gibi eleştiri yapıyordu fakat yine de bu yapılanlara engel olamıyordu. Güçlüler her zaman haklıdır, özellikle haksız olduğu durumlarda. Kurt kuzu hikayesi. Eleştiri yapanlar önce aynaya baksın, gerçek orada. 
--------------------------------------------------------------------
       Öldükten sonra karşılaşacağımız ilk yer sırat köprüsü. Kıldan ince, kılıçtan Keskin, kimine İnce uzun, kimine geniş ve kısa köprü olarak anlatılır. Gerçekten böyle midir? Anlatılan sırat köprüsü ya bu dünyada ise. Vicdan, ahlâk bir sırat değil midir? Herşeyi belirleyen bunlar değil mi? Kimini mazlum kimini zalim yapan bu kavramlar öbür tarafta mı? Yoksa burda mı var? Vicdanını, ahlakını kaybedenler için bir köprü kurulur mu acaba? --------------------------------------------------------------------
      Sağcı,  komünizm tehlikesi olaraktan gördüğü solcu ile, solcuda emperyalizm tehlikesi olarak gördüğü sağcıya  düşmanlık güder. Zamanla düşmanlık çatışmaya dönüşür. Çatışma başladığından itibaren düşmanlığın sebebi bir kenara atılır. Her ikiside aynı amaçda birleşerek çatışır. Her ikisine de sorsan: çatışmanın sebebi nedir? diye, her ikisiside gerçek çatışma amacını söylemezler. Çatışma oradan uzaklaştırır. Hedefte zaten budur. Bunları çatıştıran hedef olmak ister mi? Bütün ülkelerdeki  düşmanlıkların, çatışmaların sebebi ile sonucu hiç birbirini tutmaz. 
--------------------------------------------------------------------
      “Şüphesiz Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.  (Nisâ 4/58)
         Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder. (Nahl, 16/90)
       “Anne-babaya ihsanı emretti.” (İsrâ 17/23)
          Emir sadece, "kesinlik, mutlak" bildirilerek bu ayetlerde geçiyor. Bunlar İslam'ın şartları arasında niye yok? Emevi Müslümanlığından uzak durun derken bunu kastediyorlar. Bu ayetler adaletli olmayan hiç bir yöneticinin işine gelmez 
--------------------------------------------------------------------
        " İnsan en çok sevmediklerinin sözlerini unuturmuş" Allah'ı çok seviyorsak sözlerini niye unutuyoruz. Unutmuyorsak sözümüzde niye durmuyoruz. Bizler Galu Belada (Sonsuzluk aleminde) Allah bize rabbin kim dediğinde "Sensin" demedik mi. Ona dünyaya gönderileceğimiz taktirde Emir ve yasaklarına uyacağımıza söz vermedik mi? Şöyle bir bakın sözünde duran kaç kişi var. Bir defa aldatan bir daha aldatır. Bugün beni satan yarın seni de satar. İnsanlar pazarcı olmuş eline ne geçerse satılığa çıkarıyor. 
--------------------------------------------------------------------
     En düşük emekli aylıkları ile ilgili her tarafta bir propaganda var. Bu iyi niyet ile yapılmıyor. Emeklileri bölme parçalama politikası gibi geliyor. Hükümetin bir kanadı verilsin, diğer taraf vermeye pek sıcak değil. Sorun tüm emekliler değilde sadece en düşük emekli aylıkları dillendilmesinde iyi niyet yok gibi. Samimi olanlar meclise gelen emekli aylıklarının arttırılması kanun teklifine evet der. Samimiyeti gün gelince göreceğiz. Dağ yine fare doğurmaz inşallah. 
--------------------------------------------------------------------
        Cinayet işlemek sıradanlaştı. Yan baktı öldür, hırsızlık ona keza. Suç oranları arttı. Zarar gören ben, affeden sen. Suç işleyen biliyor cezanın, cezalandırma olmadığını. Kader mahkûmu. Uyuşturucu sat, hırsızlık yap, tecavüz et, dolandırıcılık yap yakalan, ceza al, sonra dön kader mahkûmu. Kaderin mahkûmu mu olur. Kader cezalandırma aracımıdır? Kader sana doğru yolu gösterir, sen yanlış tercih yapmışsa, kaderin suçu ne? Bütün bunların sorumlusunu dışarda arama, sorumlu yine sensin. İnsan bir suçun hem mağduru hem suçlusu olur mu? Olur. 
--------------------------------------------------------------------
      İnsanları bilinmeyeni çok uzaklarda, ulaşılamayacak kaf dağının arkasında arar. Halbuki aradığı şey hemen yanıbaşındadır. Peki bu uzaklarda arama merakı nereden geliyor? Yine kendisinde. Aradığı şeyi bulmak istemiyor. Bulacağı şey, nefse ağır geliyor. Bir ömür aramakla geçiriyor. Kendinden sonra gelen nesiller, kalınan yerden değil, baştan başlıyor. Aramak, o yolda ömür tüketmek vicdanını rahatlatıyor, kendini sorumluluktan kurtardığına inandırıyor. Sonrada kurtuldum diyor. Bilmiyor ki kaybolup gitti 

SINIF

      Hayatlar arasında her zaman perdeler vardır. Birinin yaşadığı hayatı diğeri sadece hayal edebilir. İnsan hayatı üç şekilde yaşar.  Yer...